Açıklamayı Amed Sağlık Platformu adına Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Veysi Ülgen okudu.

Ameds Saglik

Amed Sağlık Platformu’nun Dağkapı Meydanı'nda yapılan 14 Mart açıklaması şöyle:

“14 Mart yalnızca hekimlerin ve sağlık emekçilerinin günü değildir; aynı zamanda toplumun sağlık hakkını savunma günüdür. Bu tarih, sağlık hizmetinin piyasalaştırılmasına, sağlık emekçilerinin değersizleştirilmesine ve halkın nitelikli sağlık hizmetine erişiminin zorlaştırılmasına karşı sözümüzü söylediğimiz bir mücadele günüdür.

Sağlık; yalnızca hastalıkların tedavisi değildir. Sağlık, insanın bedensel, ruhsal, sosyal, siyasalekolojik olarak tam bir iyilik hali içinde olmasıdır. Bu nedenle sağlık hakkı; demokratik, eşitlikçi ve barış içinde bir toplumun inşası ile mümkündür.

“HASTANELER DOLUP TAŞMIŞ VE RANDEVU SİSTEMLERİ KİLİTLENMİŞTİR”

Son yıllarda uygulanan sağlık politikaları sağlık sistemini sürdürülemez bir noktaya getirmiştir. Koruyucu sağlık hizmetleri geri plana itilmiş, aile hekimliği sistemi eziyet yönetmelikleriyle cendereye alınmış, hastaneler dolup taşmış ve randevu sistemleri kilitlenmiştir.

Sağlık emekçileri ağır çalışma koşulları altında dinlenemeden, nefes bile almakta zorlanarak, performans baskısıyla adeta modern kölelik koşullarında çalışmaya zorlanmaktadır. Çalışma yaşamına ilişkin hakları liyakatsiz ve baskıcı yöneticilerin tehditleriyle ortadan kaldırılmakta, en temel hak ve özgürlüklerini talep etmeleri soruşturma ve cezalandırma nedeni haline getirilmektedir.

Diyarbakır’da hasta yakınlarına otopark ve misafirhane
Diyarbakır’da hasta yakınlarına otopark ve misafirhane
İçeriği Görüntüle

Tüm bunlar yetkili sendika ve onların belirlediği yöneticilerin iş birliğiyle hayata geçirilmektedir. Anti-demokratik ve güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle sağlık emekçileri tükenmekte; mesleğini bırakmakta, ülkeyi terk etmekte ya da yaşamına son vermektedir. Bu tabloya daha fazla seyirci kalamayız.

“2024 YILINDA HEKİME BAŞVURU SAYISI 1 MİLYAR 47 MİLYON”

Bugün Türkiye’de yaklaşık 1,5 milyon sağlık emekçisi, her gün milyonlarca yurttaşa sağlık hizmeti sunmaktadır. Sağlık Bakanlığı verilerine göre yalnızca 2024 yılında hekime başvuru sayısı 1 milyar 47 milyonun üzerine çıkmıştır.

Sağlık hizmetine olan talebin hızla artması, sağlık çalışanı sayısının yetersizliği ve sağlık politikalarındaki planlama eksiklikleri sağlık sistemindeki sorunları daha da derinleştirmektedir. Bu ağır yükün altında eziliyoruz; mesailerimiz uzarken yaşamlarımız kısalıyor.

Türkiye’de kişi başına düşen hekim, hemşire, tekniker, laborant, ebe vb sayısının birçok gelişmiş ülkenin gerisinde olması ve sağlık kurumlarına başvuruların her yıl artması sağlık çalışanlarının iş yükünü katlanarak artırmaktadır.

YOĞUN İŞ YÜKÜ

Sağlık emekçileri yalnızca yoğun iş yüküyle değil; uzun çalışma saatleri, yetersiz dinlenme süreleri, ekonomik sorunlar ve sağlıkta şiddet gibi ciddi problemlerle de mücadele etmektedir. Sağlık çalışanlarının önemli bir bölümü meslek yaşamlarında en az bir kez şiddete maruz kaldıklarını ifade etmektedir. Bu durum sağlık hizmetinin güvenli ve sürdürülebilir sunumunu tehdit etmektedir.

Sağlık sistemi yalnızca hastanelerden, binalardan ve teknolojiden ibaret değildir. Sağlık sisteminin en temel unsuru sağlık emekçileridir. Covid-19 pandemisinde ve deprem süreçlerinde gördüğümüz gibi sağlık hizmetleri sağlık emekçilerinin emeği ve özverisi sayesinde ayakta kalmaktadır.

