Türkiye siyasetinde cezaevine düşen ama hiçbir zaman gündemden düşmeyen Selahattin Demirtaş’ın siyasi yaşamında bir dönüm noktasıdır “Seni Başkan yaptırmayacağız” çıkışı. Parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine giden süreçte söylenen bu söz Demirtaş’ın siyasi hayatını dört duvar arasında yıllarca sürdürmek zorunda bırakılmasına neden olmuştu. Demirtaş, 4 Kasım 2016’dan bu yana demir parmaklıklar arasında Türkiye siyasetinde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Kürt siyasal hareketinin etnik-kimlik siyasetinden Türkiyelileşme siyasetine geçişte azımsanmayacak katkıları olan Demirtaş’ın, siyasi portresini özetlemeye çalışalım:

Selahattin Demirtaş; Kürt siyasetinin sınırlarını aşarak Türkiye siyasetinde nasıl bir figüre dönüştü?

Türkiye siyasetinde bazı isimler yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, temsil ettikleri siyasal tartışmalarla da kalıcı iz bırakıyor. Selahattin Demirtaş bu isimlerden biri. 1973'te Diyarbakır'da doğan Demirtaş'ın siyasete uzanan hikâyesi klasik bir parti yöneticiliğinden başlamadı. Hukuk eğitiminin ardından insan hakları alanında çalıştı; Diyarbakır Barosu'nun cezaevi çalışmalarında, İnsan Hakları Derneği'nde ve insan hakları örgütlerinde görev aldı. Daha sonra milletvekilliği, parti yöneticiliği ve cumhurbaşkanlığı adaylığı geldi.

Türkiye Siyasetine Demirtaş Etkisi

Demirtaş'ın siyasi hikâyesinin merkezinde birbirine zıt iki gerçek bulunuyor:

Bir tarafta milyonlarca seçmenin oyunu almış, özellikle 2014-2015 döneminde Kürt siyasi hareketinin Türkiye geneline açılmasının sembol isimlerinden biri haline gelmiş bir siyasetçi bulunuyor. Diğer tarafta ise 2016'dan beri cezaevinde olan, hakkında çok sayıda dava ve mahkûmiyet bulunan ve AİHM'in üç ayrı kararında tutukluluğuna ilişkin ihlal tespitleri yaptığı bir siyasetçi var. Bu iki tabloyu birlikte okumadan Demirtaş'ın Türkiye siyasetindeki yerini anlamak mümkün değil.

Siyasete giden yol: İnsan haklarından parlamentoya

Demirtaş'ın siyasi kimliğinin ilk önemli özelliği, siyasete doğrudan parti örgütünden değil, hukuk ve insan hakları alanından gelmiş olmasıydı. Demirtaş’ın özgün bir siyasal figür olmasının temelinde de bu olsa gerek. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Demirtaş, Diyarbakır'da avukatlık yaptı. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi'nde yöneticilik ve başkanlık görevlerinde bulundu; Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü'nün Türkiye yapılanmalarındaki çalışmalarda yer aldı.

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

2007 genel seçimlerinde Diyarbakır'dan milletvekili seçilmesiyle parlamentoya girdi. Daha sonra Hakkâri milletvekili oldu; DTP grup başkanvekilliği yaptı ve BDP'nin eş genel başkanlığına getirildi. Bu dönem aynı zamanda Kürt siyasi hareketinin yeni bir arayış içerisinde olduğu yıllardı.

DTP'nin 2009'da kapatılması sonrasında BDP'nin kurulması, ardından HDP'nin ortaya çıkması, Demirtaş'ın siyasal çizgisinin de giderek Kürt kimliğinin siyasi temsilinden daha geniş bir Türkiye muhalefeti ve demokrasi söylemine doğru genişlemesine zemin hazırladı.

2014: Demirtaş'ın ülke çapında tanınmaya başladığı dönüm noktası

Demirtaş açısından en önemli kırılmalardan biri 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimi oldu.

HDP'nin adayı olarak yarışan Demirtaş, yaklaşık 3,96 milyon oy ve yüzde 9,76 oy aldı.

Bu sonuç iki açıdan önemliydi.

