Mehmet Rumet SOYLU yazdı
Hakem oyunun aktörlerinden biri değildir. Oyunun üzerinde durması, tarafsızlığıyla güven vermesi gerekir. Çünkü cinayetler, hırsızlıklar, arsızlıklar, kayırmalar ve akla gelebilecek pek çok “kötü” şey genellikle gizli yapılır. İnsanlar bunları yaparken yakalanmamayı, deşifre olmamayı ve gözden düşmemeyi ister. Ama pazar akşamı oynanan Amed Spor – Beşiktaş karşılaşmasında yaşananlar bana göre bu sınırların çok ötesindeydi.
Üstelik gizli saklı değil. Alenen. Herkesin gözü önünde. Sanki ‘Ben böyle karar veririm, kim ne yapabilir’ dercesine...

Futboldan anlamadığımı bu köşeyi takip edenler bilir. Teknik analiz yapmam. Dizilişlerden, oyuncu değişikliklerinden, taktiklerden, ofsayt çizgilerinden uzun uzun söz etmem. Ancak bazı şeyler vardır ki, insanın futboldan anlayıp anlamamasıyla ilgisi kalmaz. Gördüğünüz şey, içinizdeki adalet duygusuna dokunur. Bu maç da benim için tam olarak böyleydi. Teknik ayrıntılara girmeyeceğim. Ama altı dakika uzatma verilen bir maçta, o altı dakikanın da üzerine çıkılıyorsa, üstelik maçın son bölümünde yaşanan kararların tamamı bir takımın aleyhine, diğer takımın lehine sonuçlar doğuruyorsa, insan ister istemez ‘burada ne oluyor’? diye soruyor. Kart üzerine kart..Gerekçesi tartışmalı kararlar...
Uzatmanın uzatılması...Uzatma bölümünde penaltı...Penaltı kullanıldıktan ve normal uzatma süresi de tamamlandıktan sonra oyunun hâlâ devam ettirilmesi...Bütün bunların üst üste gelmesi, tribünde ve ekran başında maçı izleyen insanlarda doğal olarak büyük bir tepki oluşturdu.
Benim itirazım bir takımın kazanmasına ya da kaybetmesine değil. Futbol kazanabilir, kaybedebilir. Bir takım kötü oynar, gol yer, puan kaybeder. Bunların hepsi oyunun içinde vardır. İtirazım, hakemin verdiği kararların bütünüyle yarattığı görüntüyedir.

Çünkü hakem, sahadaki en güçlü kişidir. Oyuncunun gol atma hakkı vardır ama hakemin düdüğü oyunu durdurabilir. Bir oyuncu itiraz edebilir ama son kararı hakem verir. Süreyi takip eder, oyunu başlatır, durdurur, kart gösterir, penaltı verir ve nihayetinde karşılaşmanın kurallar içerisinde tamamlanmasını sağlar.
Tam da bu yüzden hakem kararları yalnızca teknik kararlar değildir.
Aynı zamanda güven meselesidir. Sahadaki kararların adil olduğuna dair inanç kaybolduğunda, geriye futbol kalmaz. Geride yalnızca öfke kalır. O akşam benim için de biraz böyle oldu.
Üstelik maç sırasında Antalya'da yaşayan yeğenim aradı. Ses tonu ağlamaklıydı. Önce maç heyecanından böyle konuştuğunu düşündüm. Meğer mesele başka imiş.
O saatte çalışıyormuş ve iş arkadaşlarının maç nedeniyle söyledikleri bazı sözlere maruz kalıyormuş. Bağırışlar, hakaretler ve Amed Spor üzerinden kurulan ağır cümleler... ‘Kim çıkarttıysa bu teröristleri bu lige’ diye başlayan cümleler. İnsanın canını acıtan taraf da tam burada başlıyor. Bir futbol karşılaşması neden insanların birbirine ‘terörist’ diye bağırdığı bir atmosfere dönüşür?
Bir futbol kulübünün adı neden böylesine ağır siyasi ve toplumsal yaftaların içine çekilir?

