İmralı tutanakları diye servis edilen ancak DEM Parti heyeti ve Kürt siyaseti tarafından “düzmece” ve “provokasyon” olarak nitelenen notlarda ifade edilen Yavuz İdris-i Bitlisi ittifakı ile ilgili tartışmalar Ağustos sonunda 53 Alevi aydınının bir araya gelerek yayımladığı ortak deklarasyon ile yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Kamuoyunda “Alevi Aydınlar Bildirgesi” olarak anılan bu metin, yeni çözüm süreci tartışmaları ekseninde siyaset gündemini yeni bir polemik konusu olarak meşgul eder oldu.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, doğrulanmamış notlar üzerinden partinin hedef alınmasını “sabotaj” olarak nitelendirdi. Bakırhan’ın bildiri imzacısı eski siyasetçileri kastederek sarf ettiği “Sokaktan alıp getirip milletvekili yaptığımız isimler…” ve “Kürt halkı seni Alevi olduğun için bakan yapmış” ifadeleri ise imzacılar tarafından tepkiyle karşılandı. Bakırhan daha sonra kullandığı ifadenin maksadını yansıtmadığı üzerinden özeleştiride de bulundu.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Ali Kenanoğlu ise 2 Alevi milletvekilinin de imzacı oldukları bildiriye ilişkin Hubyar Köyünden yaptığı videolu mesajında önemli değerlendirmelerde bulundu.
“BU KONUYU AÇIKÇA ELEŞTİRDİĞİMİZİ İFADE ETMEK İSTERİM”
Yavuz ve İdirs-i Bitlisi ittifakına ilişkin görüşlerini ifade eden Ali Kenanoğlu; şunları söyledi: “Yavuz ve İdris-i Bitlisi ittifakı yeni değil, 2013-2015 yıllarından bu tarafa, yani çözüm sürecinden bu tarafa çok aktif olarak ifade ediliyor. Ne zamanki bir çözüm süreci başlasa iktidarla birlikte, çünkü iktidarda AKP olduğu için buradan bir Yavuz ittifakı güncellemesi şeklinde bir ifade ortaya çıkıyor. Bir defa şunu söyleyeyim, yanlış olan şeyleri belirtmek gerekiyor. Yavuz ve İdrisi-i Bitlisi ittifakı övülecek, onaylanacak, takdir edilecek, övgüler dizilecek bir ittifak değildir. Çünkü bir toplumun katliamına sebep olmuştur. Kürt Alevileri, Türk Alevilerin topyekûn çok açışı günler yaşamasına, katliamına neden olmuştur. Ve o günden sonra ki, yüzyıllar boyu süren bir sürecin sebebi, müsebbibi olan bir ittifaktır. Bu anlamıyla bu ittifakı övmek, bu ittifaka güzellemeler yapmak asla kabul edebileceğimiz, onaylayabileceğimiz bir durum değil. Tarihin bir döneminde yaşanmış, bir olaydır. Sonuçları kötü olan kimi açısından, diğer taraf açısından sonuçları iyi olarak değerlendirilebilir. Ama biz bugün burada barış ve demokratik toplum süreci diyorsak; bir barışı, kardeşliği, gelecekte bir arada yaşamı hedefliyorsak, bu ittifaka güzelleme yapıp bunu bu sürecin bir örneği olarak sunmamamız gerekiyor. Bu konuyu açıkça eleştirdiğimizi ifade etmek isterim.”