Birincisi, Kürt siyasi hareketinden gelen bir adayın yalnızca Kürt seçmenlere seslenen bir kampanya yürütmek yerine Türkiye'nin batısındaki seçmene de ulaşabileceğini gösterdi. Bu Kürt siyasetinin Türkiyelileşme adımının da somutlanmasıydı. İkincisi, Demirtaş'ın kişisel siyasi markasının HDP'nin kurumsal kimliğini aşmaya başladığını ortaya koydu. Bu dönemde Demirtaş'ın kullandığı dil de dikkat çekiciydi:

“Biz” kavramını yalnızca Kürtler üzerinden değil, farklı kimliklerin, inançların, kadınların, gençlerin, emekçilerin ve demokratik muhalefetin ortak paydası üzerinden kurmaya çalıştı. Bu, onu önceki kuşak Kürt siyasetçilerinden ayıran önemli unsurlardan biriydi.
7 Haziran 2015: Zirve noktası

Demirtaş'ın siyasi kariyerindeki belki de en kritik dönemeç 7 Haziran 2015 seçimleri oldu.

HDP yüzde 12,96 oy alarak 80 milletvekili çıkardı. YSK'nın kesin sonuçlarında HDP'nin oy sayısı 5 milyon 847 bin 134 olarak kayda geçti. Bu sonuç yalnızca HDP açısından değil, Türkiye'nin siyasal dengeleri açısından da tarihi bir sonuçtu. AK Parti tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybetti. HDP ise ilk kez parti olarak seçimlere girip yüzde 10 barajını açık biçimde aşarak parlamentoya güçlü bir grup halinde girdi. Bu başarı Demirtaş'ın kişisel siyasi ağırlığını da artırdı. Demirtaş'ın özgünlüğü burada belirginleşti.

Demirtaş'ın siyasi tarzının en ayırt edici yönlerinden biri, Kürt meselesini Türkiye'nin genel demokratikleşme meselesiyle birlikte anlatmaya çalışmasıydı. Bu nedenle onun siyasi söyleminde:

Kürt sorunu, demokratikleşme, ifade özgürlüğü, kadın hakları, farklı kimliklerin temsili, yerel demokrasi, barış, sosyal adalet aynı siyasi çerçevenin parçaları haline geldi. Bu yaklaşım, Demirtaş'ı yalnızca bir “Kürt siyasetçisi” olarak görmeyen geniş bir seçmen grubunun ortaya çıkmasına katkıda bulundu.
Ancak tam bu dönemin ardından Türkiye siyaseti çok sert bir kırılmaya girdi. Kürt siyasetinin mevcut sınırlarını aşarak yeni bir kitle tabanına kavuşma potansiyelini açığa çıkararak siyasette daha etkin bir güç olmasından ciddi bir rahatsızlık duyulmaya başlandı. Mevcut statükonun ayaklarının altındaki toprağın kaymaya başladığının görülmesi, Kürt siyasetini güvenlikçi politikalarla eski sınırlarına hapsetme girişimleri peş peşe geldi.

Çözüm sürecinin bitişi ve 2015-2016 kırılması

2015'in ikinci yarısından itibaren Türkiye'de çatışmalar yeniden yoğunlaştı. Çözüm süreci sona erdi; güvenlik politikaları öne çıktı. Bu dönem Demirtaş'ın siyasi hayatının en tartışmalı bölümlerinden biridir. Destekçileri, Demirtaş'ın barış ve demokratik çözüm çağrılarını sürdürdüğünü savundu. Eleştirenler ise HDP'nin ve Demirtaş'ın PKK ile arasına yeterince net mesafe koymadığını, özellikle 2015'teki çatışmalı süreçte siyasi sorumluluk taşıdığını ileri sürdü. Bu tartışma bugün de Demirtaş'a yönelik farklı değerlendirmelerin temelinde bulunuyor. Dolayısıyla Demirtaş'ın siyasi mirasını değerlendirirken yalnızca onu destekleyenlerin görüşlerini değil, eleştirileri de hesaba katmak gerekiyor.

4 Kasım 2016: Siyasetten cezaevine

Demirtaş'ın siyasi kariyerindeki en büyük kırılma 4 Kasım 2016 oldu.

HDP eş genel başkanı olduğu dönemde tutuklandı. Tutuklama sonrasında hakkında çok sayıda soruşturma ve dava yürütüldü. Türkiye'deki yargı süreçleri bakımından önemli noktalardan biri, Demirtaş'ın tek bir dosya nedeniyle değil, birbirinden farklı dosyalar ve suçlamalar nedeniyle uzun süre yargı süreçlerinin içinde kalmasıydı. Demirtaş, yargı sopasıyla siyasi bir rehine olarak dört duvar arasına hapsedildi.

