Amedspor atkısını ırkçı tepkilerin ardından boynunda taşıyamayan sanatçı Zülfü Livaneli, yeni bir tartışmanın odağına oturdu.
Tigris Senfoni Orkestrası konserinde Amedspor atkısı takan sanatçı Zülfü Livaneli’ye bir yanıt da onun Diyarbakır’a gelişine aracılık eden şair Yılmaz Odabaşı’ndan geldi.
Odabaşı, sosyal medyadan yaptığı açıklamada; “Bizi kırmadı, geldi, konuk oldu. Sağ olsun. Ancak: Amedspor atkısı size aniden takılmadı. Takılacağına dair bilginiz, haberiniz vardı. “Ne var taktıysam?” diye mertçe arkasında duramadınız! Ayıp değil, suç değil; bu hafta ligde Galatasaray’la oynayacak legal, meşru bir takım bu. Bu konuda canhıraş biçimde kendinizi savunma çabanız doğrusu yadırgadık; hiç yakışmadı. Biz dünyanın bütün halklarının kültürel sembollerinin enternasyonal saygısını boynumuza takmış değerlerden geliyoruz oysa” ifadelerine yer verdi.
Diyarbakır’daki Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde 26 Ekim’de düzenlenen konserde Tigris Senfoni Orkestrası, Zülfü Livaneli’nin bestelerini seslendirdi. Konser öncesinde kısa bir konuşma yapan Zülfü Livaneli ise Diyarbakır’a gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek barış ve kardeşlik mesajı verdi. Livaneli konser sırasında Amedspor atkısı ile yurttaşları selamladı. Livaneli’nin Amedspor atkısı takması ise sosyal medyada ırkçı tepkilere konu oldu. Livaneli ise videolu bir mesaj ile gelen tepkilere yanıt verdi.
Ve Livaneli’nin verdiği bu yanıtta kullandığı ifadeler ise varolan tartışmaları başka bir boyuta taşırken, varolan tepkilere de yeni eleştiriler eklendi.
“GİDİN BU SİYASİ DERTLERİNİZİ BAHÇELİ’YE SÖYLEYİN”
Livaneli, gelen tepkilere verdiği videolu yanıtta şu ifadeleri kullandı:
“Geçenlerde Diyarbakır’da çok güzel bir orkestra vardı. Oradaki kardeşlerimiz büyük bir çabayla kurmuşlar. Benim şarkılarım ve bestelerimle bir konser vermek istediler ve beni de davet ettiler. Tabii ben de 'gelir dinlerim' dedim, gitmemek ayıp zaten. Gittik Diyarbakır’da insanlarla konuştuk, Ulu Cami’yi ziyaret ettik. Akşam konsere geldik, konserde 1700 kişi biletli gelmiş. Pırıl pırıl insanlar, yani o insanların size zarafetini, durumunu anlatamam ama o gece iki önemli maç vardı. Ona rağmen gelmişler, senfoni orkestrasını izlemişler. Senfoni orkestrasında genç hanımlar bildiğiniz senfonik işte smokinliler ondan sonra arkada koro pırıl pırıl ve müthiş bir şekilde benim şarkılarımı söylediler.
Bu şarkılar nedir? Bu şarkılar Türk şairler ya da benim yazdığım parçalar, şarkılar bunu böyle elli senelik birikimi aynen Harbiye’deki gibi aynen İzmir’deki açık hava tiyatrosunda ya da dünyanın herhangi bir yerinde olabileceği gibi icra ettiler ve o halk ezbere söyledi bu parçaları. Bundan mutlu oldum. Amedspor’un Başkanı da yanımızda oturuyordu. O da böyle bir atkı taktı boynuma. Onunla da halkı selamladım. Ondan sonra kıyamet koptu. “Vay sen işte gittin Türkiye bölücü Kürtçü falan. Ya bana söylemeyin, gidin bu siyasi dertlerinizi Bahçeli’ye söyleyin. Eğer korkuyorsanız başka türlü ifade edin. Esas bunlara karar veren, bunları yapan onlar, ben siyasetçi değilim. Benim elimde yetki de yok. Ben sadece türkülerimle, şarkılarımla, kitaplarımla varım. İnanılmaz bir şey koptu. Git işte Nobel için yapıyo. Git sen o bilmem neler yap falan. Şehitlerimizin kanı sızlıyor falan. Ya inanılmaz bir şey. Ben nasıl Aybüke öğretmeni, Eren Bülbül’ü, diğerlerini savunduysam, onların hatıralarına saygı duyduysam, katillerini lanetlediysem, ki biri de Onat Kutlar’dır, benim hayatta en yakın arkadaşımı PKK, Marmara Kafe'de bombalayarak öldürmüştü. Bana diyorlar ki bana sen PKK’lısın. Benim nerem PKK’lı? Ne zaman PKK’lılık gördünüz?”

