ÖZEL HABER-Güneş OCAĞA/Ceren AKYIL

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının Ortadoğu’daki gerilimi tırmandırdığı bir dönemde, DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, Doç. Dr. Vahap Coşkun ve Prof. Dr. Pelin Karatay Gögül, gelişmelerin Türkiye’ye olası yansımalarını gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e değerlendirdi.

Cupolo, Türkiye’nin bu süreçte İran’la zaman, zaman örtüşen “Kürt fobisi” üzerinden bir politika izlememesi gerektiği uyarısında bulundu. Doç. Dr. Vahap Coşkun, çatışmaların Türkiye’yi derinden etkileme potansiyeline dikkat çekerken, Prof. Dr. Pelin Karatay Gögül ise Ankara’nın dış politikada atması gereken adımlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

ENAG ile TÜİK arasında enflasyon farkı yüzde 22.61
ENAG ile TÜİK arasında enflasyon farkı yüzde 22.61
İçeriği Görüntüle

CUPOLO: ÇATIŞMA KÜRESEL ÇAPTA CİDDİ SONUÇLAR DOĞURACAK

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, İran, İsrail ve ABD arasındaki çatışmaların mevcut seyri itibarıyla yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de ciddi sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. İran yönetiminin birincil önceliğinin rejimin bekasını korumak ve olası bir iç savaş riskini kontrol altında tutmak olduğunu belirten Cupolo, “İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çatışmaların mevcut gidişatı, birden fazla stratejik düzlemde etkileşime girerek son derece derin bölgesel ve küresel sonuçlar doğurmaktadır. Bu denklemde İran rejiminin birincil önceliği kendi bekasını sağlamak ve olası bir iç savaş riskini kontrol altında tutmaktır. Tahran yönetimi, çatışmayı bölge geneline yayarak hem İsrail ve ABD'ye hem de bu ülkelere ait askeri üslere ev sahipliği yapan bölge devletlerine azami düzeyde zarar vermeyi hedeflemektedir” dedi.

Siyasetçi Ve Uzmanlardan Uyar1

“PETROLDA TEDARİK, DOĞRUDAN GIDA FİYATLARINA YANSIYACAK”

Enerji altyapılarının ve küresel transit geçiş noktalarının hedef alınmasının petrol tedarik zincirinde kesintilere yol açabileceğini vurgulayan Cupolo, “Tam da bu stratejinin bir sonucu olarak, kritik enerji altyapıları ve küresel transit ulaşım noktaları hedef alınmaktadır. Bu durumun küresel petrol tedarik zincirinde yaratacağı kesintiler kaçınılmazdır; nitekim bu sarsıntının doğrudan gıda fiyatlarına yansıması ve tetikleyeceği zincirleme reaksiyonla küresel ölçekte her alanda maliyetleri artırması kesinleşmiş bir çıktıdır” diye konuştu.

“ABD VE İSRAİL’İN NİHAYİ HEDEFİ REJİM DEĞİŞİKLİĞİ”

ABD ve İsrail’in nihai hedefinin rejim değişikliği olduğuna dikkat çeken Cupolo, “Öte yandan, ABD ve İsrail cephesine baktığımızda, özellikle liderlerin kamuoyuna yansıyan beyanatlarından da net bir biçimde anlaşıldığı üzere, nihai hedefin doğrudan bir rejim değişikliği olduğu görülmektedir. Bu doğrultuda, İran kamuoyuna yönelik iç isyan çağrıları sıklıkla yinelenmektedir. Ancak, Devrim Muhafızları'nın yaptığı son sert açıklamalar, içeriden yükselecek en ufak bir tepkinin dahi ölümle cezalandırılacağını ortaya koymakta ve rejimin bu konudaki tavizsiz tutumunu gözler önüne sermektedir” diye kaydetti.

ABD İÇ SİYASETİNDE SÜREÇ TARTIŞMALI

ABD iç siyasetinde de sürecin tartışma yarattığını kaydeden Cupolo, şunları söyledi:

“Washington cephesinde ise ciddi bir iç siyasi sınav yaşanmaktadır. Trump yönetimi, bu hafta içinde Kongre'nin onayını almadan fiili olarak neden bir savaş başlattığını izah etmek durumunda kalacaktır. Savunma Bakanı'nın birbiriyle çelişen söylemlerine karşılık, Başkan Yardımcısı'nın büründüğü derin sessizlik dikkat çekicidir. Görünen tablo şudur: ABD, İran'ın tepe lider kadrosunu bertaraf ettikten sonra masaya getireceği bir ateşkes talebinin anında karşılık bulacağı yanılgısına düşmüştür. Oysa İran Dışişleri Bakanı'nın "40 yıldır bugüne hazırlandık" şeklindeki açık ifadesi, bu beklentinin gerçek dışı olduğunu kanıtlamaktadır. Kısacası bu savaş uzun soluklu olacak, tüm bölge sathına yayılacak ve küresel ölçekte dalga, dalga şok etkileri yaratacaktır.

ÇİN VE RUSYA’NIN POZİSYONU NE OLACAK?

