ÖZEL HABER - Mümin AĞCAKAYA

Yazar ve çevirmen Salih Kevirbirî, Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesinden, Yılanı Öldürseler, Tek Kanatlı Kuş eserlerini Kürtçeye çevirdi. Kitap kapak tasarımlarını Ahmet Güneştekin yaptı. TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarında 3 Ekim’de söyleşiye de katılacak olan Salih Kevirbirî Güneydoğu Ekspres Gazetesinin sorularını yanıtladı.

Yaşar Kemal’in eserleri birçok dile çevrildi. Yaşarken bazı kitapları Kürtçeye çevrilmiş ve Yaşar Kemal’de görmüş mutlu olmuştu. Siz şimdi peş peşe üç önemli kitabını daha Kürtçeye çevirdiniz ve yayınlandı. Usta edebiyatçının eserlerinin yazarın yazamadığı kendi anadiline çevrilmesi edebiyat dünyasında nasıl karşılandı?

Öncelikle usta yazarımızın, sadece ülkemizin değil dünyanın sayılı edebiyat devlerinden biri olan Yaşar Kemal’in kitaplarını anadilime ve yazarımızın da anadili olan Kürtçeye çevirdiğim için çok mutluyum. Yaşar Kemal, eserlerinin Kürtçe’ye çevrildiğini öğrendiğinde oldukça mutlu olurdu. Kendim de buna şahidim. Ağrı Dağı Efsanesi romanını Kürtçe’ye çevirdiğimi kendisine söylediğimde, oldukça mutlu olmuş ve “Kürtçe çeviriyi dört gözle bekliyorum” demişti. Maalesef ki romanın Kürtçe baskısını göremeden, bedenen aramızdan ayrıldı. Bu hep içimde bir ukte olarak kaldı. Keşke dünya gözüyle kendisine sunsaydım, kendisini bilmem ama sanırım o an dünyanın en mutlu insanı olurdum. Ağrı Dağı Efsanesi geçen yıl yayınlandı ve bir yıl içinde tükendi. Yılanı Öldürseler ve Tek Kanatlı Bir Kuş ile birlikte ikinci baskısı geçtiğimiz hafta yayımlandı. Özellikle Kürt edebiyat çevrelerinin, Ağrı Dağı Efsanesi hakkındaki fikirleri beni ziyadesiyle mutlu etti. Kitabın Kürtçe çevirisi hakkında onlarca makale ve röportaj yayınlandı. Daha bir hafta oldu, ama şimdiden iki yeni kitap çevirisi hakkında, yayınevim Nûbihar ile birlikte, oldukça olumlu tepkiler alıyoruz. Kürt edebiyat çevreleri kadar olmasa da, Türk edebiyat çevrelerinden de kitap hakkında yazılıp çizildiğine şahit olmak oldukça bizleri mutlu ediyor.

Yaşar Kemal3

Yaşar Kemal ana diliyle yazamamanın eksikliğini çoğu zaman dile getiriyordu. Siz çevirmenliğin yanında yazarsınız da. Anadilinde yazamamanın travmatik hâli nasıl bir duygu. Yaşar Kemal gibi bir ustanın edebiyatını yazamadığı anadiline çevirirken bunu hissettiniz mi?

Farklı bir dil ile veya farklı diller ile yazmak bence çok önemli. Keşke ben de Kürtçe ve Türkçe’nin yanısıra İngilizce, Almanca, Fransızca, İsveççe ve ya Rusça da yazabilseydim; ama rüyalarını bile Kürtçe gören, Türkçe’yi ilkokula gittikten sonra öğrenen biri olarak, Kürtçe yazmasaydım veya yazamasaydım, bu her zaman için bende derin bir iz olarak kalırdı sanırım. Birçok neden olabilir, bence de birçok neden var ama Yaşar Kemal yaşadığı dönemin şartlarından dolayı Türkçe edebiyatın ustalarından biri oldu. İnancım o ki bunu kendi anadiliyle de yapmak istemiştir, ama şartlar bize bu kulvarda bir ‘dünya devi’ sundu. Ama şuna eminim; Yaşar Kemal kitaplarını Kürtçe de yazsaydı ya da bazıları sözlerini yazıya dökseydi, yine de karşımıza usta edebiyatçı ve yazar olarak çıkardı. Çünkü buna şahidim o iyi derecede Kürtçe’ye ve özellikle de Kürtçe destan, kilam ve efsanelerini bilip, söylerdi. Zaten müthiş bir Kürtçe destan-kilam ve efsane hafızasına sahip biliyorum. Bir de şunu özellikle belirtmek isterim; Ağrı Dağı Efsanesi kitabını çevirirken, sanki roman Türkçe değil de, Kürtçeymiş gibi bir hisse kapıldım. Birçok bölümde olayı, sanki nenemden, dedemden Kürtçe dinliyormuşum gibi, okudum ve beynimde canlandırdım. Ve anladım ki Yaşar Kemal birçok romanında (Ağrı Dağı Efsanesi de onlardan biri) Kürtçe dinledi, kafasında Kürtçe tasarladı ve Türkçe olarak yazıya döktü. Okuyanlar bilir; romanda Kürt öykü, masal, rituel ve dengbêjlik geleneğinin örneklerini açık bir şekilde görebilirsiniz.

Eserlerin Kürtçeye çevrilmesi; Kürtçe yayıncılık ve okurlar açısından nasıl değerlendiriliyor?

