ÖZEL HABER-Mehmet TÜRK

Diyarbakırlı tiyatro oyun yazarı Cuma Boynukara, toplumsal gerçekleri, insanın vicdanıyla hesaplaşmasını ve tarihsel hafızayı sahneye taşıyan eserleriyle çağdaş tiyatronun isimleri arasında dikkat çekiyor. Yıllara yayılan sanat yaşamında çok sayıda oyun kaleme alan Boynukara’nın eserleri farklı dillerde yayımlanırken, beş kitabının Kürtçeye çevrilmesi kültür ve edebiyat dünyasında önemli bir gelişme olarak öne çıkıyor.

DİYARBAKIR’DAN, EVRENSELE UZANAN SANAT YOLCULUĞU

25 Haziran 1964’te Diyarbakır’da dünyaya gelen Cuma Boynukara, çağdaş Türk tiyatrosunun önemli oyun yazarları arasında, saygı duyulan bir karakter olarak gösteriliyor. Diyarbakır Lisesi’nden mezun olduktan sonra Diyarbakır Halk Eğitim Merkezi’nde tiyatro çalışmalarına katılan Boynukara, genç yaşlarda başladığı sanat yolculuğunu yıllar içinde yazarlık, yönetmenlik ve dramaturgluk alanlarında sürdürdü.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü1

Henüz 22 yaşındayken Oktay Arayıcı’nın Rumuz Goncagül oyununu yöneten Boynukara, 1987 yılında Diyarbakır Sanat Tiyatrosu’nu kurdu. Bu tiyatroda, Aladağlı Mıho, 72. Koğuş, Bekçi Murtaza ve benzeri oyunları yönetti. 1990 yılında da Diyarbakır Belediyesi Orhan Asena Tiyatrosu’nu kuruluşunda yer aldı. 1995 yılında da bu tiyatronun Sanat Yönetmenliğini üstlendi. Boynukara, o tiyatro da bir çok oyun yönetti.

1995 yılından sonra İstanbul’a geçen Boynukara, Bakırköy Belediyesi Tiyatroları’nda dramaturg olarak çalıştı. 1998’den itibaren Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nin yöneticiliğini üstlenerek sanat yaşamını farklı alanlarda sürdürdü.

“TİYATRO SADECE METROPOLLERDE YAPILMAZ”

Cuma Boynukara’nın tiyatro anlayışının temelinde, sanatın belirli kentlere ve merkezlere hapsedilemeyeceği düşüncesi bulunuyor. Ona göre tiyatro yalnızca büyük metropollerin modern sahnelerinde değil, Diyarbakır’da, bir traktör kasasında ya da eski bir sinema salonunda da hayat bulabilir. Bu yaklaşım, Boynukara’nın sanatını yalnızca bir yazarlık faaliyeti olmaktan çıkararak tiyatronun coğrafyayla, toplumla ve insanın yaşam koşullarıyla ilişkisini sorgulayan bir çizgiye taşıyor.
1990’lı yıllardan itibaren dikkat çeken oyun yazarları arasında yer alan Boynukara, politik meseleleri ele alırken kalıplaşmış ifadelerden ve klişe sloganlardan uzak duruyor. Karşıtlıkları, çelişkileri ve insanın iç dünyasındaki çatışmaları ustalıkla işleyen yazar, yerelden beslenen hikayelerini evrensel temalarla buluşturuyor.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü4

GÖÇ, İKTİDAR, VİCDAN VE HAFIZA SAHNEDE

Boynukara’nın oyunlarında toplumsal gerçeklerin yarattığı zorluklar, tarihsel gelişmeler, bölgesel sorunlar ve insan trajedileri önemli bir yer tutuyor. Eserlerinde yalnızca yaşanan olayları aktarmakla yetinmeyen yazar, insanın bu olaylar karşısındaki tutumunu, ahlaki tercihlerini ve iç hesaplaşmalarını da sorguluyor.
Tiyatro araştırmacısı Prof. Dr. Hülya Nutku’nun değerlendirmelerinde de Boynukara’nın oyunlarının tematik yapısında toplumsal gerçeklerin oluşturduğu güçlüklerle destanların düşsel dünyasındaki açmazların öne çıktığına dikkat çekiliyor. Bu yönüyle Boynukara’nın tiyatrosu; göç, iktidar, vicdan, hafıza ve direniş gibi evrensel meseleleri yerel deneyimlerle buluşturan özgün bir anlatım dünyası oluşturuyor.