“ÖCALAN, DEMOKRATİK CUMHURİYET ÖNERMESİ YAPIYOR”
Kenanoğlu, 53 kişinin imzacı olduğu bildiriye ilişkin de sözlerini şöyle sürdürdü: “Diğer taraftan şunu söyleyeyim: Bu 53 imzacının yayınladığı bildiri ile bu tartışma tabii ki ayyuka çıktı. Esasında bu bildiri üzerinden bu konuyu ele alacağız tabii ki. Şimdi bu bildiriyi yayınlayan arkadaşlar kendilerine yönelik bir itiraz geldiği zaman şunu söylediler. Biz Alevi toplumunun hassasiyetini dile getiriyoruz ve bir uyarıda bulunuyoruz diye. En azından benim de görüştüğüm ya da yazılarını takip ettiğim, bildiriye yönelik itirazlar karşısında yaptıkları paylaşımlara baktığım insanlar genel olarak böyle bir şey söylüyorlar. Onun dışında tabii ki, bildiriyi sonuna kadar savunup “Evet bu doğrudur” diyenler de var tabii ki. Tam da burada devreye girmek gerekiyor. Yani, bu bir uyarı mı değil mi meselesi var. Şimdi bildiri başlarken bir uyarıyı ve hassasiyeti dile getirme olarak başlıyor. O şekilde devam ediyor ama daha sonraki cümlelerde bunun bir karar olduğu ve esasında bugün, barış ve demokratik toplum olarak ifade ettiğimiz bu sürecin bir Yavuz İdris-i Bitlisi ittifakı olduğu, AKP ile bir ittifak oluşturulduğu ve bunun bazı imzacılar tarafından Öcalan Erdoğan ittifakı şeklinde güncellendiğini ifade ediyor. Şimdi bizim itirazımız ve külliyen yanlış olan bunlar. Şimdi bu bildiri bir İmralı tutanaklarından yola çıkıldı. Şimdi İmralı tutanaklarının doğruluğu, yanlışlığı, şusu busu bunlara girmek istemiyorum. Bunlarla ilgili çok laf edildi. Etik olarak esasında kendini aydın olarak tanımlayan insanların önce kaynağını teyit etmesi gerekiyor. Hem metnin sahibi hem de kurum ve kuruluşlar da bu İmralı tutanaklarının doğru olmadığın, eklemeler yapıldığını filan söylediler. Şimdi ben buna girmeyeceği. Niye girmeyeceğim? Çünkü bunun doğru olduğunu kabul ederek eleştirileri yapmamız gerekiyor. Şimdi bu imzacılar da bu metni doğru kabul ederek bu metni yayınladılar. Şimdi metinde bir uyarı değil bir karar var. Şu cümleler var: “İmralı’nın farklı tonlarda etkisi altında kalan bazı Alevi kurumları ve aydınları Öcalan tarafından arzulanan 21. Yüzyıl Yavuz Sultan İdris-i Bitlisi önerisine sessiz kalmaktadır” diye de Alevi kurumlarına ve kimi insanlara suçlama getiriyorlar ya da eleştiri getiriyorlar. Şimdi tam da yanlış olan ve itiraz edilmesi gereken yer burası. Ben de okudum. İmralı tutanakları metninde bile Öcalan biz Yavuz ve İdrisi-i Bitlisi ittifakıyla yolumuza devam edelim demiyor. Demokratik Cumhuriyet önermesini yapıyor. Geçmişte yaşanan bu ittifakın Türkler ve Kürtler arasındaki bir siyasi açıdan önemli bir ittifak olduğunu, Ortadoğu’da önemli bir güç haline dönüştürdüğünü söyleyip, bu şekilde tarihsel olarak bunun olabileceğini söylüyor. Aslında önermesini yaptığı şey bölgede tarihsel olarak bir güç haline dönüşmesine yönelik bir örnek olarak gösteriyor bu ittifakı. Hani şuradan demiyor; “Biz astık, kestik, yaktık, yıktık; ondan sonra güzelcene Ortadoğu’da bize karşı bütün halkları ortadan kaldırdık. Oh ne güzel oldu, yolumuza buradan devam edelim.” Böyle bir şey yok. Bu ittifakın Türklere ve Kürtlere bir güç merkezi haline dönüştürdüğünü, tarihsel olarak bunu ifade ediyor. Türklerin, Kürtlerin yan yana gelmesiyle bu güç merkezinin tekrar olacağını ifade ediyor. Metinlerde böyle yazıyor.”