Çin ve Rusya’nın pozisyonuna da değinen Cupolo, şunları aktardı:

“Uluslararası sistemin diğer ana aktörleri olan Çin ve Rusya'nın, giderek daralan bu jeopolitik manevra alanında daha ne kadar sessiz kalabileceğini ise önümüzdeki süreçte göreceğiz. Şahsen ben, bu sessizliğin çok daha uzun süreceği kanaatinde değilim. ABD'nin küresel stratejisinde Çin'i hedef aldığı bu kadar aşikarken, Pekin yönetiminin bu kaçınılmaz yüzleşme senaryosundan daha fazla uzak durabilmesi pek olası görünmüyor.”

CUPOLO, TÜRKİYE’NİN POZİSYONUNA İLİŞKİN UYARILARDA BULUNDU

Türkiye’nin pozisyonuna ilişkin de uyarılarda bulunan Cupolo, NATO Genel Sekreteri’nin Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşme sonrası paylaştığı notların son derece kaygı verici olduğunu belirtti. Cupolo, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türkiye'yi, salt İttifak üyeliği üzerinden bu bölgesel savaşın içine çekmeye yönelik belirgin bir eğilim mevcuttur. Türkiye'nin böyle bir denkleme dahil olması tarihi bir hata olacaktır. Ankara'nın mutlak surette kaçınması gereken bir diğer stratejik hata ise, İran ile zaman, zaman ortaklaştığı ‘Kürt fobisi’ üzerinden hareket etmektir. Dış politikayı ve güvenlik stratejisini böylesi bir fobi ekseninde şekillendirmek, Türkiye'yi telafisi güç yanlışlara sürükleyebilir ve ülkemize on yıllara mal olacak ağır bedeller ödetme riski taşımaktadır. Diplomatik açıdan en büyük endişe, savaş ortamında diyalog kanallarının tamamen kapanma riskidir. Türkiye, iç barışını güçlendirmelidir. Bölgesel savaş ortamlarında en büyük kırılganlık, iç siyasal gerilimlerin artmasıdır. Kürt meselesinde demokratik çözüm perspektifi güçlendirilmeden, dış krizlere sağlıklı bir politika üretmek zorlaşır. Türkiye’nin kendi vatandaşlarıyla demokratik bir toplumsal sözleşme kurması, dış politikada elini güçlendirir.”

COŞKUN: AYETULLAH HAMANEY’İN ÖLDÜRÜLMESİ İRAN’DA PSİKOLOJİK KIRILMA YARATTI

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Vahap Coşkun, yaşanan saldırıların bir süredir beklenen bir gelişe olduğunu ve Amerika’nın tarihte en büyük askeri yığınaklarından birisini Ortadoğu’ya yaptığını ifade ederek, “İran ise geçen yıl 12 gün savaşlarından itibaren aslında daha büyük bir savaşa yönelik hazırlık içerisindeydi. Taraflar masada oturup uzun bir müzakere süreci de geçirdiler. Hatta müzakerelerin iyi gittiğine dair haberler de çıkmasına rağmen geçtiğimiz Cumartesi günü bir savaş başladı. Amerika ve İsrail özellikle İran'ın dini liderliği Ayetullah Hamaney’i öldürerek İran'da çok büyük bir psikolojik kırılma yaratmak istediler. İsrail'in de bu çatışmayı bu savaşı çok hararetli bir şekilde istediği belliydi. Netanyahu zaten başından itibaren İran'a saldırmak için bir fırsat kolluyordu. Netanyahu gerek iş politikadaki sıkışıklıklarını aşmak gerekse bölgedeki İran'ın etkisini azaltmak için başından itibaren böyle bir savaşı hazırlıyordu. Amerikan'ın desteğini de arkasına alınca bu savaşı başlatmaktan geri kalmadı” dedi.

Siyasetçi Ve Uzmanlardan Uyar2

“ÇATIŞMALAR BİRÇOK FAY HATTINI TETİKLEYEN BOYUTTA”

Coşkun, İran'ın yapılan saldırılar karşısında tepkisinin önemli olduğunu kaydederek, sadece İsrail değil, ABD’nin de bölgedeki müttefiklerine de yöneldi olduğunu belirtti. Coşkun, “Yani Amerika'nın, askeri üsslerinin bulunduğu bütün ülkelere aynı anda saldırdı ve savaşın bölgeselleşmesi ihtimalini artırdı. Her ne kadar Arap ülkeleri şu anda savunmada olduklarını ifade etseler de savaşın uzaması ve İran’ın bölge ülkelerine yönelik operasyonları devam ederse ülkelerin de İran'a karşı harekete geçmeleri beklenebilir. Böyle bir boyutta savaşın tam anlamıyla bölgeselleşmesinden bahsederiz. Bu çatışma birçok fay hattını tetikleyen boyutta. Örneğin Hizbullah da İsrail'e karşı uzunca bir süreden sonra ilk defa bir saldırı gerçekleştirdi. İsrail Lübnan’ı abluka altına alarak bombalamaya başladı. Böylece giderek genişleyen bir halkada yürüyen bir savaş durumu var” şeklinde konuştu.