“MEM İLE ZİN” İLE GELEN HUKUK MÜCADELESİ

Cuma Boynukara’nın sanat yaşamında Mem ile Zin, yalnızca edebi bir uyarlama olarak değil, aynı zamanda telif hakları ve kültürel hafıza açısından da önemli bir yere sahip.

Ahmedê Xanî’nin klasik eseri Mem û Zîn’den hareketle kaleme aldığı oyun, 1995 yılında Veysel Öngören’in rejisiyle Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nda sahnelendi. Eser, daha sonra 2012-2013 tiyatro sezonunda Van Devlet Tiyatrosu tarafından da sahneye taşındı.

Ancak Boynukara, bu sahneleme sırasında metinde anlamı ve kurguyu bozacak değişiklikler yapıldığı iddiasıyla Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’ne karşı hukuki mücadele başlattı. İstanbul Anadolu 1. Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi’nde görülen davada yazar lehine karar verildi.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü2

10 YILLIK, “NEVRUZ” DEĞİL, “NEWROZ” ZAFERİ!

Boynukara’nın oyun metnindeki “Nevruz” ifadesinin “Newroz” olarak düzeltilmesi için yürüttüğü yaklaşık 10 yıllık hukuk mücadelesi de Yargıtay aşamasında lehine sonuçlandı. Bu süreç, yazarın eserleri üzerindeki haklarını koruma çabasının yanı sıra dilin, kültürel kimliğin ve sanatsal ifadenin korunması bakımından da dikkat çekti.

BEŞ KİTABI KÜRTÇEYE ÇEVRİLDİ

Cuma Boynukara’nın yıllar içinde kaleme aldığı tiyatro oyunlarının Kürtçeye çevrilmesi, yazarın eserlerinin farklı dil ve kültür çevreleriyle buluşması açısından önemli bir adım oldu. Boynukara’nın oyunlarını içeren beş kitap, Canut Yayınevi İpekyolu Edebiyat Dizisinde yayımlandı. Bu kitaplardan üçünün Kürtçe baskısı tamamlandı.
Kürtçe baskısı tamamlanan eserler arasında “Ateşle Gelen - Mem ile Zîn”, “Beceriksizler - Yoksun” ve “Ölüm Uykudaydı - Görüldü - Suyun Rengi” bulunuyor.
“Günaydınlara Uyanmak - Muhtaro - Çok Geç Olmadan” ile “O’nun Saltanatı” adlı kitapların Kürtçe baskı çalışmaları ise devam ediyor. Rahmetûllah Karakaya, Fehim Işık, Zülküf Kışanak, M. Sait Alpaslan ve Aydın Orak’ın çevirileriyle hazırlanan eserler, Boynukara’nın tiyatro birikimini Kürtçe okurlarla buluşturmayı amaçlıyor.

ESERLERİYLE TOPLUMSAL HAFIZAYA TANIKLIK EDİYOR

Boynukara’nın öne çıkan oyunları arasında Çok Geç Olmadan, Muhtaro, Mem ile Zin, Ölüm Uykudaydı, Beceriksizler, Suyun Rengi, O’nun Saltanatı, Yoksun ve Görüldü yer alıyor.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü9

1993 yılında kaleme aldığı ‘çok geç olmadan’, Kültür Bakanlığı Oyun Yazma Yarışması’nda ödüle değer görülürken, Muhtaro 1994 yılında Salihli Belediyesi yarışmasında mansiyon aldı. O’nun Saltanatı ise Adana Tiyatro Derneği tarafından ikincilik ödülüne layık görüldü.

Yazarın eserleri arasında yer alan Yoksun, 1993 yılında Kevin Carter’ın Pulitzer ödüllü, açlık çeken bir çocuk ile akbabayı konu alan fotoğrafından hareketle vicdan meselesini sorguluyor. Ölüm Uykudaydı ise 1970’li yılların Latin Amerika’sında baskıya karşı açlık grevine giden dört sanatçının direnişini konu ediniyor.
Bambu Kültür Yayınları’nın Bambu Tiyatro Kitaplığı serisinde bu iki oyunun yeniden yayımlanması da Boynukara’nın tiyatro metinlerinin yeni okurlarla buluşmasına katkı sağlıyor.

Eserleri başta Devlet Tiyatroları ve şehir tiyatroları olmak üzere çeşitli tiyatrolarda sahnelenen Boynukara, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Tiyatro Yazarları Derneği üyeliğiyle de edebiyat ve tiyatro dünyasındaki çalışmalarını sürdürüyor.

DİYARBAKIR’IN KÜLTÜR MİRASINA KATKI

Cuma Boynukara’nın sanat yolculuğu, Diyarbakır’dan beslenen bir yazarın toplumsal meseleleri evrensel bir tiyatro diliyle anlatma çabasını ortaya koyuyor. Kentin tarihsel birikimini, insan hikâyelerini ve toplumsal çelişkilerini eserlerine taşıyan Boynukara, tiyatroyu yalnızca sahnede sergilenen bir sanat olarak değil, aynı zamanda hafızayı canlı tutan ve insanı kendisiyle yüzleştiren bir anlatım alanı olarak ele alıyor. Oyunlarının farklı dillere çevrilmesi, yeniden yayımlanması ve çeşitli tiyatrolarda sahnelenmesi, bu birikimin daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlıyor.

Diyarbakır’da başlayan sanat serüvenini evrensel meselelerle buluşturan Cuma Boynukara, kaleme aldığı oyunlarla hem çağdaş tiyatroya hem de kentin kültür ve sanat hafızasına katkı sunan isimler arasında yer alıyor.

VEYSEL BABAYI UNUTMADI!

Veysel Öngören, Diyarbakır Şehir Tiyatroları başında olduğu dönemde tiyatro oyun yazarı Cuma Boynukara'nın kaleme aldığı ve Türk tiyatrosunda önemli bir yere sahip olan "Mem û Zîn" adlı tiyatro oyununun ilk kez sahneye taşınmasını sağlayan yönetmenliği (rejiyi) üstlenmişti. Öngören, profesyonel tiyatro dünyasındaki yürüyüşüne güçlü bir sanatsal destek verdiği Boynukara da, şair-yazar Velsel Öngören’i unutmadı. Boynukara Kürtçe’ye çevrilen “Arîn – Mem û Zîn” adlı eserini, “Veysel babaya” diyerek ona adadı.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü3

ÇEVİRMENLER, CUMA USTA İLE İLGİLİ NE DEDİ?

Rahmetullah Karakaya, Fehim Işık, Zülküf Kışanak, M. Sait Alpaslan ve Aydın Orak, kitaplarını Kürtçe’ye çevirdikleri ve “Usta” dedikleri Cuma Boynukara’nın karakteri ve tiyatroya olan ilgi ve öngörüsünü anlattı.

AYDIN ORAK : Cuma Boynukara’nın Beceriksizler oyununu Kürtçeye çevirmek ve bu çevirinin kitap olarak yayımlanmasını görmek benim için kıymetli bir çalışma. Tiyatro, yalnızca sahnede hayat bulan bir sanat değil; diller, kültürler ve insanlar arasında bağ kuran güçlü bir ifade alanıdır. Bir tiyatro metnini başka bir dile taşımak, sözcükleri çevirmekten öte, eserin ruhunu, duygusunu ve düşünsel dünyasını o dilde yeniden kurmayı gerektirir. Bu çalışmanın Kürtçe tiyatro edebiyatına katkı sunmasını ve Kürtçenin farklı türlerdeki edebî üretimlerle daha da zenginleşmesine vesile olmasını diliyorum.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü6