Ben bugüne kadar olumsuz hiçbir tepkiyle karşılaşmadım. Hem neden olsun ki? Usta yazarın eserlerini kırktan fazla dile çevrilmiş, anadili olan Kürtçe’ye çevrilmesinden daha doğal bir şey olabilir mi? Kürtçe yayıncılık ve Kürt okurlar açısından oldukça değerli buluyorum ve gözlemlediğim kadarıyla onlar açısından da durum farklı değil. Ben bu kitapların çevirmeni olarak son derece güzel tepkiler alıyorum ve bu beni ziyadesiyle mutlu ediyor. Yıllardır çeviri yapıyorum, yılda en az 3000 sayfa çeviriyorum, ama Yaşar Kemal çevirdiğim kadar mutlu olduğum çok az çeviri hatırlıyorum…

Gazze'de 48 saatte 7 can kaybı, 38 yaralı
Gazze'de 48 saatte 7 can kaybı, 38 yaralı
İçeriği Görüntüle

Yaşar Kemal, Ali Püsküllüoğlu’nun Yaşar Kemal Sözlüğü kitabında ifade ettiği gibi Türkçeye hayli sözcükler katmış ve kendine has dili üslubu olan bir edebiyatçı. Sizin için çeviri zor oldu mu?

Evet gerçekten de Yaşar Kemal Türkçe’ye çok fazla kelime kazandırmıştır. Ağrı Dağı Efsanesi’nde fazla zorlanmadım, hatta çok rahat bir şekilde çevirdiğimi de söyleyebilirim. Çünkü çok fazla Kürtçe motif, metafor ve Türkçe’de olmayıp, Kürtçe’de olan cümle kalıpları vardı ve ben bunlara oldukça hakimdim. Yeri gelmişken bir örnek vereyim; mesela Türkçe’de ‘üç sesle bağırdı’ veya ‘diz çöküp bir oğul doğurdu’ dendiğinde, anadili Türkçe olan birisi kolay kolay anlamayabilir; hatta ‘üç sesle bağırdı” yı hiç anlamaz, buna eminim. Ama anadili Kürtçe olan ve bu dile hakim biri hemen “üç sesle bağırdı” nın “bi sê denga gazî kir” olduğunu anlar. Ha keza “diz çöküp, bir oğul doğurdu” cümlesini okuduğunda, direk bunu Kürtçe karşılığı olan “çok danî kurek anî” olduğunu bilir. Dengbêjlik Kültürü veya Sözlü Kürt Edebiyatı üzerine yıllardır çalışan biri olarak, Ağrı Dağı Efsanesi kitabının çevirisinde hiç zorlanmadım diyebilirim. Ama Yılanı Öldürseler romanını çevirirken oldukça zorlandım. Adana Çukurova’da 7 yıl yaşamış biri olarak yöre kültürünü ve dil ve cümle yapısına az çok hakim olmama rağmen, oldukça zorlandım. Aylarca birçok kelime ve cümle peşinde koştum ve anlamlarını aradım, Yaşar Kemal edebiyatıyla da ilgili kitap ve çalışmalara sahip, çok sayıda yöreyi bilen kişiyle görüştüm, konuştum, sözlü ve yazılı olarak fikirlerini aldım. Mesela cümle anlamı bir çeşit kertenkele olan bir kelimeyi ben bir çeşit çiçek veya bitki olarak anlamış ve afallamıştım. Araştırmalarım sonucu, bunun bir çeşit kertenkele olduğunu anlamıştım. Çünkü normal, bildiğimiz İstanbul Türkçe’sinde bu kelimeyi bulamazsınız. Çukurova dili ve jargonu bu yüzden oldukça beni zorladı ama hepsini teker teker, günlerce süren araştırmalarım sonucu çözdüm. Bunu yaparken de Yaşar Kemal’in ne kadar büyük bir yazar ve edebiyatçı olduğunun bir kez daha gururla farkına vardım. İnanın oturdum ve Yılanı Öldürseler kitabından bir Çukurova sözlüğü ve Kürtçe karşılıkları çalışmasına başladım. Bu çalışmayı diğer eserlerini de çevirmeye çalışırken, devam ettirmeyi planlıyorum. Çünkü bu en az çeviri kadar oldukça zevkli bir çalışma olacak benim için.

TÜYAP Diyarbakır 10. Kitap fuarında yeni iki çeviri ile okurla buluşup söyleşi imza yapacaksınız. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Diyarbakır Kitap Fuarı’nda bulunmak, beni her zaman sevindirmiş ve onurlandırmıştır. Her kitap fuarına gitmek önemli, ama Diyarbakır Kitap Fuarı’nda bulunmak çok farklı bir duygu benim için. Çünkü anadilim orada çok daha fazla dile geliyor, çok daha fazla Kürtçe paneller oluyor, yüzlerce değerli Kürtçe yazan edebiyatçıyla karşılaşıyorsunuz ve binlerce Kürtçe kitabın kapakları ve içerikleriyle haşır neşir oluyorsunuz. Fuarda 2-3 etkinlikte bulunacağım için de oldukça heyecanlı ve gururluyum. Sizin vesilenizle Yaşar Kemal’in sevgili eşi Ayşe Semiha Baban Kemal’e, yayınevim Nûbihar’a ve Süleyman Çevik’e, her üç kitap kağağı için sevgili dostum, ağabeyim Ahmet Güneştekin’e ve çeviri yayın hakkı için Kalem Ajans’a ve değerli yöneticisi Nermin Mollaoğlu’na teşekkür etmeyi borç bilirim. Ayrıca DİTAV’a ve sevgili Şeyhmus Diken’e, defalarca bana ve diğer yazar, çizer, şair dostlarıma kapılarını açtığı için teşekkür ederim…

Muhabir: Mümin AĞCAKAYA