“BU AYIP ONA YETER”
AK Partili Orhan Miroğlu, sanatçı Zülfü Livaneli’nin Amedspor atkısı üzerinden düştüğü duruma ilişkin sosyal medyadan şu paylaşımı yaptı:
“Zülfü Livaneli için temel kriter bu çünkü:
Zihnindeki kötülük- iyilik, vicdan, vicdansızlık nosyonun merkezinde AK Parti düşmanlığı var.
Bu düşmana karşı mücadele yöntemlerinin meşruluğunu sorgulamak, o mücadele yöntemlerinin yarattığı ‘Enkazın Şekline’ bir yazar, bir aydın olarak bakmak aklına bile gelmez.
Üstelik bu adam bir Unesco elçisi!
Zülfü Livaneli için temel kriter bu çünkü: Zihnindeki kötülük- iyilik, vicdan, vicdansızlık nosyonun merkezinde AK Parti düşmanlığı var. Bu düşmana karşı mücadele yöntemlerinin meşruluğunu sorgulamak, o mücadele yöntemlerinin yarattığı ‘Enkazın Şekline’ bir yazar, bir aydın olarak bakmak aklına bile gelmez. Üstelik bu adam bir Unesco elçisi! Beşbin yıllık şehirler Sur ve Nusaybin hendek stratejisine kurban edilirken, onbin insan o hendeklerde can verirken UNESCO Elçisi olarak hükümet ve örgüt nezdinde ne yaptın diyoruz, onun yerine kod adıyla yaşayan milliyeti soyu sopu belirsiz troller cevap veriyor: ‘Sen konuşma, AK Partideydin o zaman!’ Şaşırtıcı olan ise, hükümete yakın medyanın ‘tarafsızlığını’ korumasıdır, suskun olmasıdır. UNESCO elçisini terör sevici, insana düşman trollerin desteklediği bir yeryüzü daha yok dünyada. Bu ayıp ona yeter. Hala Diyarbakır’da ağırlanması, ordan dönünce de Minguzzi davasına sığınması her bakımdan tam bir trajedi! Bu Trajedinin romanını da o değil tabi ona yakışmaz böyle bir roman yazmak, başkaları yazacak bir gün. Livaneli gibilerinin hiç bir Kürdün, Türkün hayatına değer verdiğini düşünmesin kimse. Onların Avrupa’larda yetişen evlatlarının bu kanlı iç çatışmada hiç bir zarar- ziyanla karşılaşmadı. Gariban Türk ve Kürt çocukları öldü hep. Son 25 yılda Suriye’de 15 bin( çoğu Türkiye’den giden, kaçırılan çocuk yaşlardaki insanlardı) , hendeklerde en az sekiz bin kişi toplamda 30 bin insan, bir bakıma, bu kemalist güruhun AK Parti’ye karşı açtığı savaşın kurbanı oldu. Nişantaşı’ndan Rojava’ya el sallamanın bedelini bu güruh değil Kürtler ödedi. Şimdi de Kürtler’in bu geçmişle yüzleşmesine engel olmaya çalışıyorlar, Kürt halkına hala Livaneli gibilerini alkışlatmaya devam ediyorlar. Türkiye’yi bazı arkadaşların yazıp durduğu güzel günler değil, maalesef zor günler bekliyor. Unutmanın, unutturmanın erdem sayıldığı zamanlardan geçiyoruz maalesef.
— Orhan Miroğlu (@OrhanMiroglu) November 3, 2026
Beşbin yıllık şehirler Sur ve Nusaybin hendek stratejisine kurban edilirken, onbin insan o hendeklerde can verirken UNESCO Elçisi olarak hükümet ve örgüt nezdinde ne yaptın diyoruz, onun yerine kod adıyla yaşayan milliyeti soyu sopu belirsiz troller cevap veriyor:
‘Sen konuşma, AK Partideydin o zaman!’
