Saha Araştırmaları Merkezi’nin (SAMER) 22 Ağustos-15 Eylül 2026 tarihleri arasında X/Twitter’da yaptığı inceleme, Rojava ve Suriye’deki Kürtlerin Suriye devlet yapısına entegrasyonu, Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) bağımsız askeri yapı olarak sona ermesi ve yeni siyasal düzen etrafındaki tartışmaların zaman içinde önemli bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koydu.
Araştırmada 175 sosyal medya paylaşımı nitel içerik analizi yöntemiyle incelendi. Paylaşımlar yalnızca içerikleri bakımından değil, taşıdıkları siyasal anlamlar ve duygusal çerçeveler açısından da değerlendirildi.
Araştırmaya göre, dönemin başlangıcında bazı bağlamlarda olumlu seyreden tartışmalar, Sîpan Hîznî olarak bilinen Sami Şeyhmus Heso’nun öldürülmesinin ardından kırılma yaşadı. Entegrasyona ilişkin söylemlerde kaygı ve güvenlik başlıkları daha görünür hale geldi.
“DESTEK YA DA KARŞITLIK” İKİLİĞİ YETERLİ DEĞİL
SAMER’in bulgularında entegrasyona ilişkin üç temel yaklaşım öne çıkıyor. Olumlu yaklaşım, entegrasyonu çatışmanın sona ermesi, siyasi normalleşme ve Kürtlerin yeni Suriye’nin kuruluşuna katılımı olarak değerlendiriyor.
Koşullu yaklaşım ise entegrasyonun dil, kültür, siyasi temsil, güvenlik ve kurumsal devamlılık alanlarında somut güvenceler sağlanması halinde kabul edilebilir olduğunu savunuyor. Eleştirel yaklaşımda ise süreç, mevcut kazanımların tasfiyesi, merkeziyetçiliğin güçlenmesi ve asimilasyon riski üzerinden ele alınıyor.
Araştırmaya göre bu yaklaşımlar arasında kesin sınırlar bulunmuyor. Aynı paylaşımda çatışmaların sona ermesine ilişkin umut ile hak kaybı endişesi, yeni siyasal düzene katılma isteği ile merkeziyetçilik korkusu bir arada bulunabiliyor.
Bu nedenle çalışmada öne çıkan temel analitik kavram “koşullu umut” olarak ifade ediliyor.
TARTIŞMANIN ODAĞI ASKERİ YAPIDAN GÜNDELİK YAŞAMA KAYDI
Araştırmanın başlangıcında SDG’nin feshi, askeri entegrasyon ve yeni siyasal düzenin niteliği tartışmaların merkezindeyken, eylül ayının ilk yarısında gündem giderek Kürtçe eğitim, siyasi haklar, kültürel kimlik, yerel kurumların geleceği ve güvenlik sorunlarına yöneldi.
Böylece tartışmanın temel sorusu da değişti. Başlangıçta “Entegrasyon gerçekleşecek mi?” sorusu öne çıkarken, ilerleyen süreçte “Gerçekleşen entegrasyon nasıl bir düzen yaratacak?” sorusu belirleyici hale geldi.
KÜRTÇE EĞİTİM İLK TOPLUMSAL SINAMALARDAN BİRİ
Kürtçe eğitim tartışması, entegrasyonun kurumsal bir düzenleme olmaktan çıkarak günlük yaşamda nasıl karşılık bulacağının başlıca göstergelerinden biri olarak öne çıktı.
İncelenen paylaşımlarda Kürtçenin tanınması bazı kullanıcılar tarafından önemli bir kazanım olarak değerlendirilirken, eğitimde kullanımının sınırlandırılması yetersizlik veya geriye gidiş olarak yorumlandı.
Araştırmaya göre kullanıcıların odağında yalnızca Kürtçenin resmi olarak tanınması değil, dilin eğitim hayatında fiilen kullanılabilmesi bulunuyor. Kürtçe; kimlik, kültürel hafıza, toplumsal aidiyet ve gelecek kuşakların devamlılığıyla ilişkilendiriliyor.
GÜVENLİK OLAYLARI ENTEGRASYONA DUYULAN GÜVENİ ETKİLEDİ
Sami Şeyhmus Heso’nun öldürülmesi ve Kobanê cezaevi olayı, tartışmayı güvenlik ve devlet kapasitesi başlıklarına taşıdı.
