İZLENİM-Vecdi Erbay
Yoğunluğu bakımından son yılların en güzel karı yağdı Diyarbakır şehir merkezinde. İlçeler ve dağlar ise bir kez daha kar ile şenlendi. Yağan kara bakarken, "İşte böyle, kış kışlığını bilecek, hissettirecek" dedim. Çünkü son yıllarda kışlar soğuk ve yağışsız geçiyordu maalesef. Toprak susuz kalmış, çiftçiler DEDAŞ'ın insafına terk edilmişti. Şehre su sağlayan barajlar kurumuştu neredeyse.
Dolayısıyla kar yağışına sevinip kendisini dışarıya atan sadece çocuklar değildi, kuraklığın ciddi bir tehlike olduğunun farkında olan büyükler de rahat bir nefes almış, çocuklar kadar şenlik havasında karlı sokaklara, yollara adım atmışlardı.

Kar güzeldir. Bir defa kar manzarası enfes bir şeydir. Öte yandan berekettir ve kuraklık tehlikesine muazzam bir bariyerdir. Bir de şu söylenir: Kar bütün mikropları öldürür.
ARKADAŞIM KARDAN ADAM
Kar manzarası, Diyarbakır'da olduğu gibi, dünyanın her yerinde güzeldir. Diyarbakır'da hiç bitmeyecekmiş gibi uzun bir yazın ardından insanın üşüdüğünü hissetmesi bile güzeldir.
Kar yağışının başladığı ilk gün, dışarıda hiçbir işim olmadığı halde dışarı attım kendimi. Birlikte kartopu oynayacak, kardan adam yapacak kimse yoktu etrafımda. Ayaklarım kara basarken çıkan sesi duyabilirdim ve bu mutlu olmak için az bir sebep değildi.

Koşuyolu Parkında çoktan kardan adamlar yapılmıştı. Birinin fotoğrafını çektim, son dokunuşlarını yapan adamdan "Arkadaşın fotoğrafını çekebilir miyim?" diye müsaade isteyerek. Bunu seçmiştim çünkü daldan kopmamak için direnen yapraklardan bir giysi yapılıyordu arkadaşa.
Yapay tepeden çocuklar kayıyordu gürültüyle. Beceriksiz ve yaramaz olanlar, tepetaklak yuvarlanıyorlardı aşağıya doğru ve acayip eğleniyorlardı.
Araçlarıyla trafiğe çıkanlar pek eğlenemiyorlardı. Bu yoğun kar yağışını beklemiyorlardı muhtemelen ve trafikte zor zamanlar geçiriyorlardı. Yol kapmak isteyen kurnazlar ile kış lastiği kullanmayan tedbirsizler trafiğin akışını daha da zora sokuyorlardı. Bunu Koşuyolu Parkından Ofis semtine gidinceye kadar görmek mümkündü. Şehrin diğer bölgelerinde de durumun aynı olduğunu tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yoktu.
Beyaza kesmişti şehre akşam karanlığı çöküyordu. Ben yürüyüşümü tamamlayıp eve dönüş yolundayken kar bütün güzelliği ile yağmaya devam ediyordu.
KAR YAĞIŞI BİR AFETE DÖNÜŞMEDİ
Bütün gece yağmaya devam etti kar. Uyuyuncaya kadar arada pencerenin perdesini açarak kar yağışını izledim. Kaç yıldır Diyarbakır'da yaşıyorum, bunca güzel ve bereketli bir kar yağışına tanık olmamıştım. Bu bir doğal afete dönüşebilir mi?
Bu soru aklıma düştükçe kar yağışının güzelliği gölgelendi. Diyarbakır'da sokakta yaşayan insan sayısının, örneğin İstanbul'a göre çok az olduğunu biliyorum. Bu karlı havada sokakta yaşayan insanlar var mıydı acaba? Sığınacak sıcak bir yer bulmuşlardır diye umut ettim.

Peki sokakta yaşayan hayvanlar? Kediler, köpekler, serçeler, balkonumu özgürce kirleten kumrular? Şunu biliyordum: Oturduğum sokakta birkaç esnaf kedileri ve kuşları çok seviyordu. Sokağa kediler ve kuşlar için her mevsim yem ve su koyuyorlardı. Ben dahil birçok kişinin üşengeçliğini hatta duyarsızlığını telafi ediyorlar. Neyse ki sokakta yaşayan canlılara karşı duyarlı çok sayıda insan var memlekette. Nitekim sosyal medyadan çağrılar gelmeye başlamıştı, "Sokaktaki dostlarımızı unutmayalım" diye. Belediyeler şehrin birçok noktasında yem bırakıldığını duyurdu.
Sokakta kimse soğuktan ölmeyecekse ve sokak hayvanları aç kalmayacaksa, gönül rahatlığıyla kar yağışının keyfi çıkarılabilirdi.
KARA TAŞLAR İLE KAR BEYAZI
İkinci gün Oryıl durağında dolmuşa atlayıp Mardinkapı'ya gittim. Yol açıktı. Trafik alışılmadık biçimde tenhaydı. Dolmuş şoförü, inanılmaz bir şeydi ama oldukça sakin ve kontrollüydü. Yol boyunca bazalt taşından surların karla muhteşem uyumunu seyrettim. Kar, surların görkemine ayrı bir güzellik katmıştı. Yukarıdan baktığım Hevsel Bahçelerinin güzelliği de görülmeye değerdi. On Gözlü Köprü puslu havanın ardında kalmıştı.