DÜNYA EKONOMİSİNDE PETROL, DOĞALGAZ, ZİNCİRİ KONUSUNDA UYARIDA BULUNDU

Hizbullah’ın savaşa dahil olduğunu hatırlatan Coşkun, savaşın uzaması dahilinde Yemen'de Husiler, Irak'ta ise Haşdi Şabi’nin devreye girebileceği konusunda aktarımlarda bulunarak, şöyle devam etti:

“Dolayısıyla İran bu güçleriyle de Amerikan hedeflerine saldırılar gerçekleştirebilir. Diğer taraftan Hürmüz Boğazı'nı kapatılması dünya ticareti açısından son derece önemli bir hamledir. Çünkü dünya ticaretinin önemli bir kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden sağlanıyor. Bu boğazın kapatılması dünya ekonomisinde petrol, doğalgaz, hammadde zincirinin kırılmasına sebebiyet verebilir. Bu da ciddi bir ekonomik sıkıntı yaratabilir. İran hem Amerika'nın bölgedeki güçlerine ve İsrail'e saldırarak, hem Hürmüz Boğazı'nı kapatarak bu savaşın maliyetini arttırmak ve böylece diğer tarafı bir savaşı sonlandırmaya zorlamak istiyor. Bu stratejinin başarılı olabilmesi İran'ın dayanma gücü ve silah stokuna bağlı.”

“TÜRKİYE DİPLOMASİ MASASINDA BÜTÜN GÜCÜNÜ KULLANDI”

Coşkun, yaşanan saldırıların Türkiye’ye yansımalarına da değinerek, Türkiye’nin başından itibaren gerginliğin bir savaşa dönüşmemesi için yoğun bir çaba sarf ettiğini vurguladı. Coşkun, “Diplomasi masasında sonuç alınması için bütün gücünü kullandı. Türkiye yine savaşın başlamasından sonra bunun bir an önce bitmesi, tarafların tekrar masaya dönmesi, görüşmelerin masada yapılması yönünde bir irade ortaya koydu. Çünkü bu savaş Türkiye'yi de yakından etkileyecek bir savaş. İran bizim komşumuz. Savaşın yayılması, İran'ın içlerine doğru sızması, İran'da bir iç çatışma hali bir iç savaş halinin başlaması, Türkiye'yi de çok yoğun derinden etkileyecektir” diye konuştu.

GÖGÜL: HÜRMÜZ BOĞAZI KOZU MALİYET ENFLASYONUNU GÜNDEME TAŞIDI

Dicle Üniversitesi İİBF Dekanı Prof. Dr. Pelin Karatay Gögül, ise ABD ve İsrail tarafından İran’a yönelik başlatılan geniş çaplı askeri operasyonların, klasik anlamda bir bölgesel çatışmanın ötesine geçtiğini belirterek, “Küresel ekonomi politiğin kırılgan fay hatlarını görünür kılan bir jeo-ekonomik şoka dönüşmüştür. İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden enerji arzını stratejik koz olarak kullanması 1970’lerin petrol krizlerini hatırlatan bir “maliyet enflasyonu” dalgasını yeniden gündeme taşımaktadır” dedi.

Siyasetçi Ve Uzmanlardan Uyar

“TÜRKİYE BÖLGESEL KOMŞULARIYLA DİPLOMATİK KANALLARINI AÇIK TUTUMALIDIR”

Bu bağlamda Türkiye’nin diplomatik esnekliği ve makroekonomik dayanıklılığının önemli olduğuna dikkat çeken Gögül, Türkiye’nin dış politikada yapması gereken hamlelere dikkat çekerek, şöyle devam etti:

“Bu ortamda Türkiye’nin tercihleri ideolojik değil; rasyonel ve ekonomik temelli olmalıdır. Orta güç literatürü, bu tür krizlerde “dengeleyici strateji”nin maliyetleri minimize ettiğini göstermektedir. Türkiye, NATO üyeliğini korurken bölgesel komşularıyla diplomatik kanalları açık tutmalıdır. Açık taraflaşma yerine kolaylaştırıcı rol, diplomatik manevra alanını genişletir. İran’da yaşanabilecek istikrarsızlığın tetikleyebileceği göç hareketlerine karşı insani ve lojistik hazırlık yapılmalıdır. Bu yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda mali sürdürülebilirlik meselesidir.

“ÇATIŞMALAR UZUN VADEDE KÜRESEL REFAHI AZALTIR”

Çatışmalar kısa vadede belirli sektörlere kazanç sağlasa da uzun vadede küresel refahı azaltır ve belirsizliği kalıcılaştırır. Bu nedenle Türkiye’nin temel önceliği, çatışmanın tarafı olmak değil; ekonomik istikrarını ve diplomatik manevra alanını korumaktır. Jeopolitik fırtınalarda ayakta kalan ülkeler, askeri refleksi en sert olanlar güvenlik refleksini ekonomik sürdürülebilirlik perspektifiyle dengeleyen bir ekonomi politiktir.”

Muhabir: Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL