Diyarbakır’da Kobanê’nin DAİŞ’den kurtuluşunun 12. yılı kutlandı
Diyarbakır’da Kobanê’nin DAİŞ’den kurtuluşunun 12. yılı kutlandı
İçeriği Görüntüle

Diyarbakır'ın Sur ilçesine bağlı Kervanpınar Mahallesi, günlerdir “Zenkar-2 Güneş Enerji Santrali ve Enerji Depolama Tesisi”ne karşı “Doğamız ve suyumuz onurumuzdur” şiarıyla nöbet eyleminde. Tarihi sit alanı ve mera üzerine kurulmak istenen GES projesi, hayvanların otlama alanını ve aynı zamanda tarihi kalıntı ile bulguları yok edecek. Eko kırıma karşı 10 günü aşkın süredir kurdukları nöbet çadırında eylem gerçekleştiren mahallelilere, demokratik kitle örgütleri ile ekolojistler de destek veriyor.

Direnişe katılan ekolojistler, GES’e dair değerlendirmelerde bulundu.

Amed Ekoloji Derneği üyesi Çilem Akkaya, halkın toprağına, doğasına ve suyuna sahip çıkmak için günlerdir direnişte olduklarını vurguladı. 300 dönümlük bir mera arazisi üzerinde GES projesinin yapılmak istendiğini dile getiren Çilem Akkaya, “Bu alan tek bir köyü değil, komşu köyleri de kapsıyor. Burası bir mera alanı ve köylüler burada GES yapılmasını istemiyor. GES’in yapılması durumunda hayvancılık yapamayacak olan köylü başka şehirlere göç etmek zorunda kalacağı için kamuoyuna çağrıda bulundular. Biz de halkın çağrısı üzerine buraya geldik. Burası birinci arkeolojik sit alanı olarak ilan edilmiş. Orası binlerce yıllık tarihin yattığı bir yer. Ve GES projesi o tarihi de yok edecek. Biz de bu projeye karşıyız” diye belirtti.

‘Köy boşaltmaları bu defa sermaye yöntemiyle yapılacak’

Bu proje ile doğada bulunan birçok canlının yok olacağının altını çizen Çilem Akkaya, iklimin değişeceğini ve suların yok olacağını vurguladı. Çilem Akkaya, “İnsanlar temiz su içemeyecek ve kendi köylerinde üretim yapamayacak. Daha önce yapılan köy boşaltmaları bu defa sermaye yöntemiyle yapılacak. Bir sermaye şirketinin el attığı bir projede devlet yetkililerinin halkın yanında durması yerine, halkın önünü kesip sermaye şirketine sahip çıkması ayrı bir konu. Biz her türlü talana karşıyız. Halk da sermaye şirketine karşı ve eylemlerine devam ediyor. Coğrafyamızın birçok yerinde sermaye şirketinin el attığı durumlar söz konusu. Tamamen doğa tahribatına yönelik bir tutum söz konusu. Biz de bu talana ve tahribata karşı buradayız ve halkın yanındayız. Birlikte mücadele edeceğiz. Buradaki her bir tahribat evlerimizdeki çeşme suyunu ve doğamızı etkileyecek çünkü bu sadece köylülerin meselesi değil, tüm Amed’in ve tüm ülkenin meselesi. En ufak bir ekolojik talan tüm ülkeyi etkiliyor” dedi.

‘GES panelinin yarattığı kimyasallar yaşamı etkileycek'

Amed Ekoloji Derneği üyesi Leyla Çite de, sermaye ve devlet ortaklığında halkın onayı alınmadan bir GES projesinin hayata geçirildiğini kaydetti. Şirketin yaşam ve doğal alanı yok etmesiyle başlayan bir süreç olduğunu ifade eden Leyla Çite, “Mart ayından bu yana şirket saha çalışmalarına başladı. Tüm itirazlara rağmen sermaye kendi pratiğini ördü. Köylüler de bunu kabul etmeyerek, günlerdir nöbet eyleminde. İnsanlar burada havasına, suyuna ve doğasına sahip çıkıyor. Yaşam varlıklarına karşı halkın doğasını, toprağını savunduğu bir yerdeyiz. Burada oluşacak tahribat hepimizi, kenti de etkileyecek. GES panelinin yarattığı kimyasallar, yok ettiği hava, su bunların tamamı tüm insanların yaşamına yansıyacak sonuçlar. Doğada oluşacak en ufak bir talan en büyük ekosistemden en küçüğüne kadar tamamını etkiliyor. Etkisi tüm Türkiye’ye oluyor” ifadelerine yer verdi.

‘Özgür doğa olmadan barıştan söz edemeyeceğiz’

Barışı rant gören çevrelerin olduğunu ifade eden Leyla Çite, “Barış süreci birileri için rant ve kar süreci olarak görülüyor. Bunun bu şekilde gelişmemesi gerektiğini savunuyoruz. Yaşamın tüm varlıkları için barış olmadan gerçek barış mümkün olmaz. Kapitalizm, sermaye, devlet ortaklığı bir sistem dediğimiz bu sistemde tahakküm yaklaşımları sona ermedikçe, özgür doğa, özgür kadın var olmadığı müddetçe, gerçek bir barıştan da söz edemeyeceğiz” şeklinde konuştu.

Kentte yaşayan herkesin ekolojik talandan etkilendiğini dile getiren Leyla Çite, kentteki insanların da eyleme ses olması çağrısında bulundu.

‘Kültürel miras yok olma tehlikesiyle karşı karşıya’

Son olarak konuşan ekoloji aktivisti Gülşen Birer ise talan edilmek istenilen alanın birinci derede sit alanı olduğunun altını çizerek, şunları söyledi: “Burada profesyonel arkeologların fırçalarla ince ince çalışması gerekirken, şirket kepçe ile giriyor. Her vurulan kepçe darbesi ile burada bir kültürel miras yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Altında ne yattığını bilmediğimiz, tarihi nasıl yönlendirdiğini, nasıl bir miras taşıdığını bilmediğimiz bu tarihi eserler yok oluyor. Bulunan eserler de halktan kaçırılarak götürülüyor. Bununla ilgili gerekli başvuruları yaptık ama gerekli hassasiyetler gösterilmiyor. Burada ciddi bir tarih kırımı ile karşı karşıyayız. Bu da başka bir açıdan bir halkı tahakküm altına almanın başka bir yolu.”

Kaynak: Jınnews