HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi tarafından Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nda düzenlenen 9’uncu Uluslararası Ekonomi, Siyaset ve Yönetim Sempozyumu’nda bölgesel barışın ekonomik kalkınmaya etkisi, enerji maliyetleri, sanayide rekabet gücü ve üniversite-sanayi iş birliği ele alındı. Sempozyumda konuşan iş dünyası temsilcileri, Türkiye’nin komşu ülkelerle ticaretini geliştirmesi, bölgesel kalkınmışlık farklarını azaltması ve üretimde teknolojik dönüşümü hızlandırması gerektiğine dikkat çekti.

“BÖLGESEL BARIŞ, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT YARATACAKTIR”

Sempozyumda ilk olarak söz alan DOGÜNSİFED Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Türk, Yemen’de yaşanan sorunların petrol fiyatları ve enerji maliyetleri üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Artan enerji maliyetlerinin Türkiye ekonomisinde giderek daha fazla hissedildiğini belirten Türk, bölgesel barışın ekonomik kalkınma açısından önemine vurgu yaptı.

Diyarbakır’da Ekonomik Kalkınma Ve Bölgesel Barış Vurgusu6

Türkiye’de sürdürülen çözüm sürecinin bölgesel barışın güçlenmesine katkı sunabileceğini ifade eden Türk, sınırların ekonomik ve toplumsal ilişkiler bakımından daha geçirgen hale gelmesinin ticaret ve yatırımları artıracağını söyledi. Başta Suriye ve Irak olmak üzere bölge ülkeleriyle kurulacak ekonomik ve hukuki ilişkilerin toplumsal huzur ve kalkınma açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Türk, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel bağlarını ekonomik avantaja dönüştürebilecek potansiyele sahip olduğunu dile getirdi.

Türk, Türkiye’nin Orta Doğu’da daha güçlü bir ekonomik aktör haline gelirken Avrupa’daki konumunu da koruması gerektiğini belirterek, “Bunlar birbirinin alternatifi değil, birbirini tamamlayan stratejik hedefler olmalıdır” dedi.

SANAYİDE REKABET DAHA FAZLA ÜRETMEK DEĞİLDİR

Sempozyumda daha sonra söz alan Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi Başkanı Mustafa Fidan ise sanayide rekabet gücünün artırılması, teknolojinin etkin kullanımı ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi konularına değindi. Sanayide rekabetin artık yalnızca üretim miktarıyla ölçülmediğini belirten Fidan, teknolojinin doğru kullanılması, enerji maliyetlerinin azaltılması ve kaynakların verimli değerlendirilmesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Diyarbakır’da Ekonomik Kalkınma Ve Bölgesel Barış Vurgusu5

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi’nde yüzlerce işletmenin faaliyet gösterdiğini ve yaklaşık 23 bin kişiye istihdam sağlandığını belirten Fidan, üretim kapasitesini artırırken teknoloji kullanan, çevreye duyarlı ve uluslararası pazarlarda rekabet edebilen bir sanayi yapısı oluşturmayı hedeflediklerini söyledi. Bu hedefe ulaşmak için sanayicilerin uygun finansmana erişiminin kolaylaştırılması, enerji maliyetlerinin azaltılması ve nitelikli iş gücünün yetiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Fidan, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin yeni teknolojilere uyum sağlamasına yönelik teşvik ve desteklerin artırılması çağrısında bulundu.

AmedStore yeni logo arayışında: Taraftarlarımızla belirliyoruz
AmedStore yeni logo arayışında: Taraftarlarımızla belirliyoruz
İçeriği Görüntüle

ÜNİVERSİTE-SANAYİ İŞBİRLİĞİ VURGUSU

Üniversite-sanayi iş birliğinin geliştirilmesinin önemine de dikkat çeken Fidan, gençlerin bilgi ve birikiminin üretime kazandırılması ve sanayicilerin ihtiyaçlarına somut çözümler üretilmesi gerektiğini belirtti. Sanayide dönüşümün yalnızca işletmelerin kendi imkânlarıyla gerçekleştirilmemesi gerektiğini ifade eden Fidan, kamu kurumları, üniversiteler ve finans kuruluşlarının da bu süreçte sorumluluk üstlenmesinin önemini vurguladı.

Fidan, Diyarbakır’ın üretim kapasitesini büyüten, teknolojiyi etkin kullanan ve ülke ekonomisine daha fazla katkı sağlayan bir sanayi kenti haline gelmesini hedeflediklerini kaydetti.