Ben daha önce ‘Amed Spor, size ne?’ diye bir yazı yazmıştım.
Bugün aynı soruyu yeniden sormak istiyorum: Amed Spor size ne yaptı?
Diyarbakır'a gelen her takımın, sahada yaşanan rekabetin dışında, bu şehirle ve insanlarıyla ilgili önyargılarının nasıl değişebildiğine defalarca tanık olduk. Kimi zaman maç öncesi farklı bir ruh haliyle gelenlerin, maç sonrasında Diyarbakır insanının misafirperverliği karşısında mahcup olduklarını da gördük. Bu yüzden bir futbol maçını yalnızca 90 dakika olarak görmüyorum. Hele ki söz konusu Amed Spor olduğunda...
Çünkü burada mesele bazen futboldan çıkıp insanların birbirine bakışına dönüşüyor.
O gece annem de maçı dualar eşliğinde izliyordu. Sonunda, kendine has o sakin ama çok şey anlatan cümlesini söyledi: “Kî çi beje bila beje, ev hakim zilamê wan e.”
Bir annenin, futbol kurallarından ve hakem yönetmeliklerinden habersizce söylediği bu cümle aslında o gece ekran başındaki insanların ne hissettiğini anlatıyordu.
İşte hakemin sorumluluğu tam da burada başlıyor.

Hakem, iki takımdan birinin oyuncusu değildir. Bir takımın taraftarı hiç değildir.
Görevi; kuralları uygulamak, oyuncuların ve teknik heyetin sportmenlik sınırları içinde kalmasını sağlamak, gerektiğinde disiplin cezaları vermek, oyuncuların güvenliğini korumak, yardımcı hakemlerle ve VAR ekibiyle koordineli çalışmak ve karşılaşmayı adil biçimde tamamlamaktır. Bütün bunların temelinde ise tek bir şey vardır: Güven.
Futbolcunun hakeme güvenmesi...Taraftarın hakeme güvenmesi...Kaybeden takımın bile ‘bugün hakem böyle gördü’ diyebilmesi...İşte futbolun devam edebilmesi için gereken şey budur. Pazar akşamı ise benim gördüğüm, bu güven duygusunun ciddi biçimde yara aldığı bir karşılaşmaydı. Bir hakemin neden böyle kararlar verdiğini elbette ben bilemem.
Bir insanın niyetini, herhangi bir çıkar ilişkisini veya arkasında başka bir hesap olup olmadığını, ortada somut bir kanıt yokken kimse söyleyemez. Ama şunu sormak herkesin hakkıdır:
Bir hakem, neden bu kadar tartışmalı kararın merkezinde kalır? Neden uzatma bu kadar uzar? Neden maç bitmesi gereken noktadan sonra devam eder? Neden kararların toplamı, sahadaki takımlardan birinin aleyhine bu kadar ağır bir görüntü ortaya çıkarır?
Bu soruların cevabını vermek benim işim değil.
Ancak bu soruların sorulmasını sağlamak da futbolun, sporun ve kamuoyunun hakkıdır.

Çünkü ortada yalnızca bir maç yok. İnsanların duyguları var. Emekleri var.
Bir kulübün haftalarca verdiği mücadele var. Ve tribünde ya da ekran başında o mücadeleyi kendi hayatının bir parçası gibi yaşayan insanlar var.
Bir hakemin düdüğü bir maçı bitirebilir. Ama o düdüğün adil olmadığına dair oluşan kanaat, maç bittikten sonra kolay kolay bitmez. Ben dün akşam sahada bir hakem yönetimi değil, bana göre sporun ruhunu yaralayan bir yönetim gördüm. “Futbol cinayeti” dememin nedeni de budur. Yoksa futbolda yenilmek de vardır, kazanmak da. Haksız gol de olabilir, yanlış kart da. Hakem hata yapabilir. Ama hata ile ortaya çıkan görüntü arasında çok önemli bir fark vardır. Eğer bir maçta hakem kararları bu kadar açık, bu kadar yoğun ve bu kadar tartışmalı hale gelmişse, artık yalnızca ‘Hakem de hata yapabilir’ deyip geçemezsiniz. Sorarsınız. Sorgularsınız. Hesap sorulmasını istersiniz. Çünkü futbolun adalete ihtiyacı vardır. Ve bazen insanın elinde sadece bir düdük vardır. Ama o düdük, milyonlarca insanın adalet duygusuna dokunabilir.