“BU METİN BİR UYARI OLSAYDI VALLA BEN DE HİÇ ÇEKİNMEDEN ALTINA İMZA ATARDIM”
Kenanoğlu’nun konuşmasının devamı satırbaşlarıyla şöyle: “İmzacılardan bir arkadaş en son bana Medya Haberde yayınlanan bir yazıyı ya da videoyu gönderdi. Orada da evet diyor ki; Yavuz ve İdris-i Bitlisi ittifakı geçmişte siyasal açıdan son derece önemliydi Ortadoğu coğrafyasına hakim olma, bir güç olma açısından önemliydi. Bunun günümüzde demokratik Cumhuriyetle, çoğulcu, eşitlikçi bir yapıyla sürdürülmesi gerekir diyor. Yani demiyor ki, Yavuz ve İdris-i Bitlisi ne yapmışsa biz de bugün bunu yapalım. Öyle bir şey yok arkadaşlar. Burada bir haksızlık söz konusu. Bunu bilmek gerekiyor. Çünkü eğer siz bu konularda hassasiyet taşıyorsanız o zaman Öcalan’ın bu konudaki metinlerini okumanız lazım. Yani Öcalan’ın 1 Ekim 2014’ten bu tarafa bu süreçle ilgili gönderdiği bir sürü mektup var. Bunlar kamuoyunda yayınlandı. Şimdi bu yayınlanan notları, mektupların, hepsini okumanız lazım. Burada ne öneriyor Öcalan? Demokratik Cumhuriyet diyor, Demokratik sosyalizm diyor. Komünal yaşam diyor. Yani bütünüyle esasında, eşitlikten, özgürlükten Alevilerin, Kürtlerin, bütün ezilen halkların, bütün toplumsal yapıların bir arada mücadelesini demokratik ulus diye tarif ediyor ve buradan da demokratik cumhuriyetin olması gerektiğini söylüyor. Yani hedef olarak konan, 21’inci yüzyılın arzulanan modelini demokratik cumhuriyet olarak ifade ediyor. Hatta şunu diyor; Partinin ismi Demokratik Cumhuriyet Partisi olabilir diyor DEM Parti açısından. Hatta HDK’nin de içerisinde yer aldığı hareketin tamamına Demokratik Cumhuriyet Hareketi denebilir diyor. Yani bütün bunları görmek lazım. Sadece bir metindeki bir kısmı cımbızlayarak buradan bir sonuç ve karar, kanaat noktasına varmamak gerekiyor. Eğer aydınsak sorumluluğumuzu bu noktada dile getirmek gerekiyor. Bu metin bir uyarı olsaydı valla ben de hiç çekinmeden altına imza atardım. Nerede siyaset yaptığımın bir önemi yok, çünkü bir duruşumuz var bir hassasiyetimiz var. Alevi dünyasının içerisinden geliyoruz. Şuan bir ocak merkezinden konuşuyorum. Tüm siyasetimizi yaparken Alevi hassasiyetlerini ön planda tuttum. Ama burada bir uyarı yok. Burada verilmiş bir karar var. Ve siz Öcalan ile Tayyip Erdoğan’ın ittifak yaptığını, bunun da Yavuz ve İdris-i Bitlisi ittifakı olarak güncellenmesi gerektiğini söylediği kanaatine varmışsınız ve bu kanaate itiraz ediyorsunuz. Reddediyoruz bu kanaati diyorsunuz. Biz de sizin bu yaklaşımınız reddediyoruz. Külliyen yalan bir şeydir. Ben bu siyasetle uzun yıllardır beraberim. DTK’sinden. HDK’sinden HDP’sinden DEM Partisi’nden… Şuan da HDK’nin Eşsözcüsü olarak birleşik mücadelenin, Kürt halkı ile birlikte, Kürt örgütleriyle, sol-sosyalist, Alevi kurumları da dahil olmak üzere birçok toplumsal yapının içerisinde yer aldığı Halkların Demokratik Kongresi’nin Eşsözcülüğünü yürütüyorum. Ve 2 dönem HDP’de MYK üyeliği yaptım. Kısa da olsa 2 dönem milletvekilliği yaptım. Bütün bu süreçler içerisinde bu hareketi içeriden bilen birisi olarak da