“KOMŞULARIYLA TİCARETİ GELİŞTİREMEYEN ÜLKENİN GELİŞME ŞANSI YOK”

Son olarak konuşan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya, Türkiye’nin güvenlik politikalarının ekonomi ve ticaret üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

Diyarbakır’da Ekonomik Kalkınma Ve Bölgesel Barış Vurgusu3

DTSO Başkanı Mehmet Kaya, dünyada ülkelerin güvenlik politikalarını ekonomik büyüme ve ticari rekabetle birlikte şekillendirdiğini belirterek, Türkiye’nin bu süreçte farklı bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini ifade etti. Dünya ekonomisinde güvenlik eksenli politikaların belirleyici hâle geldiğini söyleyen Kaya, ABD ve Çin arasındaki ekonomik rekabetin küresel dengeleri etkilediğine dikkat çekti. Kaya, bazı ülkelerin güvenlik politikalarını ekonomik güçlerini artırmak ve uluslararası ticaretteki konumlarını geliştirmek amacıyla kullandığını belirtti. Türkiye’nin ise güvenlik politikaları ile güvenlik önlemlerini birbirine karıştırdığını savunan Kaya, mevcut yaklaşımın komşu ülkelerle ticareti azaltan ve ülke içindeki sorunları derinleştiren sonuçlar doğurduğunu dile getirdi.

Kaya, “Biz daha çok ekonomimizi nasıl küçültürüz, komşularımızla ticaretimizi nasıl daha azaltabiliriz, kendi içimizdeki sorunu nasıl daha fazla kangrenleştirebiliriz diye düşünüyoruz. Güvenlik politikasıyla güvenlik önlemlerini birbirine karıştıran bir yapımız var” ifadelerini kullandı.

“ÇÖZÜM SÜRECİNİN EKONMİK MALİYETİ DİKKATE ALINMALI”

Türkiye’nin iç barış ve çözüm süreci açısından önemli bir dönemden geçtiğini belirten Kaya, çatışmaların sona ermesinin insan kayıplarının önlenmesinin yanı sıra ekonomik açıdan da büyük önem taşıdığını söyledi.

Diyarbakır’da Ekonomik Kalkınma Ve Bölgesel Barış Vurgusu2

Yaklaşık 20 aydır can kaybı yaşanmamasının önemli olduğunu ifade eden Kaya, buna karşın çatışmalı sürecin ekonomik maliyetinin çok yüksek boyutlara ulaştığını belirtti.
Kaya, “En yetkili ağızlar bile 2,5 trilyon dolarlardan bahsediyor. Bu, Türkiye’nin gayrisafi yurt içi hasılasının neredeyse iki katına yakın bir rakam. Böyle bir maliyetten kurtulmayı bile ayak sürüyoruz” dedi. Ekonomik kayıpların önüne geçilmesi ve kaynakların kalkınmaya yönlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kaya, güvenlik politikalarının ekonomik sonuçlarıyla birlikte değerlendirilmesinin önemine işaret etti.

“TEŞVİK POLİTİKALARI BÖLGELER ARASI FARKI AZALTMIYOR”

Türkiye’de uygulanan teşvik politikalarının bölgesel kalkınmışlık farklarını gidermekte yetersiz kaldığını savunan Kaya, kamu yatırımlarının ve teşviklerin bölgeler arasında dengeli dağıtılması gerektiğini söyledi. Yaklaşık 24 yıllık teşvik politikalarının sonuçlarına dikkat çeken Kaya, 29 ili kapsayan bölgenin toplam teşviklerden aldığı payın yüzde 10 düzeyinde kaldığını, birinci ve ikinci bölgelerin payının ise yüzde 61’e ulaştığını belirtti.

Kaya, “Bölgeler arası kalkınmışlık farkını giderelim derken tam tersine bu tür politikalarla farkın daha da açılmasına neden oluyoruz. Bir devlet aynı yanlışı 16 defa yapmaz” diye konuştu.

Avrupa Birliği’nin bölgesel kalkınmışlık farklarını azaltmak amacıyla geliştirdiği teşvik politikalarının Türkiye’de farklı amaçlarla kullanıldığını öne süren Kaya, mevcut sistemin bölgeler arasındaki eşitsizliği derinleştirdiğini ifade etti.

“DİYARBAKIR VE BÖLGE KALKINMIŞLIK GÖSTERGELERİNDE GERİLİYOR”

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması (SEGE) verilerine de değinen Kaya, bölgenin gelişmişlik göstergelerinde gerileme yaşadığını söyledi.

SEGE çalışmalarında yaşam kalitesi, eğitim ve erişilebilirlik gibi başlıkların önemli yer tuttuğunu belirten Kaya, bu göstergelerin kamu yatırımlarıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çekti. Kaya, farklı dönemlere ait verilerin bölgenin kalkınmışlık sorununu ortaya koyduğunu belirterek, “Dönüp baktığımız zaman her yeni ölçümde daha da geriliyoruz. Bu kadar uzun süre aynı sonuçlarla karşılaşmak, uygulanan politikaları yeniden sorgulamayı gerektiriyor” ifadelerini kullandı.
Bölgenin gelişmesi için yalnızca teşvik açıklamalarının yeterli olmayacağını vurgulayan Kaya, kamu yatırımlarının artırılması ve ekonomik politikaların bölgesel ihtiyaçlara göre şekillendirilmesi gerektiğini kaydetti.