M.SAİT ALPASLAN: 1980 sonrası Diyarbakır kent kültüründe, özellikle de tiyatro alanında Cuma Ustanın (Boynukara) varlığı yadsınamaz bir iz bırakmıştır. 90’lara kadar reji ve oyunculuk, 90’larda da yazar olarak. Bu yolculuğun ilk çeyreğinden sonra sürekli Cuma Ustayla çalıştım. Bazen oyunlarını, ilk okuyanlardan biri oldum, bazen düzeltmen. Oyunlarıyla tüm bir coğrafyayı anlatıp kültürde evrensel düzeylere çıkarmayı başardığını müşahade ediyordum. Oyunlar tarihin Kürdî bölümünü kronolojik bir sıralamaya almış, aşktan kavga, tutsaklıktan yokluğa bütün katmanları bünyesinde barındırmaktaydı. Mirin Di Xewê De Bû/Ölüm Uykudaydı oyununu 2010-13 sezonlarında bölgede bir çok ilde, Kürdistan Özerk Bölgesi’nde, batıda ve nihayet Avrupa’da sergilerken ciddi bir dramaturji çalışması yapmak zorunda kaldım, çevirmen arkadaşlar her ne kadar Kürtçe’ye hakimlerse de tiyatro konusunda bilgisizdiler. Oysa tiyatro salon dili değil, çok kere sokak dilini, günlük sıradan dili kullanır. Bu dramaturji nedeniyle oyun neredeyse yeniden çevrilmiş oldu. Bunun üzerine Cuma Usta’dan gelen teklif üzerine, oyunlarının bir kısmının çevirisini yapmak istedim. Bunlar Mirin Di Xewê De bû (Ölüm Uykudaydı), Dîbarî (Görüldü), Beriya Derengiyê (Çok Geç Olmadan), Li Rojbaşan Hişyarbûn (Günaydınlara Uyanmak) ve Muxtaro (Muhtaro) idi. Oyunlar ilk defa bir külliyat biçiminde derli toplu ve çok dilli yayınlanacağı için, azami özenle makul bir çeviri yapıldı/yapılıyor. Dolayısıyla hem Türkiye’de hem Kürtçe’de okunabilecek ve oynanabilecek yepyeni bir tiyatro serisi oluşturuldu. Özellikle dönem dönem kısırlığa düşen repertuara taze kan olacak bu seriyi oluşturmada emeğim geçtiği için onur duyuyorum.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü5

FEHİM IŞIK: Cuma Boynukara, çocukluk yıllarından beri tanıdığım yetenekli bir arkadaşımdır. Kendisi daha çok gençken Tiyatro’ya ilgi duyan biriydi. 12 Eylül’den sonra ise bu çabalarını amatör bir ruhla ama profesyonel olarak sürdürdü. Okul sıralarını bir araya getirerek sahneler kurdu ve bu sahnelerde kurulan oyunları yönetti. En çok aklımda kalan onun Aladağlı Mıho oyununu sahneye taşımasıdır. Çok zor koşullarda yaptı. Tehditler aldı ama vaz geçmedi. Bu yönüyle Aladağlı Mıho, o zor yılların belki de takdir edilmesi gereken en önemli çalışmalarındandır.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü7

Cuma Boynukara, dönemin tüm zorluklarına rağmen çalışmalarını ısrarla sürdürürken bir yandan da oyunlar yazmaya başladı. İçinde kalan en önemli ukde ise eserlerinin Kürtçeye çevrilmesi ve Kürtçe olarak oynanmasıydı. Asimile olmuş bir Kürt olarak, neredeyse tüm oyunları ağırlıkla Kürtlerin yarasına dokunurken eserlerinin Kürtçe ile buluşamaması, onun Kürdi yüreğini de zorluyordu. Nihayetinde benim de aralarında olduğum bir kısım arkadaşın çabasıyla eserlerinin bazıları Kürtçeyle buluştu. Mem û Zîn, Arîn ve birkaç eseri daha Kürtçeye çevrilip basıldı; ardından sahnelendi.