Şaşırtıcı olan ise, hükümete yakın medyanın ‘tarafsızlığını’ korumasıdır, suskun olmasıdır.
UNESCO elçisini terör sevici, insana düşman trollerin desteklediği bir yeryüzü daha yok dünyada.
Bu ayıp ona yeter.
Hala Diyarbakır’da ağırlanması, ordan dönünce de Minguzzi davasına sığınması her bakımdan tam bir trajedi!
Bu Trajedinin romanını da o değil tabi ona yakışmaz böyle bir roman yazmak, başkaları yazacak bir gün.
Livaneli gibilerinin hiç bir Kürdün, Türkün hayatına değer verdiğini düşünmesin kimse.
Onların Avrupa’larda yetişen evlatlarının bu kanlı iç çatışmada hiç bir zarar- ziyanla karşılaşmadı.
Gariban Türk ve Kürt çocukları öldü hep.
Son 25 yılda Suriye’de 15 bin( çoğu Türkiye’den giden, kaçırılan çocuk yaşlardaki insanlardı) , hendeklerde en az sekiz bin kişi toplamda 30 bin insan, bir bakıma, bu kemalist güruhun AK Parti’ye karşı açtığı savaşın kurbanı oldu.
Nişantaşı’ndan Rojava’ya el sallamanın bedelini bu güruh değil Kürtler ödedi.
Şimdi de Kürtler’in bu geçmişle yüzleşmesine engel olmaya çalışıyorlar,
Kürt halkına hala Livaneli gibilerini alkışlatmaya devam ediyorlar.
Türkiye’yi bazı arkadaşların yazıp durduğu güzel günler değil, maalesef zor günler bekliyor.
Unutmanın, unutturmanın erdem sayıldığı zamanlardan geçiyoruz maalesef.”
Livaneli’nin Amedspor atkısı takması ile başlayan tepkiler, tartışmalar ve devamında eleştirilere konu açıklamasına bir yanıt da Şair Yılmaz Odabaşı’ndan geldi.
Diyarbakırlı şair Odabaşı, Livaneli’nin kentteki etkinliğe gelişine aracılık ettiğini belirterek sosyal medyadan açıklamada bulundu.
Şair Yılmaz Odabaşı’nın tartışmaya konu duruma ilişkin paylaşımı ise şöyle:
“Zülfü Livaneli’nin Diyarbakır’a 2025’te bir etkinlik için ilk kez gelişine, ayrıca 26 Ekim 2026’da Tigris Senfoni Orkestrası’nın şarkılarını okuyacağı konser için ikinci kez gelişine de ben aracılık ettim. İkisini de kendisine öneren ve bir anlamda bu iki organizasyonun doğru bir güzergahta gerçekleşmesini sağlayan kişi benim.
Sn. Livaneli de her iki organizasyon için hiçbir ücret talep etmeden, hatırımızı kırmayıp Diyarbakır’a ikinci kez geldi. Elbette başta ben Diyarbakır‘la birlikte kendisini baş tacı etmekte, saygıda bir kusur etmedik…
Örneğin, geçmişte Aziz Nesin’i sağlığında ilk kez geldiği Diyarbakır’a davet ve misafir etmiştim. O sert sıkıyönetim yılları Diyarbakır’da yaptığım kültür sanat organizasyonlarında pek çok aydının, yazarın bir dönem Diyarbakır’a gelmesine aracılık etmiştim. İstemiştim ki gelip bu medeniyetler şehrini, tarihi ve kültürünü görsünler, insanları ve yazgılarını dinlesinler, Kürtler hakkında izlenimler edinsinler, varsa önyargılarını yensinler. İzlenimleri sonra belki yazılarına yansıyacak, belki döndükleri metropol şehirlerinde panel ve söyleşilerde Türkiye kamuoyuna aktaracaklardır.
Aziz Nesin hocam, Diyarbakır’da dostlarımla kendisine ayrıntılı aktardığımız Diyarbakır askeri cezaevi gerçeğini gittiği pek çok yerde defaatle vurguladı ve Diyarbakır’dan ayrıldıktan bir yıl sonra “Bulgaristan’da Türkler, Türkiye’de Kürtler” adlı kitap yayınladı. İzlenimlerinin yansımalarını yıllar içinde gözlemledim. Yeşilyurt‘ta köylülere dışkı yedirilmesini bile basına ifade ederek kamuoyuyla paylaştı.
