Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen, Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu kapsamında, “Ortadoğu’da barışın imkanları: Tarih, siyaset ve toplumsal dinamikler” başlıklı panel düzenlendi. Belediyenin Ali Emiri Toplantı Salonu’nda düzenlenen panele, çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
SAMER Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç’in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panele, Demokratik Birlik Partisi (PYD) Başkanlık Konseyi üyesi Hediye Yûsif, Prof. Dr. Hamit Bozarslan, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar ve Siyaset Bilimci Doç. Dr. Arzu yılmaz konuşmacı olarak katıldı.
Panele online katılan Hamit Bozarslan, dünya ve Ortadoğu’daki savaşları hatırlatarak, şimdiki savaşın soğuk savaştan daha ağır olduğunu belirtti. Şimdiki savaşın öngörürlüğünün olmadığını belirten Bozarslan, Ortadoğu’da iktidarların genelde geçmişi reddettiğini ve tek tipleştiğini belirtti. Bozarslan, “Tekleştirme süreçleri, Araplaştırma, Türkleştirme, Farslılaştırma ve hatta ademileştirme süreci olarak devam etti. Fakat böyle bir homojen yapının oluşturulması, şiddet olgusunu da oluşturmaktadır” dedi. Bu tek tipleştirmenin yarattığı yıkımlara dikkat çeken Bozarslan, hakim olmayan diller, gruplar, milli toplulukların biyolojik devletler olarak görüldüğünü ve bunun sonu gelmeyen yıkımlara, soykırımlara yol açtığını belirtti.
‘KÜRTLER ORTADOĞU İÇİN ÖRNEK OLABİLİR’
Toplumların tarihlerinden ve tecrübelerinden ders almak zorunda olduğunu belirten Bozarslan, “40 yıl önce Kürtlerin sloganı şuydu: ‘Ya Kürdistan ya ölüm.’ Bugün, ‘Jin, jiyan, azadî.’ ‘Kürtlüğün amacı Kürdistan ve yaşam.’ Hem Kürdistan hem yaşam. Kürtlüğün kendisini çok renkli olması, çok dilli olması bu değişime yol açtı. Kürtlerin artık kendi başına Ortadoğu’ya barış getirme, Ortadoğu’yu demokratikleştirme imkanı yok. Kürtlerin şu anda en önemli hedefi kendisinin var olabilmesini sağlamak. Ama barışın ve demokrasinin sağlanmasında Kürler kendi tecrübelerini derinleştirerek, geliştirerek Ortadoğu için örnek olabilirler” şeklinde konuştu.
'RİSKLERİ DOĞRU KOYMAK GEREKİR'
Sonrasında söz alan Arzu Yılmaz, Türkiye’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne girmesinde iç ve bölgesel dinamiklerin belirleyici olduğuna dikkat çekti. Ortadoğu ve dünyada yaşanan savaşlara, gelişmelere işaret eden Arzu Yılmaz, çözümsüzlüğün şiddetten arındırılması gerektiğini belirtti. Arzu Yılmaz, “Çözümsüzlüğün şiddetten arındırılması sürdürüle bilir mi? Eğer Türkiye bölgesel risklere karşı Kürtlerle yan yana durma temel motivasyonuyla yürüdüyse, Kürtlerden başka ortaklar bulduğu taktirde, çözümsüzlüğün sürdürülmesinin de pek ala tehdit olarak sürer. Ortadoğu’da yeni ittifakların geliştiği, Kürtlerle ittifaka ihtiyaç kalmadığı bir momette, Kürtler için ciddi risk oluşacağını da göz önünde tutmak gerekiyor. Barışı istiyorsak savaşın ortaya koyduğu riskleri doğru ortaya koymak gerekiyor” diye belirtti.
SURİYE’DEKİ ENTEGRASYON SÜRECİ
Hediye Yûsif, Rojava’daki kazanımların nasıl elde edildiğini, nasıl korunduğunu ve şu andaki entegrasyon sürecine dair deneyimlerini aktardı. Suriye’de yaşanan entegrasyon sürecine işaret eden Hediye Yûsif, “Bir yandan süreç yürürken bir taraftan toplumun demokratik, özgürlük taleplerini savunmamız, sahiplenmemiz gerekiyor. Bu açıdan mücadele ediyoruz. Yeni bir süreç içindeyiz. Şu an direk yönetimde yer almanın mücadelemizi bunun için yürüteceğiz. Rojava modeli başarıya ulaşırsa, o inançtayız ki, etkisini her yere yayacak. Biz bunun mücadelesini yürütüyoruz. Var olan hükümetle büyük bir arayış içindeyiz. Herkesin kendini içinde bulacağı bir sistem için süreç yürüttük” şeklinde konuştu.
‘STATÜSÜ MECBUR BELLİ OLACAK’
Son olarak söz alan Cengiz Çandar, Türkiye’nin Kürtlersiz olmadığını belirterek, “Oldurmaya çalıştılar ama olmadı. Kürtlerin kimliği inkar edilmişti, Kürtler yoktu, ‘Kürtler ne oluyor’ diye ayağa kalktı. Zamanda güvenlikçi politikalarla bu iş bastırılmak istenmişti ama olmadı ” dedi. Daha önce yaşanan benzer süreçleri hatırlatan Çandar, “Şimdide bir süreç var. Niye? Çünkü Kürtlersiz olmuyor, bu sorun bir şekilde çözülmeli. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat bildirisi, tarihi bir bildiridir. Herkesin defalarca bir daha okuması gerekiyor. Çağrıdan sonra açığa çıkan menifesto çok önemli, tekrar tekrar okunması gerekiyor” diye belirtti. Son dönemlerde yaşanan gelişmelere işaret eden Çandar, “Bütün bunlar Türkiye için bir şeyi ortaya koyuyor; Kürtlersiz bir Türkiye olmayacak. Bu şu demek: Demokratik entegrasyon ve cumhuriyet, Kürtlerin Türkiye’nin ortağı olması, kurucu ortağı olması demek. Kürtlersiz Suriye yok, İran yok: Kürtlersiz Türkiye’de olmayacak. Yeni Türkiye Kürtlersiz olmayacak. Aynı zamanda bu bütün ülkeye etkisini yayacak. Sınırlar, anlamsız sınırlar halini alacak” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan için “kurucu Önder” dediği sözlerine işaret eden Çandar, “Hem kurucu önder hem statüsü belli değil. Statüsü mecbur belli olacak” dedi.
Panel, konuşmaların ardından soru-cevap kısmının ardından son buldu.