Araştırmada, eski bir SDG mensubu olarak Suriye ordusunda görev yaptığı sırada öldürülen Heso’ya ilişkin paylaşımların, devlet kurumlarına katılımın eski SDG mensupları açısından gerçek bir güvenlik güvencesi sağlayıp sağlamadığı sorusunu gündeme getirdiği belirtiliyor.
Kobanê cezaevi olayıyla birlikte tartışma daha geniş bir soruya dönüştü: Yeni devlet yalnızca hakları tanımakla mı yetinecek, yoksa Kürtleri ve bölge halkını koruyabilecek mi?
SAMER, olaylara ilişkin fail ve sorumluluk iddialarını doğrulanmış olgular olarak değerlendirmediğini; bunları sosyal medya kullanıcılarının oluşturduğu nedensellik ve sorumluluk anlatıları olarak ele aldığını belirtiyor.
KOBANÊ HAFIZASI YENİ DÜZENİN ÖLÇÜTLERİNDEN BİRİ
Kobanê ve IŞİD’e karşı mücadele hafızası da yeni siyasal gelişmelerin değerlendirilmesinde önemli bir referans noktası olarak öne çıkıyor.
Paylaşımlarda geçmişte verilen mücadelenin bugünkü siyasal sonuçlara ne ölçüde yansıdığı sorgulanırken, geçmiş mücadele bir yandan dayanışma ve toplumsal aidiyeti güçlendiriyor, diğer yandan geçmişte ödenen bedeller ile bugünkü sonuçlar arasında uyumsuzluk görüldüğünde hayal kırıklığı ve kayıp duygusunu artırıyor.
Bu nedenle Kobanê hafızası, yeni siyasal düzenin meşruiyetinin değerlendirilmesinde kullanılan ölçütlerden biri haline geliyor.
ŞAM YÖNETİMİ VE KÜRT AKTÖRLERİNE İLİŞKİN ALGILAR AYRIŞIYOR
Araştırmada Şam yönetimine yönelik söylemlerin de iki farklı yönde şekillendiği görülüyor. Bir söylem alanında Şam yönetimi, Kürtleri yeni devlet düzenine dahil eden ve savaş dönemini sona erdirmeye çalışan bir aktör olarak görülüyor. Diğerinde ise merkezi devletin güçlenmesi, savaş döneminde Kürtlerin geliştirdiği kurumların zayıflamasıyla ilişkilendiriliyor.
Şam’a yönelik güven veya güvensizliğin büyük ölçüde uygulamaların niteliği ve kurumsal güvencelerin somutluğu üzerinden şekillendiği belirtiliyor.
Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’e ilişkin değerlendirmelerde de benzer bir ayrışma görülüyor. Olumlu söylemlerde iki isim askeri çatışmadan siyasi çözüme geçişi sağlayan aktörler olarak sunulurken, eleştirel paylaşımlarda sürecin yönetimine ilişkin sert eleştiriler yer alıyor.
UMUT, KAYGI VE ÖFKE AYNI SÜREÇTE ORTAYA ÇIKTI
Dönemin başlangıcında umut, beklenti ve temkin duyguları öne çıkarken, hakların geleceğine ilişkin belirsizlik, Kürtçe eğitim tartışmaları ve güvenlik olaylarıyla birlikte kaygı, hayal kırıklığı, güvensizlik ve öfke daha görünür hale geldi.
Ancak araştırmaya göre öfke ve protesto her zaman entegrasyonun reddedilmesi anlamına gelmiyor. Bazı paylaşımlarda protesto, entegrasyonun daha adil, güvenli ve hak temelli biçimde gerçekleştirilmesi talebinin ifadesi olarak ortaya çıkıyor.
Bu nedenle SAMER, söylemsel dönüşümü basit bir destekten karşıtlığa geçiş olarak değil; barış arzusu, güvence beklentisi ve uygulamaların sınanması arasındaki hareketlilik olarak değerlendiriyor.
“ENTEGRASYON TAMAMLANMIŞ BİR SONUÇ DEĞİL”
Araştırmanın genel sonucuna göre SDG’nin bağımsız askeri yapı olarak sona ermesi, Kürt meselesini ortadan kaldırmaktan çok tartışmanın niteliğini değiştirdi.
Askeri statü tartışmasının yerini giderek anayasal statü, siyasi temsil, Kürtçe eğitim, kültürel haklar, yerel kurumların geleceği ve güvenlik başlıkları aldı.