Ancak Sn. Zülfü Livaneli, Aziz Nesin’in Diyarbakır’a gelişi gibi peşimizde sekiz on polisle karşılanmadı, etkinliğinde ensesine beş polis de yoktu; hiçbir sıkıntı ve engel yaşamadı. Buna rağmen Aziz hocama kıyasla Diyarbakır’a hayli tedirgin geldi. Mesela belediyeyi, sn. Serra Bucak’ı ziyaret etmemiz önerimi hayli tereddüt edip düşündükten sonra şehre gelişimizin ikinci gününde son anda kabul etti. Kanımca böyle bir çekinceye hiç gerek yoktu…
Daha düne kadar yanında Tuğrul Türkeş‘le Mardin’de çevik kuvvet denetleyen, çok iyi tanıdığım ve geçmişte uzun yıllar yakın dostluğum olan -fakat şimdilerde devletin besleme Kürdü-Orhan Miroğlu gibi bir nefret diliyle Zülfü Livaneli üzerinden popülizm yapmak niyetinde değilim. Nezdimde Orhan,
@OrhanMiroglu
durduğu yer ve kendi varlığına referans kıldığı adreste bile hesapsız ve makul bir yerden konuşmuyor…
Zülfü Livaneli‘nin Diyarbakır’a 2025’te bir etkinlik için ilk kez gelişine, ayrıca 26 Ekim 2026’da Tigris Senfoni Orkestrası’nın şarkılarını okuyacağı konser için ikinci kez gelişine de ben aracılık ettim. İkisini de kendisine öneren ve bir anlamda bu iki organizasyonun doğru bir güzergahta gerçekleşmesini sağlayan, aracılık eden benim. Sn. Livaneli de her iki organizasyon için hiçbir ücret talep etmeden, hatırımı-zı kırmayıp Diyarbakıra ikinci kez geldi. Elbette başta ben Diyarbakır‘la birlikte kendisini baş tacı etmekte, saygıda bir kusur etmedik… Örneğin, geçmişte Aziz Nesin’i sağlığında ilk kez geldiği Diyarbakır’a davet ve misafir etmiştim. O sert sıkıyönetim yılları Diyarbakır’da yaptığım kültür sanat organizasyonlarında pek çok aydının, yazarın bir dönem Diyarbakır’a gelmesine aracılık etmiştim. İstemiştim ki gelip bu medeniyetler şehrini, tarihi ve kültürünü görsünler, insanları ve yazgılarını dinlesinler, Kürtler hakkında izlenimler edinsinler, varsa önyargılarını yensinler. İzlenimleri sonra belki yazılarına yansıyacak, belki döndükleri metropol şehirlerinde panel ve söyleşilerde Türkiye kamuoyuna aktaracaklardır. Aziz Nesin hocam, Diyarbakır’da dostlarımla kendisine ayrıntılı aktardığımız Diyarbakır askeri cezaevi gerçeğini gittiği pek çok yerde defaatle vurguladı ve Diyarbakır’dan ayrıldıktan bir yıl sonra “Bulgaristan’da Türkler, Türkiye’de Kürtler” adlı kitap da yayınladı. İzlenimlerinin yansımalarını yıllar içinde gözlemledim. Yeşilyurt‘ta köylülere dışkı yedirilmesini bile basın ve kamuoyuyla paylaştı. Ancak Sn. Zülfü Livaneli, Aziz Nesin’in Diyarbakır’a gelişi gibi peşimizde sekiz on polisle karşılanmadı, etkinliğinde ensesine beş polis de yoktu; hiçbir sıkıntı ve engel yaşamadı. Buna rağmen Aziz hocama kıyasla Diyarbakır’a hayli tedirgin geldi. Mesela belediyeyi, sn. Serra Bucak’ı iziyaret etmemiz önerimi hayli tereddüt edip düşündükten sonra şehre gelişimizin ikinci gününde son anda kabul etti. Kanımca böyle bir çekinceye hiç gerek yoktu… Daha düne kadar yanında Tuğrul Türkeş‘le Mardin’de çevik kuvvet denetleyen, çok iyi tanıdığım ve geçmişte uzun yıllar yakın dostluğum olan -fakat şimdilerde devletin besleme Kürdü-Orhan Miroğlu gibi bir nefret diliyle Zülfü Livaneli üzerinden popülizm yapmak niyetinde değilim. Nezdimde Orhan, @OrhanMiroglu durduğu yer