söylüyorum. Burada ben kendime kast edecek bir ittifakın içerisinde niye olayım? Böyle bir şey mümkün mü? Üstelik de bazı arkadaşlar gibi milletvekilliğimizi yapmışız ve bundan sonra konforlu alanlara çekilebiliriz aslında. Birilerinin yaptığı gibi. Ama biz konforlu alanlara çekilmiyoruz. Bu işin sorumluluğu ne ise, bu işin başarıya ulaşması açısından gereken neyse onu yapmaya ve görev üstlenmeye devam ediyoruz. Buradan şunu söyleyeyim; bir hareketi, bir insanı mahkum ederken, yargılarken pratiğine bakmak lazım. Söylemler vardır ama bir de pratik vardır. Hadi diyelim ki, Kürt hareketi böyle bir söylem kullandı, kabul etmiyorum doğru değil. Peki pratikte nasıl? Kürt hareketi dünden bugüne Türkiye’nin demokratlarıyla, solcularıyla, sosyalistleriyle birlikte ittifak halinde çalışmış ve parlamentoda bütün solcuların, sosyalistlerin, Alevilerin, çevre mücadelesinden, ekoloji mücadelesindeki arkadaşlarımızın, feminist kadın mücadelesindeki arkadaşlarımızın parlamentoda temsiliyetini sağlamış, onların parlamentoda temsil edilmesine zemin hazırlamış bir harekettir. Şimdi bu anlamıyla bu harekete haksızlık etmemek gerekiyor. Bugün Türkiye’nin en sağcı meclisi ile karşı karşıyayız. Bu en sağcı meclis kusura bakmayın da HDP’nin, DEM Parti’nin Kürt hareketinin mi eseri? Bugün DEVA Partisini, Gelecek Partisini, Saadet Partisini, İYİ Partiyi parlamentoya sokan Kürt hareketi mi oldu? Peki Kürt hareketi parlamentoya kimin girmesine zemin oluşturdu? Solcuların, sosyalistlerin, Alevilerin, demokrasi mücadelesi yürüten halkların, emekçilerin, mazlum ve mağdur kesimlerin parlamentoya girmesine vesile olmuş, buna zemin hazırlamıştır. Ortak mücadele zemini oluşturmuştur. Ve bu ortak mücadele zemini de devam etmektedir ve devam edecektir. Dolayısıyla bu yaklaşımların doğru olmadığını ifade etmiş olayım.
Diğer taraftan bu hareket ve parti olarak eşit yurttaşlık kitapçığı hazırladık. Seçimlerde Alevilerle ilgili özel bildirge, beyanname hazırladık. Yani bu partinin Alevilik konusundaki yaklaşımları çok nettir ve kamuoyu tarafından da Alevi örgütleri tarafından da bilinmektedir. Bütün bunlara rağmen bunlar yokmuş gibi davranmak son derece yanlış ve hatalıdır. Ve vicdansızlıktır.
“BAKIRHAN’IN “SOKAKTAN GELME” İFADESİ DOĞRU BİR İFADE DEĞİL”
Tabii şunu da söyleyeyim, bu eleştiriler açısından Tuncer Bakırhan’ın söylemiş olduğu sözler bu açıklamalar başka bir boyut getirdi ve başka eleştirilere sebebiyet oldu. Öncelikle şunu söyleyelim: Tuncer Bakırhan’ın orada kullandığı “sokaktan gelme” ifadesi doğru bir ifade değil. Bunu onaylamıyoruz, desteklemiyoruz, doğru da görmüyoruz. Fakat Tuncer Bakırhan’ın kendisi de zaten bunu söylüyor. T24’e açıklama yapmış ve “maksadım başka bir şeydi, yanlış bir cümle kullandım” diyor. Zaten kullandığı cümleye kendisi de sahip çıkmıyor. Ben kendisiyle bizzat da görüştüm. Sohbet de ettik. Yani aslında başka bir şey söylemek istiyordum ama yanlış bir cümle kullandım. Buradan kendine bir malzeme çıkartmaya çalışanlar fazla uğraşmasınlar. Oradan bir malzeme çıkmaz.