IRAK PAZARINDA TÜRKİYE’NİN PAYI GERİLEDİ

Türkiye’nin güvenlik politikalarının dış ticarete etkisini Irak örneği üzerinden değerlendiren Kaya, Türkiye’nin Irak pazarındaki konumunun son yıllarda gerilediğini belirtti.

Kaya’nın aktardığı verilere göre Türkiye, 2015 yılında Irak’ın ithalatında ilk sırada yer alırken ülkenin toplam ithalatının yaklaşık yüzde 25’ini karşılıyordu. 2025 yılına gelindiğinde ise Türkiye’nin Irak’ın ithalatındaki payı yüzde 10’un altına düştü ve Türkiye üçüncü sıraya geriledi. Irak’ın ithalatı artarken Türkiye’nin pazardaki payının düşmesini eleştiren Kaya, komşu ülkelerle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi gerektiğini söyledi.
Kaya, “Komşumuzla ticareti çok daha fazla artırmamız lazım. Çünkü komşusuyla ticareti beceremeyen bir ülkenin gelişmiş ülke olma şansı yoktur” dedi. Türkiye’nin Irak’la ilişkilerini ağırlıklı olarak güvenlik ekseninde ele almasının ekonomik sonuçlar doğurduğunu savunan Kaya, diğer ülkelerin bölgede ticari etkinliklerini artırırken Türkiye’nin pazar payı kaybettiğini ifade etti.

“KOMŞU PAZARLARINI KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Bölgedeki ekonomik gelişmelerin yalnızca güvenlik politikaları üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kaya, Türkiye’nin Irak’ta yaşadığı pazar kaybının gelecekte Suriye’de de benzer sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.

Uluslararası aktörlerin bölgedeki ekonomik varlıklarını güçlendirdiğini söyleyen Kaya, Türkiye’nin komşu ülkelerdeki ticari etkinliğini koruyabilmesi için ekonomik ilişkileri geliştiren politikalar izlemesi gerektiğini dile getirdi.
Kaya, mevcut yaklaşımın sürmesi hâlinde Türkiye’nin önce komşu ülkelerdeki pazar payını, ardından kendi iç pazarındaki rekabet gücünü kaybetme riskiyle karşılaşabileceğini belirtti.

“93 TEKSTİL FABRİKASININ TAMAMI BÖLGE İNSANINA AİT”

Bölgeye yönelik teşviklerin özel sektör yatırımlarını artırmakta yeterli olmadığını savunan Kaya, tekstil sektörünü örnek gösterdi. Emek yoğun sektörlerin desteklendiğinin ifade edilmesine karşın bölgeye dışarıdan yatırımcı çekilemediğini belirten Kaya, bölgede açılan 93 tekstil fabrikasının tamamının bölge insanına ait olduğunu söyledi. Kaya, dışarıdan yatırımcıların bölgeyi yeterince cazip bulmamasında teşviklerin yetersizliği kadar kamu yatırımlarındaki eksikliklerin de etkili olduğunu savundu.

Yatırım kararlarında ekonomik koşulların, altyapının ve bölgesel gelişmişlik düzeyinin belirleyici olduğunu ifade eden Kaya, “Hangi teşvik sistemini getirirseniz getirin, gerekli kamu yatırımları yapılmadığı ve bölge ekonomik açıdan cazip hâle getirilmediği sürece yatırımcıların buraya gelmesi zorlaşıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Konuşmasının sonunda dijitalleşme, küresel rekabet ve güvenlik politikaları arasındaki ilişkiye dikkat çeken Kaya, Türkiye’nin ekonomik politikalarını yeniden değerlendirmesi gerektiğini söyledi.

Güvenlik politikalarının kimin çıkarına hizmet ettiğinin sorgulanması gerektiğini belirten Kaya, Türkiye’nin hem bölgesel kalkınmışlık farklarını azaltacak hem de komşu ülkelerle ticaretini geliştirecek bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini ifade etti.

Kaya, “Gerçekten biz bu övündüğümüz güvenlik politikalarını kimin için yapıyoruz? Kendimiz için mi yapıyoruz, yoksa rakiplerimizi güçlendirmek için mi yapıyoruz? Türkiye’nin bunu sorgulaması gerekiyor. Hukuk ve adalet meselesini de ekonomiyi doğru bir şekilde taşımanın temel unsurları olarak ele almalıyız” dedi.

Muhabir: Güneş OCAĞA