İran savaşı, ekonomik baskılar ve değişen küresel güç dengeleriyle karşı karşıya olan Washington, şimdi hem içerideki siyasi denetimi hem de dış politikadaki maliyetleri yönetmek zorunda.
ABD'de 3 Kasım'da gerçekleştirilen ara seçimler, Donald Trump yönetimi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Demokratların hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu kazanması, Cumhuriyetçi yönetimin Kongre üzerindeki hâkimiyetini sona erdirdi. Böylece Trump, başkanlığının kalan iki yılında ilk kez iki kanadı da muhalefetin kontrolündeki bir Kongre ile çalışmak zorunda kalacak.
Seçim sonuçları, yalnızca partiler arasındaki sandalye dağılımının değişmesi olarak okunmamalı. İran savaşıyla yükselen enerji maliyetleri, hayat pahalılığı ve yönetimin ekonomi politikalarına yönelik tepkiler, seçmenin tercihlerinde belirleyici oldu. Başka bir ifadeyle Trump, dış politikada güç gösterisini sürdürmeye çalışırken bunun ekonomik ve toplumsal maliyetlerini de iç siyasette taşımak zorunda kaldı.
SAVAŞIN MALİYETİ WASHİNGTON'A DÖNÜYOR
Yeni dönemin en önemli mücadele alanlarından biri İran savaşı olacak. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu, yönetimin savaş politikasını daha yakından denetlemelerine, askeri harcamaları sorgulamalarına ve uzun süreli operasyonların finansmanı üzerinde baskı kurmalarına imkân verecek.
Başkanın askeri karar alma yetkisi devam etse de savaşın ekonomik yükü, bütçe ve Kongre denetimi gibi başlıklar Trump'ın hareket alanını daraltabilir. Üstelik savaşın uzaması yalnızca askeri harcamaları artırmıyor; enerji piyasaları, enflasyon ve Amerikan ekonomisi üzerinden de yönetimin karşısına yeni sorunlar çıkarıyor.
Bu nedenle Trump'ın önündeki mesele yalnızca askeri üstünlüğü korumak değil, bu üstünlüğün maliyetini hangi ölçüde sürdürebileceğini hesaplamak olacak.
GÜÇ GÖSTERİSİNDEN PAZARLIK ÜSTÜNLÜĞÜNE
ABD'nin Ortadoğu'daki politikası, yalnızca askerî müdahaleler üzerinden değerlendirilemez. Washington'ın bölgedeki temel arayışlarından biri, kendi güvenlik ve ekonomik çıkarlarıyla uyumlu bir güç dengesi oluşturmak. İsrail'in güvenliği, Körfez ülkeleriyle ilişkiler, İran'ın bölgesel etkisi ve enerji yolları bu arayışın temel unsurları arasında bulunuyor.
Ancak değişen güç dengeleri ve artan müdahale maliyetleri, ABD'nin her sorunu doğrudan askerî güç kullanarak çözmesini zorlaştırıyor.
Trump'ın tehdit dozunu yükseltmesi, ekonomik yaptırımları devreye sokması ve askeri kapasitesini görünür kılması, karşı tarafı müzakere masasında belirli koşulları kabul etmeye zorlamanın araçları olarak da değerlendirilebilir.
Bu yaklaşımda amaç her zaman karşı tarafı tamamen yenilgiye uğratmak değil, onun siyasi tercihlerini ve hareket alanını değiştirmek olabilir. Baskının ardından müzakere ve gerektiğinde geri çekilme de aynı stratejinin parçaları hâline gelebilir.
Ancak bu yöntemin önemli bir riski var: Psikolojik üstünlük kurmak amacıyla yükseltilen gerilim, karşı tarafın geri adım atmaması durumunda kontrol edilmesi güç bir çatışmaya dönüşebilir.
KONGRE'DEKİ KAYIP, YÖNETİMİN GÜNDEMİNİ DEĞİŞTİRECEK
Demokratların iki kanatta çoğunluğu kazanması, Trump'ın yasama gündemini hayata geçirmesini zorlaştıracak. Bütçe görüşmeleri, üst düzey atamalar, yönetim hakkında yürütülebilecek soruşturmalar ve komisyon denetimleri yeni dönemin başlıca mücadele alanları olacak.
Bununla birlikte Kongre'deki çoğunluk değişimi, başkanın bütün yetkilerini kaybettiği anlamına gelmiyor. Trump'ın veto yetkisi ve yürütme alanındaki önemli karar yetkileri devam ediyor. Ancak Demokratların denetimindeki Kongre, yönetimin politikalarının maliyetini ve sonuçlarını daha görünür hâle getirebilir.