ve kendi varlığına referans kıldığı adreste ondan daha hesapsız, temiz ve makul bir yerden konuşmuyor… Ben Sn. Zülfü Livaneli hakkında Twitter’da gözlemlediğim tartışmalara, ve kendi söylediklerine dair şunları ifade etmekle yetineceğim. Bizi kırmadı, geldi, konuk oldu. Sağ olsun. Ancak: I-Berlin’e gider, Ege’de bir kasabada belediye başkanından plaket alır, Paris’e gider, tümünü sosyal medya hesaplarınızla paylaşırsınız. İkidir Diyarbakıra konuk olmanıza rağmen ne gideceğinizi ne gittiğinizi bir kez olsun takipçilerinize niçin bir kez fısıldayamadınız? Amedspor atkısı konusunda yoğun tepki almasaydınız Diyarbakıra gittiğinizi eminim yine ifade etmeyecektiniz. Bu başta Diyarbakır adına üzücü bir tutum olmakla birlikte, asıl bu konuda bu denli kaygılı olmanız sizin adınıza oldukça çelişik bir tutum.Zira bir aydının gittiği yerin, yaptığı işin arkasında durması gerektiğine çok inanırım… II-“Yanımda Amedspor başkanı oturuyordu aniden atkıyı boynuma taktı,”demişsiniz. Amedspor atkısı size aniden takılmadı. Takılacağına dair bilginiz, haberiniz vardı. “Ne var taktıysam?” diye mertçe arkasında duramadınız! Ayıp değil, suç değil; bu hafta ligde Galatasaray’la oynayacak legal, meşru bir takım bu. Bu konuda canhıraş biçimde kendinizi savunma çabanız doğrusu yadırgadık; hiç yakışmadı. Biz dünyanın bütün haklarının kültürel sembollerinin enternasyonal saygısını boynumuza takmış değerlerden geliyoruz oysa. III-Aziz Nesin hocamın Diyarbakır’a gelişi ve dönüşü ile, sizin geliş ve dönüşünüz arasındaki aydın tutumu ve cüret farkını bize çok net biçimde gösterdiniz. Teşekkür ederiz… @LivaneliZulfu
— Yılmaz Odabaşı (@yilmazodabasi) November 5, 2026
Ben Sn. Zülfü Livaneli hakkında Twitter’da gözlemlediğim tartışmalara ve kendi söylediklerine dair şunları ifade etmekle yetineceğim. Bizi kırmadı, geldi, konuk oldu. Sağ olsun. Ancak:
I-Berlin’e gider, Ege’de bir kasabada belediye başkanından plaket alır, Paris’e gider, tümünü sosyal medya hesaplarınızla paylaşırsınız. İkidir Diyarbakır’a konuk olmanıza rağmen ne gideceğinizi ne gittiğinizi bir kez olsun takipçilerinize niçin bir kez fısıldayamadınız? Amedspor atkısı konusunda yoğun tepki almasaydınız Diyarbakır’a gittiğinizi eminim yine ifade etmeyecektiniz. Bu başta Diyarbakır adına üzücü bir tutum olmakla birlikte, asıl bu konuda bu denli kaygılı olmanız sizin adınıza oldukça çelişik bir tutum. Zira bir aydının gittiği yerin, yaptığı işin arkasında durması gerektiğine çok inanırım…
II-“Yanımda Amedspor başkanı oturuyordu aniden atkıyı boynuma taktı,”demişsiniz. Amedspor atkısı size aniden takılmadı. Takılacağına dair bilginiz, haberiniz vardı. “Ne var taktıysam?” diye mertçe arkasında duramadınız! Ayıp değil, suç değil; bu hafta ligde Galatasaray’la oynayacak legal, meşru bir takım bu. Bu konuda canhıraş biçimde kendinizi savunma çabanız doğrusu yadırgadık; hiç yakışmadı. Biz dünyanın bütün halklarının kültürel sembollerinin enternasyonal saygısını boynumuza takmış değerlerden geliyoruz oysa.
III-Aziz Nesin hocamın Diyarbakır’a gelişi ve dönüşü ile sizin geliş ve dönüşünüz arasındaki aydın tutumu ve cüret farkını bize çok net biçimde gösterdiniz. Teşekkür ederiz…
@LivaneliZulfu”