“BEDEL ÖDEYEN İNSANLARA LAF SÖYLEMEK ÖFKELERİ ARTTIRMAKTA”
Kürt siyasetinde partilerde milletvekilliği yapan 2 milletvekili var. Bu iki arkadaşa yönelik Kürt siyasi tarafında çok ciddi öfke var. Bu öfke niye? Aslında tam da demin söylediğim gibi bu hareketin bu partilerin siyaseti, Alevilere bakış açısı, demokratik bir toplum, demokratik bir cumhuriyet önerisi, demokrasiden, haktan hukuktan, eşitlikten yana bakış açısı, özellikle de Alevilere zemin oluşturma açısından yaptıkları çok netken ve bu arkadaşlar bunu biliyorken, böyle bir metnin altına imza atmaları bu kesimi ciddi şekilde öfkelendirmektedir. Diğer taraftan da gelen bilgiler o ki; zaten bu organizasyonu da bu iki arkadaştan bir tanesi yapmış. Böyle bir bilgi aktarıldı. Bilemiyorum tabii onu çok iddia edemem. Kürt hareketindeki siyasetçilerin çok büyük öfke beslemelerindeki sebep bu. Bu arkadaşlar Kürt hareketinin partilerinde milletvekilliği yaptı. Siz milletvekilliği yaparken Kürt hareketindeki partilerin Alevilere bakış açısı, Türkiye demokrasisine bakış açısı başka idi de bugün mü başka oldu? Dün ne ise bugün de aynı şekilde devam ediyor. Alevi hassasiyeti de aynı şekilde devam ediyor, Türkiye sol-sosyalistleriyle birlikte mücadele etme refleksi de pratiği de hala aynı şekilde devam ediyor. Yani, dünden bugüne değişen bir şey olmadı. Siz dün bu konular varken, vekilken bir şey yoktu da bugün mü çıktı bunlar? Bu yaklaşım doğru değildir. Konforlu alanlara çekilirken hala bedel ödeyen insanlara laf söylemek biraz öfkeleri arttırmaktadır.
“KÜRT SİYASETİNE YÖNELİK TEPKİSELLİĞİ HAZIR OLAN KESİMLER…”
Tabii ne olması gerekiyor; şu var: Kürt siyasetine yönelik tepkiselliği hazır olan kesimler var. Bunlardan birincisi siyasal İslamcı Kürtler; Altan Tan’dır, Mehmet Metiner’dir. Bunlarla ilgili biz de tartışmalar yaşadık. Bunun gibi çevreler, HÜDAPAR çevreleri, hatta bunun içerisinde AKP’li Kürtler, hatta buna AKP’nin siyasi iradesi ve otoritesi de örneğin Kürt hareketinin sağcı bir yapı olmasını istiyor, arzu ediyor. Yani, Süleyman Soylu HÜDAPAR’ı desteklerken açıklamasında boşun demedi. “Siz bunun sonucunu 10 yıl sonra 20 yıl sonra göreceksiniz. Biz niye HÜDAPAR’ı destekliyoruz” diye. Çünkü Kürt hareketini Alevilerden, solculardan, sosyalistlerden arındırarak, uzaklaştırarak sağcı bir yapıya kavuşturma, İslami bir yapıya kavuşturma hayalinde, hedefinde olan kesimler var. Bu kesimler Kürt Hareketine, Öcalan’a ve demokratik siyaset alanındaki HDP’ye, DEM Parti’ye kafadan saldırıyorlar. Diğer taraftan da Türk milliyetçileri var. Bunlara ulusalcı Kemalistleri de ekleyerek ifade edeyim. Bunlar da zaten Kürt hareketi ne yapsa ne etse muhakkak altında bir şey arayıp buradan karşı çıkıyorlar, eleştiriyorlar. Bunlar için zaten söylenecek bir şey yok. Her ley onlar için eleştirme konusu. Kürt hareketinin meşru bir zeminde siyaset yapmasını, demokratik bir zeminde haklarını elde etmesini; anadil hakkından tutun da bir takım kimliksel haklarını elde etmesine külliyen karşı çıkıyorlar. Bunların yaklaşımları “herkes Türk’tür ve Türk kalacaktır” şeklinde bir slogan ile devam ediyor. O yüzden de Kürtler ne yapsalar bunlar karşılar. Bir üçüncü kesim de şunlar var: Kendilerini solcu, kimisi de sosyalist olarak tanımlayan, Kürt hareketine cepheden karşı çıkmayan, hatta bazı uygulamalarına bazı politikalarına destek veren ama diğer taraftan da büyük oranda sessizce bekleyen, Kürt hareketi bir hata yapsa, eksik, yanlış bir şey yapsa da buradan saldırsak diye bekleyen bir kesim de var. Genel olarak bu yaklaşımlar şüphesiz ki, Türkiye’de Kürt karşıtlığının, yıllardır oluşan politikaların bir sonucu olarak da duruyor.