Anayasa Mahkemesi de 2020 yılında, Demirtaş'ın uzun tutukluluğu nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Ancak Demirtaş hakkındaki hükmün siyaset tarafından verilmesinden kaynaklı mevcut hukuki kararlar da kağıt üzerinde kaldı.

AİHM'nin Demirtaş kararları: Dosyanın uluslararası hukuk boyutu

Demirtaş dosyasının Türkiye sınırlarını aşmasının temel nedeni Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları oldu. 20 Kasım 2018 – İlk önemli AİHM kararıç AİHM, Demirtaş'ın tutukluluğunun makul süreyi aştığına karar verdi. Mahkeme ayrıca özgürlük ve güvenlik hakkı, serbest seçim hakkı ve hakların öngörülen amaç dışında kısıtlanmasıyla ilgili ihlaller tespit etti. Ancak bu karar sonrasında Demirtaş serbest kalmadı.
22 Aralık 2020 – Büyük Daire'nin tarihi kararı

Dosyanın en önemli dönüm noktalarından biri AİHM Büyük Daire kararıydı.

Mahkeme: ifade özgürlüğünün, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, serbest seçim hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Daha da önemlisi, AİHM AİHS'nin 18. maddesinin 5. maddeyle bağlantılı olarak ihlal edildiğine karar verdi. Bu madde, haklara getirilen sınırlamaların sözleşmede öngörülen amaçlar dışında kullanılmasını yasaklıyor. AİHM Büyük Dairesi ayrıca Demirtaş'ın derhal serbest bırakılması için gerekli tedbirlerin alınmasına hükmetti.

Bu karar, Demirtaş dosyasını sıradan bir tutukluluk dosyasından çıkarıp Türkiye'deki siyasi çoğulculuk ve muhalefetin korunması tartışmasının uluslararası hukuk açısından önemli davalarından biri haline getirdi.

AİHM'nin üçüncü önemli kararı: 8 Temmuz 2025

Demirtaş açısından bir başka kritik karar 8 Temmuz 2025'te geldi. AİHM bu kez 20 Eylül 2019'dan sonraki tutukluluğu inceledi. Mahkeme yine çeşitli ihlaller tespit etti ve özellikle AİHS'nin 18. maddesiyle bağlantılı olarak tutukluluğun çoğulculuğun bastırılması ve siyasi tartışma özgürlüğünün sınırlandırılması yönünde gizli bir amaç taşıdığı sonucuna vardı. Bu kararın ardından Türkiye yeniden inceleme talebinde bulundu. Ancak AİHM'nin ilgili paneli bu talebi 3 Kasım 2025'te reddetti. Böylece 8 Temmuz 2025 tarihli karar kesinleşti. Bu, Demirtaş dosyasındaki en önemli hukuki gelişmelerden biri oldu.
“Hak ihlali” başlığında bugüne kadar ortaya çıkan tablo

Demirtaş dosyasında uluslararası ve ulusal yargı kararları birlikte ele alındığında şu başlıklar öne çıkıyor:

Uzun tutukluluk, serbest seçim hakkı ve AİHS 18. maddeyle bağlantılı ihlaller
Makul süreyi aşan tutukluluk nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali
Özgürlük, ifade özgürlüğü, serbest seçim hakkı ve 18. madde ihlalleri; derhal tahliye yönünde tedbir
20 Eylül 2019 sonrası tutukluluk bakımından çeşitli ihlaller ve 18. madde kapsamında gizli amaç tespiti
Türkiye'nin Büyük Daire'ye gönderme talebi reddedildi; karar kesinleşti

Avrupa Konseyi'nin kararların uygulanmasını izleyen Bakanlar Komitesi de Demirtaş dosyasını “2 No'lu Selahattin Demirtaş grubu” kapsamında takip ediyor.

Dolayısıyla mesele artık yalnızca Demirtaş'ın bireysel davası değil; AİHM kararlarının Türkiye tarafından nasıl uygulanacağı meselesi haline gelmiş durumda.

Tabii son tahlilde Demirtaş hakkında kurulan hükmün hukuki bir tarafı olmadığı için haliyle mevcut hukuk sınırları içinde verilen kararların uygulanmaması kağıt üzerinde bırakılması da siyasi bir tercih olarak orta yerde duruyor.

Peki Demirtaş neden hâlâ siyasetin gündeminde?