Trump'ın bu tablo karşısında başkanlık yetkilerine, ekonomik yaptırımlara ve dış politikadaki pazarlık araçlarına daha fazla ağırlık vermesi olası. İçerideki siyasi sıkışmayı dışarıdaki güç gösterisiyle dengeleme arayışı da gündeme gelebilir. Fakat böyle bir tercihin savaş ve ekonomi üzerindeki maliyetleri daha da büyütme riski bulunuyor.
AMERİKAN STRATEJİSİ TRUMP'TAN DAHA GENİŞ
Burada gözden kaçırılmaması gereken temel nokta, ABD'nin küresel politikasının yalnızca başkanın kişisel tercihleriyle şekillenmediği. Enerji güvenliği, doların uluslararası konumu, savunma sanayisi, teknoloji üstünlüğü, ticaret yolları ve askeri ittifaklar Amerikan sisteminin uzun vadeli çıkarlarını belirleyen başlıca unsurlar arasında.
Çin'in yükselişi, Rusya'nın jeopolitik hamleleri ve bölgesel aktörlerin daha bağımsız hareket etme arayışları, ABD'nin mevcut güç düzenini aynı araçlarla sürdürmesini zorlaştırıyor.
Washington açısından mesele, her bölgede doğrudan askeri varlık bulundurmak ya da her çatışmaya müdahil olmak yerine, ekonomik, diplomatik ve güvenlik ilişkileri üzerinden kendi belirleyiciliğini koruyabileceği bir düzen oluşturmak. Bu yaklaşım, müttefiklere daha fazla sorumluluk yüklemeyi ve bölgesel aktörlerin hareket alanlarını ABD'nin çıkarlarıyla uyumlu biçimde şekillendirmeyi de içeriyor.
Ancak küresel güç ilişkileri tek taraflı işlemiyor. Yükselen güçler ve bölgesel aktörler de kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Bu durum, Washington'ın kurmak istediği düzenin sınırlarını belirleyen önemli etkenlerden biri.
Ayrıca ABD sistemi açısından Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında belli farklılıklar olmakla birlikte esasa ilişkin pek bir fark da yok. Yine, ABD sistemi açısından seçilen ya da o dönem için tercih edilen başkanlar özü itibariyle o günkü konjonktürde ABD politikalarını en iyi hayata geçirecek nitelikte başkanlar olduğu da göz ardı edilmemesi gereken objektif bir durumdur. Yani, ABD’nin bu dönem Trump’ı tercih etmesi ile bugünün uygulanan Amerikan politikaları arasında kopmaz bir bağ bulunmaktadır. Trump gibi ne zaman ne yaptığı belli olmayan bir başkan profili olmasa ABD politikaları bu derece pervasızca uygulanabilir miydi?
ASIL SINAV: GÜCÜ KORUMAK MI, MALİYETİNİ AZALTMAK MI?
Demokratların Kongre'de kazandığı çoğunluk, ABD'nin küresel stratejisinin yönünü tek başına değiştirmeyecek. Ancak Trump yönetiminin bu stratejiyi hangi araçlarla uygulayabileceğini etkileyecek.
Önümüzdeki dönemde Trump'ın karşısındaki temel ikilem de burada şekillenecek: Küresel ağırlığını korumak için daha fazla güç kullanmak mı, yoksa mevcut gücünü daha düşük maliyetle kullanabileceği yeni ilişkiler kurmak mı?
İran savaşı, bu tercihin ilk önemli sınavlarından biri olacak. Washington'ın askerî baskıyı hangi koşullarda müzakereye dönüştüreceği, müttefiklerine ne ölçüde sorumluluk yükleyeceği ve Çin karşısındaki rekabeti nasıl yöneteceği, Amerikan dış politikasının önümüzdeki dönemine ilişkin önemli ipuçları verecek.
Kongre'de çoğunluğu kaybeden Trump'ın önündeki asıl sorun, Amerikan gücünün büyüklüğünden çok, bu gücü değişen koşullarda hangi araçlarla kullanabileceği. İçeride daralan siyasi hareket alanı, dışarıda daha ölçülü davranmayı mı gerektirecek, yoksa yeni bir güç gösterisinin gerekçesine mi dönüşecek? Önümüzdeki dönemin belirleyici sorusu bu olacak.