“BU HAREKET TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ GÜÇLERİYLE BİRLİKTE YOLUNA YÜRÜME KONUSUNDA KARARLIDIR”
Şunu ifade etmek isterim: Burada kendisine muhalif diyen ve kimi televizyon kanallarında bilinçli olarak AKP DEM Parti ya da Kürt hareketi ile AKP’nin birlikte yol yürüyeceği konusunda bir karar vermişler. Yani kesin bu böyledir diyorlar. Birlikte anayasa yapacaklar. Birlikte ittifak kuracak, seçime gidecekler. Yani bu konuda kesin bir kararmış gibi yayın yapıyorlar. Ve bu bir algı oluşturuyor toplumda. Bu algı da doğal olarak Kürtlere yönelik bir karşıtlığı da beraberinde oluşturuyor. Peki, bu kimin hayrına? Sözüm ona bu muhalif televizyonların istediği arzuladığı şu: Yeni Partinin öncülüğünde, İYİ Partinin de içerisinde olduğu sağcı, milliyetçi, Kemalist bir ittifak oluşmasıdır. Bunun karşısında tabii ki Kürtlerin bu ittifakın hiçbir yerinde olmasını istemiyorlar. Bütün yayınlarını da bunun üzerinden yapıyorlar. Bütün politikalarını da bizim üzerimizden kurmuşlar. Yeni Partinin de bu politikayı kabul etmesi konusunda da ciddi bir toplumsal baskı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu kimsenin hayrına değil. Kürt hareketinin demokrasi mücadelesinden koparılması, sanki Kürt hareketinin AKP ile berabermiş gibi oraya doğru itilmesi ve burada haksızca yapılan eleştirilerin orada bir öfkeyi biriktirdiğini ve bu öfkenin demokrasi mücadelesindeki kurumlarla yan yana durma konusunda, partinin örgütlü yapısında değil ama taban açısından sıkıntı yaratacağının bilinmesi gerekiyor. Bu arkadaşlar iyi bir şeye hizmet etmiyorlar. Tam tersine bu ülkenin geleceğinde Türklerin de Kürtlerin de Alevilerin de sol-sosyalist bütün toplumsal yapıların; demokrasiden, haktan, hukuktan, özgürlükten yana olanların ortak mücadele hattında buluşma zeminini ortadan kaldırıyor. Bu tür bildiriler, bu tür açıklamalar. Bu tür yayınlar, bu tür programlar. Bu yanlıştır.
“HIZIR HUBYAR YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN”
Bizim kurtuluşumuz Türkiye’de bu topraklarda, Ortadoğu coğrafyasında; demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten, özgürlükten yana geçmektir. O nedenle biz burada nerede bulunduğumuzu bilen insanlarız. Burada içeriden birisi olarak da bunu çok net ifade ediyorum. Bu hareket Türkiye’de demokrasi güçleriyle birlikte yoluna yürüme konusunda kararlıdır. Bugüne kadarki bütün açıklamalarında bütün metinlerinde, Öcalan’dan gelen bütün yazılarda buna işaret etmektedir. Demokratik ulus, Demokratik Cumhuriyet denmektedir. Başka bir şey söylenmiyor. Sosyalizm deniyor, komünalizm deniyor. Tüm bu gerçekliği görüp ona göre davranmak gerekiyor. Haksızlık etmemek gerekiyor. Bunları ifade ediyor ve Hubyar Köyünden Hubyar Sultan’ın mekanından, Hızır Hubyar yar ve yardımcımız olsun.”