Çünkü; Demirtaş cezaevine girmesine rağmen siyasi etkisini tamamen kaybetmedi.

2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde cezaevinden aday oldu.

Yaklaşık 4,2 milyon oy ve yüzde 8,4 oy aldı.

Burada önemli bir ayrıntı var:

Demirtaş seçim kampanyasını özgür bir aday gibi sahada yürütmedi.

Cezaevindeydi.

Buna rağmen milyonlarca oy aldı.

Bu durum, Demirtaş'ın siyasi etkisinin yalnızca aktif mitinglere, parti örgütüne veya kampanya araçlarına dayanmadığını gösteren önemli bir veri olarak değerlendirilebilir.

Demirtaş'ın siyaset tarzı: Kürt siyasetinden Türkiye siyasetine açılma

Demirtaş'ın siyasi tarzını birkaç başlıkta toplamak mümkün.

Birincisi: Mizah ve gündelik dil

Türkiye'deki geleneksel siyasi dilin aksine Demirtaş zaman zaman mizahı, espriyi ve gündelik konuşma dilini kullandı.

Bu özellikle genç seçmen üzerinde dikkat çekici bir karşılık oluşturdu.

İkincisi: Kimlik siyasetini genişletme

Kürt meselesini merkezde tutarken bunu kadın, gençlik, emek, demokrasi ve özgürlük meseleleriyle birleştirdi.

Üçüncüsü: Cumhurbaşkanlığı adaylığı

2014 ve 2018 seçimlerinde cumhurbaşkanlığına aday olması, Kürt siyasi hareketinin “etnik kimlik siyaseti” sınırlarının dışına çıkma arayışının önemli göstergelerinden biriydi.

Dördüncüsü: Cezaevinden siyaset

2016 sonrasında Demirtaş'ın siyaseti farklı bir biçim aldı.

Miting meydanlarından çok avukatları aracılığıyla yapılan açıklamalar, sosyal medya mesajları, mektuplar, yazılar, kitaplar, sanat çalışmaları üzerinden sürdü.

Cezaevinde Seher, Devran ve DAD adlı öykü kitapları ile Leylan ve Efsun romanları yayımlandı. Eserlerinin farklı dillere çevrilmesi de onun siyasi kimliğinin ötesinde bir kültürel figür olarak görünürlüğünü artırdı.

Demirtaş'a yönelik toplumdaki farklı bakışlar

Demirtaş'ın toplumdaki karşılığı tek tip değil.

Destekleyenler açısından Demirtaş; Kürtlerin siyasi temsilcisi, demokratikleşme savunucusu, barış siyaseti yapan siyasetçi, siyasi tutuklu, muhalefetin sembol isimlerinden biri olarak görülüyor.

AİHM kararları bu kesimler açısından güçlü bir hukuki dayanak oluşturuyor.

Eleştirenler açısından Demirtaş; PKK ile HDP arasındaki ilişkinin siyasi sorumluluğunu taşıyan, 6-8 Ekim olayları konusunda sorumluluğu bulunan, Türkiye'nin güvenlik sorunları karşısında yeterince açık tutum almayan bir siyasetçi olarak değerlendiriliyor. Bu kesim açısından AİHM kararları, Türkiye'deki mahkeme kararlarının ve güvenlik gerekçelerinin yerine geçmiyor. Dolayısıyla Demirtaş'ın toplumsal imajı ciddi biçimde siyasal kutuplaşmanın da bir yansıması. Asıl dikkat çekici nokta: Demirtaş'ın seçmen desteği kişisel mi, siyasi hareketin desteği mi?

Burada dikkatli olmak gerekiyor.

Demirtaş'ın aldığı oyları tamamen “kişisel oy” olarak nitelendirmek doğru olmaz.

Çünkü özellikle 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde arkasında HDP'nin siyasi örgütlenmesi ve belirli bir seçmen tabanı bulunuyordu.
Ancak diğer taraftan, Demirtaş'ın parti oyunun üzerine çıkan kişisel görünürlüğü ve özellikle Türkiye'nin batısındaki seçmenlerle kurduğu iletişim, onun partisinin ötesinde bir siyasi figür haline geldiğine işaret ediyor. Örneğin 2018'de cezaevinde olmasına rağmen 4,2 milyon civarında oy alması bunun en somut göstergelerinden biri.

