Siyaset

DEM Parti Milletvekili: Öcalan'ın statüsü bir an önce resmiyet kazanmalı

Sürecin ilerleyebilmesi için Meclis’e görev düştüğünü söyleyen Demokratik Birlik İnisiyatifi Eş Sözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü bir an önce resmiyet kazanmalı" dedi.

Abone Ol

Demokratik Birlik İnisiyatifi Eş Sözcüsü ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Van Milletvekili Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin ilerleyebilmesi için bir an önce adımların atılması gerektiğini ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın statüsünün resmileşmesi gerektiğini söyledi.

Ortadoğu'nun birçok etnik ve mezhepsel gerilimin merkezi konumunda olduğunu belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Son 3 yılda Ortadoğu’da meydana gelen gelişmeler; halklar, emekçiler, kadınlar, çocuklar ve herkes için kritik bir döneme işaret ediyor. Bu sebeple Barış ve Demokratik Toplum süreci, sadece Türkiye açısından değil; aslında tüm Ortadoğu için hayati değerdedir" diye konuştu.

Kürt halkının yok sayılmasının sonucunda Kürt sorununun açığa çıktığına dikkat çeken Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, yaşananlardan sadece Kürtlerin zarar görmediğine dikkat çekti. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Sadece Kürtler yoksullaşmadı ve bedel ödemedi. Ülkenin trilyonlarca dolar değerindeki kaynakları, 'sırf Kürt anasını görmesin, sırf Kürt anadilinde eğitim almasın, konuşmasın' diye heba edildi. Dolayısıyla kaybeden sadece Diyarbakır, Van ve Urfa olmadı; bu karanlık dehlizde kaybeden Edirne de oldu, Trabzon da oldu, Denizli de oldu. İşte Barış ve Demokratik Toplum Süreci, bu kısır döngüye son verecek bir süreç olarak karşımızda durmakta. Hem Hakkari’nin hem de Edirne’nin birlikte kazanacağı tarihsel bir adım olarak değerlendirmekteyiz" diye belirtti.

‘BARIŞI BÜYÜTECEK OLAN HUKUKİ ADIMLARDIR’

İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrıya değinen Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “PKK’nin de ateşkes, fesih kongresi, silah yakma ve geri çekilme başta olmak üzere kritik hamlelerde bulunduğuna tüm ülke şahit olmuştur. Meclis’in de siyasi partilerin konsensüsüyle 'Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi' komisyonu kurması; ortaya bir 'yapılacaklar raporu' çıkarması elbette çok önemli. Fakat ülkenin en büyük sorunu; sözlerle veya kuru temennilerle çözülecek bir sorun değil. Çünkü modern dünyanın dili, yasalardır, hukuki güvencelerdir. Bugün sürece ivme kazandıracak, barışı büyütecek olan da hukuki adımlardır" dedi.

‘İKTİDAR VE HÜKÜMETİN TAVRI GÜVENİ SARSIYOR’

Meclis’in hazırladığı raporun üzerinden 3 aydan fazla bir zaman geçmesine rağmen adımların atılmadığına işaret eden Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Devletin ve hükümetin tavrı, toplumdaki güveni maalesef sarsacak düzeyde. Buna rağmen toplum, sürece büyük bir değer atfediyor; çözüm ve barış istiyor. Bugün süreç kritik bir noktada, süreç artık kritik bir eşikte. Meclis’in tatile gireceği tarih uzak değil. Bu sebeple Meclis’in elini çabuk tutması, sürece olan güveni tesis etmek için gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce yapması gerekiyor” diye konuştu.

‘ABDULLAH ÖCALAN'IN STATÜSÜ NETLEŞMELİ’

Abdullah Öcalan’ın statüsünün resmileşmesi gerektiğini söyleyen Gülcan Kaçmaz Sayyiğit konuşmasının devamında şunları söyledi: “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları uygulanmalı. Bir an önce Sayın Selahattin Demirtaş, Sayın Figen Yüksekdağ ve diğer siyasi mahpuslar özgürlüğüne kavuşmalıdır. Artık halkın iradesine ipotek koyan kayyımlar geri çekilmeli ve demokratik siyaset zemini güçlendirilmeli. Sonuç itibariyle, halkların iradesini temsil eden Meclis derhal devreye girmelidir. Kürt sorunu, ağır insani ve ekonomik bedellerin ödendiği bir sorun. Buna son vermek için Hükümet de barış güvercininin eksik kalan kanadını tamamlamalı. Bunun yolu da bir an önce Meclis’in gerekli yasal düzenlemeyi yapmasından geçmektedir.

SANSÜRE HUKUKİ KILIF

Normal şartlarda basın, toplum adına etkili bir denge ve denetleme mekanizmasıdır; çağdaş demokrasilerde yasama, yürütme ve yargının yanında dördüncü bir kuvvettir. Bu sebeple basın özgürlüğü, bir ülkenin yönetim biçimini yansıtan çok önemli bir kriterdir. Eğer basın özgür değilse toplumun özgürlüğünden de söz edemeyiz, çünkü toplumun hakikate erişimi bu haliyle mümkün olmaz. Bugün Türkiye, dünyada en çok gazetecinin cezaevinde tutulduğu ülkeler liginde görülüyor. Dezenformasyon yasasıyla, sansüre adeta hukuki ve resmi bir kılıf dikildi. Tek bir gün yok ki bir basın emekçisine dava açılmasın, yeni bir erişim engeli getirilmesin.

Özellikle Kürt basını çok ciddi bir baskı ve sansür kıskacında. Baskılar ve gözaltılar, hatta gazetecilere yönelik cinayetler 90’lı yıllarda had safhadaydı. Ama bugün de Kürt basın ve yayın kuruluşları üzerindeki baskılar tamamen bitmiş değil. 90’lı yıllar ile bugünkü baskılar arasında sadece bir yöntem farkı var. Bugün basın emekçilerine yönelik faili meçhul cinayetler olmayabilir; ama Kürt basını bugün ekonomik bir tazyik altında, yargı basın emekçilerine karşı bir silah gibi adeta kullanılıyor. Bu anlamda Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ile Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği’nin verilerine ülkenin batısı artık kulak vermeli. Çünkü Yeni Yaşam gazetesi, Ajansa Welat, Jinnews, Azadiya Welat ve Mezopotamya Ajansı başta olmak üzere Kürt basını ile emekçilerinin maruz kaldığı baskılara yönelik somut veriler var. AKP’nin basın özgürlüğü ile Kürt özgür basına yönelik sicili oldukça kabarık olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama unutulmamalı ki Mikdad Midhad Bedirhan’dan Celadet Ali Bedirhan’a, Musa Anter ve Gurbetelli Ersöz’lere, oradan da Nagihan Akarsal’lere, Cihan Bilgin’lere, Nazım Daştan’lara taşınan özgür basın geleneği bugün de Türkiye ve Kürdistan’ın her köşesinde hakikatin izinde olmaya devam ediyor. Çünkü özgür basın; zorlu bir mücadelenin ve hakikatte ısrarın adıdır."