Cuma Boynukara şahsında görülen bu realite, aslında bir trajedinin de yansımasıdır. Kürtlerin kendi dillerini kullanamamasının yarattığı acıdır. Bunu toplum belki en çok Yaşar Kemal’de görmüştür ama Cuma Boynukara da bu acıyı içinde derin bir biçimde yaşayan edebiyatçılarımızdan, oyun yazarlarımızdan biridir. Ve hiç kuşkusuz bu ayıp, yazarlarımıza, edebiyatçılarımıza değil, Kürtleri yok sayan, dillerini yasaklayan, asimilasyon ile bitirmek isteyenlerin ayıbıdır.

Tabi Cuma Boynukara’nın üretkenliğine de değinmek gerekir. Tanıdığım Cuma, hiç pes etmedi. Yaşamının her anında inandığı doğrulardan vaz geçmeden, Kürtleri, Kürtlerin tarihini, dilini, edebiyatını, sanatını ve en önemlisi tiyatrosunu önemsedi. O, ürettikleriyle farklılığını da gösterdi. Dili birileri unuttursalar bile kimse yüreği koparıp atamıyor. Cuma Boynukara, ürettikleriyle, inadıyla, Türkçe de yazsa, Kürdün gönlünü, sevgisini, acısını, coşkusunu yazdı ve yazmaya, üretmeye de devam edecek. Çünkü dilini söküp ondan alsalar da onun yüreğindeki Kürt tarafını kimse alamadı; ürettikleriyle alınmasına müsaade etmedi.

ZÜLKÜF KIŞANAK: Sevgili Cuma Boynukara, iyi bir baba, iyi bir dost, iyi bir tiyatro insanıdır. Onunla Aladağlı Miho oyununun İzmir turnesi sırasında tanıştık, dost olduk. Odur budur görüşüyoruz. Her İstanbul’a gidişimde mutlaka Cuma’ya uğrarım, misafiri olurum, sabahlara kadar sanatı, edebiyatı, tarihi, daha çok memleket meselelerini onunla konuşuruz. Bu güzel sohbetlerin birinde Mem ile Zîn’i Kürtçe’ye çevirmemi istedi. Edebi bir metni, özellikle de tiyatro metnini çevirmenin zor olduğunu bile bile bu önerisini kabul ettim, çevirdim. İyi ki de çevirmişim.

Her 8 kadından biri meme kanseri riski ile karşı karşıya
Her 8 kadından biri meme kanseri riski ile karşı karşıya
İçeriği Görüntüle

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü8

RAHMET KARAKAYA: 76 yıllık ömrümde, en çok gurur duyduğum iki olay, yasaklı anadilim Kürtçe ile yayınlanan iki kitaptır.
İlki, 2000’de, Scala Yayınları’nın çıkardığı hikaye kitabım, “Xezala min, Delala min” dir. Dördüncü kitabım olan eseri, gururla dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e ithaf ettim. İkincisi ise değerli tiyatro yazarı kardeşim Cuma Boynukara’nın, iki Kürt klasiği eseri “Mem u Zin” ve “Arin”i, Türkçeden Kürtçeye çevirme teklifidir. Bir Ramazan ayında, iki kitabı tercüme ettim. En büyük desteği, değerli Kürdolog Zana Farkini’nin “Türkçe- Kürtçe Sözlüğü”nden aldım. Kürtçe öğretmenim Fehim Işık da, sabırla eksiklerimi tamamladı. Bu nedenle Kürtçe kitabımı, 15 yıllık hapsi göze alarak yayınlayan Scala Yayınları sahibi Hakan Feyyat’a, tercüme fırsatı veren Cuma Boynukara’ya, Mamoste Fehim Işık’a, Zana Farkini’ye, bir kez daha minnet duygularımı iletirim. Hayatımın dördüncü çeyreğinde, tercüme ettiğim iki Kürt klasiğinin üçüncü baskısını görmek, tek kelimeyle ömrüme ömür kattı.

Tiyatroda Dil Ve Hafıza Köprüsü

Muhabir: Mehmet TÜRK