Bu nedenle Demirtaş'ın toplumsal karşılığını iki ayrı katmanda okumak daha doğru:

1. Kürt siyasi hareketinin geleneksel seçmen tabanı

2. Demokrasi, özgürlük, barış ve iktidar karşıtlığı ekseninde Demirtaş'a kişisel olarak yönelen seçmenler

Bu iki grubun tamamen aynı olmadığını belirtmek gerekiyor.

2025-2026: Demirtaş yeniden Türkiye'nin siyasi gündeminde

Demirtaş'ın hikâyesinin yeni bir bölümü 2025 ve 2026'da ortaya çıktı.

2027 asgari ücret zammı ne kadar olacak? Yüzde 20, 25, 30 zamda yeni maaş kaç TL?
2027 asgari ücret zammı ne kadar olacak? Yüzde 20, 25, 30 zamda yeni maaş kaç TL?
İçeriği Görüntüle

AİHM'nin 2025 kararı ve kararın kesinleşmesi, Türkiye'deki siyasi tartışmayı yeniden hareketlendirdi.Daha dikkat çekici gelişme ise MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin 5 Ağustos 2026'da yaptığı açıklama oldu. Bahçeli, “Öcalan umut hakkına, Demirtaş evine, Ahmetler görevine kavuşmalı” ifadesini kullandı. Bu açıklama, Demirtaş'ın siyasi konumunda son derece dikkat çekici bir gelişmeye işaret ediyor. Çünkü Demirtaş'ın yıllarca savunduğu bazı başlıklar ile Türkiye siyasetinin daha önce birbirinden uzak görünen aktörlerinin yeni dönem söylemleri arasında yeni temas noktaları oluşmaya başladı.

Bu durum Demirtaş'ı yalnızca geçmişin tartışmalı siyasi aktörü olmaktan çıkarıp Türkiye'nin yeni çözüm ve normalleşme tartışmasının da başlıklarından biri haline getiriyor.

Demirtaş'ın bugün siyasi ağırlığı nereden geliyor?

Burada ilginç bir paradoks var. Demirtaş, yaklaşık on yıldır aktif siyasi hayatın dışında. Ama siyasi tartışmalardaki adı hâlâ güçlü. Bunun birkaç nedeni bulunuyor: Birincisi: Milyonlarca seçmenin oyunu almış olması. İkincisi: HDP'nin 2015'te yüzde 12,96 oyla 80 milletvekili çıkardığı dönemin eş genel başkanlarından biri olması. Üçüncüsü: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde iki kez aday olması. Dördüncüsü: AİHM'nin hakkında verdiği kararların Türkiye'deki siyasi tutukluluk ve yargı bağımsızlığı tartışmasının merkezinde yer alması. Beşincisi: Cezaevinden de siyasi mesaj verebilmesi. Altıncısı: Kürt siyasi hareketinin geleneksel seçmeni ile Türkiye'nin daha geniş demokratik muhalefeti arasında köprü kurabilmiş olması.

Demirtaş'ın siyasi mirası nasıl şekillenecek?

Bugün Demirtaş'ın siyasi mirası konusunda kesin bir hüküm vermek mümkün değil. Çünkü Türkiye'nin önündeki yeni süreç bu mirasın nasıl okunacağını da değiştirebilir. Eğer Türkiye'de Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü, silahların bırakılması, hukuk reformları ve siyasi normalleşme yönünde kalıcı bir süreç ortaya çıkarsa Demirtaş'ın geçmişteki barış, demokratik siyaset ve çoğulculuk vurguları daha farklı bir çerçevede değerlendirilebilir.
Dolayısıyla Demirtaş'ın tarihsel konumunu bugünden kesin biçimde tarif etmek yerine, Türkiye'nin önümüzdeki dönemde izleyeceği siyasal ve hukuki yolun onun mirasının nasıl okunacağını önemli ölçüde belirleyeceğini söylemek daha sağlıklı.

BİR SİYASETÇİDEN DAHA FAZLASI…

Selahattin Demirtaş'ın Türkiye siyasetindeki yerini yalnızca “Kürt siyasetçisi”, “HDP lideri”, “muhalif siyasetçi” veya “cezaevindeki siyasetçi” tanımlarından biriyle açıklamak eksik kalır.