Ancak sağlık emekçilerinin çalışma koşulları iyileştirilmeden, sağlıkta şiddet etkin biçimde önlenmeden ve sağlık politikaları sahadaki gerçekler dikkate alınarak sağlık emek ve meslek örgütlerinin görüşleri doğrultusunda yeniden planlanmadan bu sorunların çözülmesi mümkün değildir.

“ÇALIŞMA SAATLERİ İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİÇİMDE DÜZENLENMELİ”

Sağlık emekçileri taleplerini ise şöyle sıraladı:

“* Sağlık kurumlarındaki personel eksikliği bilimsel planlama yapılarak kadrolu ve güvenceli istihdamla giderilmelidir.

* Sağlıkta şiddeti önleyecek caydırıcı ve etkin yasal düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

* Sağlık yöneticileri liyakat esasına göre ve demokratik yöntemlerle belirlenmelidir.

* Çalışma saatleri insan onuruna yakışır biçimde düzenlenmelidir.

* Performans sistemi kaldırılmalı; yoksulluk sınırının üzerinde, tek kalemde ve emekliliğe yansıyan ücretlendirme sistemi uygulanmalıdır.

* Meslek tanımları net yapılmalı, meslek itibarı ve özerklik talepleri baskı ve cezalandırma yöntemleriyle bastırılmamalıdır.

* İşçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı uygulanmalı, sendika temsilcileri risk değerlendirme ve denetim süreçlerine dâhil edilmelidir.

* 7/24 açık ücretsiz anadilinde kreşler açılmalıdır.

* insan fizyolojisine aykırı 24 saatlik çalışma biçimleri sona erdirilmelidir.

* Asistan hekimlerin 36 saat çalıştırılması engellenmeli, emeklerinin karşılığı olan ücret gaspı durdurulmalı ve nitelikli eğitim hakları korunmalıdır.

* Sağlık politikaları belirlenirken meslek örgütlerinin ve sendikaların görüşleri dikkate alınmalıdır.”

“SAĞLIK; BARIŞ İÇİNDE, GÜVENCELİ, EŞİT VE ÖZGÜR BİR YAŞAM SÜRDÜĞÜ KOŞULLARDA MÜMKÜNDÜR”

Açıklama şöyle sonlandırıldı:

“Sağlık emekçilerinin yaşadığı sorunlar yalnızca bir meslek grubunun değil, toplumun tamamının sağlık sorunudur. Sağlık emekçilerinin tükenmesi sağlık sisteminin zayıflaması, sağlık hakkının gasp edilmesi anlamına gelir.

Biz sağlık emekçileri biliyoruz ki sağlık yalnızca hastanelerde üretilmez. Sağlık; insanların barış içinde, güvenceli, eşit ve özgür bir yaşam sürdüğü koşullarda mümkündür.

Bugün bölgemizde yaşanan savaşlar milyonlarca insanın yaşamını, sağlığını ve geleceğini tehdit etmektedir. Ortadoğu’da süren çatışmalar; özellikle Rojava’da, İran’da ve bölgenin birçok yerinde yıkım, göç, yoksulluk ve derin bir toplumsal sağlık krizine yol açmaktadır.

Savaşlar yalnızca can kayıplarına neden olmaz; sağlık sistemlerini çökertir, çocukların geleceğini karartır, toplumların ruhsal ve sosyal dokusunu tahrip eder, ekosistemi yok eder.

Savaşın olduğu yerde sağlık olmaz.

Tam bir iyilik hali için barış temel bir gerekliliktir.

Bu nedenle bizler sağlık emek ve meslek örgütleri olarak sağlık hakkını savunmanın aynı zamanda barışı savunmak olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.

Bir kez daha söylüyoruz:

Sağlık emekçilerinin emeği değersizleştirilemez.

Halkın sağlık hakkı piyasaya teslim edilemez.

Savaş politikalarıyla sağlıklı toplumlar kurulamaz.

Sağlık emekçilerinin güvenli ve güvenceli koşullarda çalışabildiği, emeklerinin karşılığını aldığı ve mesleklerini bilimsel temellerde icra edebildiği bir sağlık sistemi kurulana kadar; sağlık hakkı, emek, demokrasi, barış, eşitlik ve özgürlükler için mücadele etmeye devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

Kaynak: HABER MERKEZİ