Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı”nın soruşturma dosyalarını inceleme sürecini başlatmasının ardından Diyarbakır Barosu kapsamlı bir başvuru hazırladı. Baro, özellikle 1990’lı yıllarda Kürt illerinde yoğunlaşan faili meçhul cinayetlerin, gözaltında kayıpların ve zorla kaybetmelerin yeniden ele alınmasını talep etti.
1797 FAİLİ MEÇHUL CİNAYET
Baronun başvurusunda, TBMM’nin 1995 tarihli Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporuna göre 1797 faili meçhul siyasi cinayetin kayıtlara geçtiği hatırlatıldı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı verilerine göre ise 1990-2011 yılları arasında en az 1901 faili meçhul cinayet işlendiği ifade edildi. İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi’nin verilerine göre yalnızca 1990’lı yıllarda yaklaşık 3 bin 500 faili meçhul cinayet ve yüzlerce zorla kaybetme vakasının bulunduğu belirtildi.
AİHM'İN TÜRKİYE KARARLARINA VURGU YAPILDI
Başvuruda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türkiye hakkında verdiği çok sayıdaki ihlal kararına dikkat çekildi. AİHM kararlarında devletin yalnızca yaşam hakkını ihlal etmeme değil, aynı zamanda etkin soruşturma yürütme, sorumluları ortaya çıkarma ve mağdurların adalete erişimini sağlama yükümlülüğü bulunduğu vurgulandı.
TAM YETKİLİ BİR ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALI
Diyarbakır Barosu, faili meçhul cinayetlerin yaygın ve sistematik niteliği nedeniyle “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Başvuruda, TBMM bünyesinde bağımsız ve tam yetkili bir hakikat ve araştırma komisyonu kurulması, zamanaşımı gerekçesiyle kapatılan dosyaların yeniden incelenmesi ve özel yetkili savcıların görevlendirilmesi talep edildi.
ULUSLARASI SÖZLEŞMELER KABUL EDİLMELİ
Baro ayrıca Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Herkesin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’nin çekincesiz kabul edilmesini, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne taraf olunmasını ve toplu mezar incelemelerinde Minnesota Otopsi Protokolü’nün uygulanmasını istedi. Başvuru metninde, devlet arşivlerinin kamuoyuna açılması ve kayıp yakınlarının adalet taleplerinin karşılanmasının “tarihsel bir sorumluluk” olduğunu belirtti.