Onun siyasi serüveni; insan hakları savunuculuğundan parlamentoya, Kürt siyasetinden Türkiye siyasetinin merkez tartışmalarına, 2014'teki cumhurbaşkanlığı adaylığından 2015'teki HDP yükselişine, çözüm sürecinin bitişinden 2016 tutukluluğuna, cezaevinden 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerine, AİHM kararlarından 2025-2026'daki yeni siyasi atmosfere uzanan yaklaşık yirmi yıllık bir Türkiye hikâyesine dönüştü. Demirtaş'ın özgünlüğü belki de tam burada ortaya çıkıyor: Siyasi etkisi, sahip olduğu resmi makamla aynı ölçüde ilerlemedi.

Milletvekilliği sona erdi.

Parti yöneticiliği sona erdi.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı geçmişte kaldı.

Fakat aldığı milyonlarca oy, AİHM kararları, Kürt meselesi, Türkiye'deki muhalefetin dönüşümü ve bugün yeniden başlayan çözüm tartışmaları nedeniyle adı siyaset gündeminden çıkmadı. 2026 itibarıyla Demirtaş'ın önündeki en büyük soru artık yalnızca “serbest kalacak mı?” sorusu değil.

Daha geniş soru şu: Türkiye, Kürt meselesini, siyasi çoğulculuğu ve hukuk devletini yeni bir zeminde tartışmaya başladığında Selahattin Demirtaş bu yeni dönemin neresinde duracak? Ve belki de Demirtaş'ın siyasi hikâyesinin en önemli özelliği burada yatıyor: Onun siyasi geleceği kadar, Türkiye'nin kendi siyasi geleceğiyle kurduğu ilişki de belirleyici hale gelmiş durumda.

DOSYANIN TEMEL HUKUKİ DAYANAKLARI

AİHM'nin 2020 Büyük Daire kararı, Demirtaş'ın ifade özgürlüğü, özgürlük ve güvenlik, serbest seçim hakkı ve AİHS'nin 18. maddesi bakımından ihlal tespitlerini ve derhal serbest bırakılması yönündeki tedbiri açıkça içeriyor. 2025 tarihli AİHM kararı ise 20 Eylül 2019 sonrası tutukluluk bakımından yeni ihlal tespitleri yaptı; Türkiye'nin yeniden inceleme talebi daha sonra reddedilerek karar kesinleşti. Anayasa Mahkemesi de 2020'de Demirtaş'ın makul süreyi aşan tutukluluğu nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

Bu nedenle Demirtaş dosyası, yalnızca “Demirtaş serbest bırakılmalı mı, bırakılmamalı mı?” tartışması olarak değil, aynı zamanda Türkiye'nin AİHM kararlarını uygulama yükümlülüğü, siyasi temsil hakkı, ifade özgürlüğü ve yargı süreçlerinin siyasi aktörler üzerindeki etkisi açısından da ele alınması gereken bir dosya niteliğinde.

SELAHATTİN DEMİRTAŞ KİMDİR?

10 Nisan 1973’te Diyarbakır’ın merkez Sur ilçesinde doğdu. İşçi bir baba ile ev kadını bir annenin yedi çocuğundan ikincisidir. Başak Demirtaş ile evli ve iki kızı vardır.
Ankara Hukuk Fakültesinden mezun oldu. Ardından İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanlığı yaptı. 2007 yılında milletvekili oldu. 2010 yılında Barış ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı, 2014 yılında da Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı oldu. 4 Kasım 2016 tarihinde, HDP’li 10 milletvekiliyle birlikte gözaltına alınarak tutuklandı. Cezaevindeyken, dünyada bir ilk olarak cumhurbaşkanı adayı oldu ve seçimlerden üçüncü sırada çıktı.
Cezaevinde yazdığı Seher (2017), Devran (2019) ve DAD (2023) adlarında üç öykü kitabı ve Leylan (2020), Efsun (2021) ve Arafta Düet (Yiğit Bener ile birlikte) (2024) adında üç romanı yayımlandı. Kitapları onlarca dile çevrildi, çeşitli ödüllere layık görüldü. 2018 yılında Uluslararası Yazarlar Birliği PEN tarafından onur üyesi ilan edildi.

Kitaplarının yanı sıra, yazdığı şarkı sözleri çeşitli sanatçılar tarafından bestelenerek seslendirildi. Ayrıca yayımlanmış resim, karakalem ve karikatür çalışmaları da bulunmaktadır.

16 Mayıs 2024 tarihinde, itiraz yolu açık olmakla birlikte hakkında 42 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Halen, Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ndedir.

Kaynak: HABER MERKEZİ