Mardinkapı'dan Dağkapı'ya kadar yürüdüm. Esnaf dükkânının önünü karı küreyip temizlemişti. Kar, yol kenarında küçük tepecikler halinde birikmişti. Arada kayıp düşme tehlikesi atlattım çünkü kaldırım temizlenmiş olsa da hâlâ kar yağıyordu.
Gazi Caddesi ve Dağkapı meydanı insan kalabalığından yoksundu. Tarihi mekânları bir de kar altında görmek isteyen azınlık mutlu, işleri kesat esnaf ise keyifsizdi. Elektrik sobasının dibinde ısınmaya çalışırken dışarıda yağan karı izliyordu esnaf. Kar iyidir fakat müşteri yok, dediklerini gözlerinden okumak mümkündü.
MUHALEFETİN DOZUNU KAÇIRANLAR
Kardır bu, yağar ve alıştığımız hayatı olumsuz etkiler. Sonuçta Diyarbakır, diyelim Erzurum kadar kar yağışına maruz kalan bir şehir değil.
Dolayısıyla, meteorolojinin kar yağışını müjdeleyen duyurusuna rağmen, etkili ve yetkili kurumlar hazırlıksız yakalandılar.
Hazırlıksız yakalandılar fakat ne iyi ki kar yağışı can ve mal jaybına neden olan bir afete dönüşmedi. Ana yollar bazı aksilikler yaşansa da hep açıktı. Özellikle geceleri bastıran soğuk nedeniyle ara sokaklar buz pistine dönüştü. Markete ya da fırına yürüyerek gitmek maharet istedi.
Günlük hayatı etkileyen hava koşulları nedeniyle belediyeleri beceriksizlikle suçlayan eleştiriler gecikmedi elbette.
Bir trol ordusuyla yapılan eleştiriler bir ağızdan çıkıyordu ve eleştiri sınırlarını aşarak hakarete varıyordu. Muhalefet etmenin de bir adabı vardır sonuçta. Bir defa yalan söyleyerek karalamayacaksın muhattabını ve eğer şehrin sorunlarına gerçekten çözüm üretmek odaklıysan insanları galeyana getirecek üsluptan uzak duracaksın. Yoksa ne olur? Yoksa şehrin insanı sizi ciddiye almaz, gördüklerine inanır ve "El insaf yahu" der. Çünkü kar yağışına birlikte 800'den fazla belediye personeli, mevcut teknik olanaklarla sahadaydı. Belediye eşbaşkanları çalışmaları gece gündüz demeden yerinde takip ettiler. Ancak Diyarbakır nüfusu 2 milyona yakın büyük bir şehir ve sorunları gidermek için olanaklar sınırlıysa kimi sorunların giderilmesi zaman alır.
Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları kameraların karşısına geçmekte ve eksikliklerini beyan etmekte beis görmediler. Seçilmişlerin samimiyeti her zaman iyi bir şeydir.
Bu arada eşbaşkanlar kayyımların icraatlarını da bir kez daha dile getirdiler: Şehri 8 yıl boyunca yöneten kayyımlar, belediyeye ait iş makinalarını satmışlar. Bu akıl almaz gibi görünüyor ama doğru. Şehrin hafızası iyidir, kayyımlar, her seçim öncesi giderayak belediyeye ait varlıkları ya hibe ettiler ya da sattılar. Bunu çıkar elde etmek için yapmadılarsa seçilmiş belediye başkanını şehre hizmet veremez konuma getirmek için yaptılar. Bu konu başka bir yazının konusu olsa da, bunu kısmen başardıklarını iade etmek gerekiyor. Nitekim eşbaşkan Doğan Hatun, yolları açacak iş makinelerinin temini için dostlarına başvurduklarını söyleyecekti.
KAR YAĞDI, KEYFİNİ ÇIKARIN
Diyarbakır'a kar yağdı ve olay oldu. Vaziyet, görmemişin şehrine kar yağmış, ne yapacağını şaşırmış, gibi. Öte yandan şehir, kar yağışını coşkuyla karşılayanlar ile sıcak koltuklarında oturarak muhalefet etme fırsatı yakalayanlar şeklinde ikiye bölündü adeta. Neyse ki kimi doğal aksiliklere rağmen bir felaket yaşanmadı şehirde.
Yağış bitti ve Diyarbakır ayaza kesmiş bir şehir oldu. Dün, güneşe rağmen buz gibi bir hava vardı Diyarbakır'da. Aralıksız yağan kar buz tuttu. Yollar temizdi ancak ara sokaklar ile kaldırımlar buzlanma yüzünden yayalar için hâlâ kayıp düşme tehlikesi taşıyor.

Bu rağmen şehrin turistik merkez ilçesi Sur yoğun kalabalığına kavuştu. Esnafın yüzü de gülmeye başladı tabi. Ulu Cami meydanındaki çay ocağı çalışanları karları küremiş, kürsüler için yer açmıştı. Diyarbakırlılar soğuk havada, kar tepeciklerinin arasında çay içme fırsatını değerlendirdiler. Aynı manzara Dağkapı Meydanındaki çay ocağında da mevcuttu.
20 yıl sonra Diyarbakır'a yoğun kar yağdı. Herkesin yüzünün gülmesi mümkün değil elbette. Yoksulu var, hastası var şehrin. Yetkililerin benzer sorunlar yaşayanlara el uzamasını dilerim. Muhalefetin dozunu kaçıranlara ise şunu söylemek isterim: 20 yıl sonra çok güzel bir kar yağdı şehre beyler bayanlar, keyfini çıkarın.




