Diyarbakır'daki 17 ilçede, 433 vakaya müdahale
Diyarbakır'daki 17 ilçede, 433 vakaya müdahale
İçeriği Görüntüle

ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

Türkiye’de sağlık sisteminde 1980’lerden bu yana uygulanan özelleştirme politikalarının kamusal sağlık hizmetlerini zayıflattığını ve sağlık alanını giderek ticarileştirdiğini belirten Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, sağlık hizmetlerinin parası olanın erişebileceği bir alana dönüştürüldüğünü söyledi. Ülgen, sağlığın artık yalnızca bir tedavi hizmeti olmaktan çıktığını, küresel ölçekte bir turizm ve kar sektörüne dönüştürüldüğünü ifade ederek, “Bu dönüşümle birlikte sağlık üzerinden yeni bir sermaye düzeni inşa edilmeye çalışılıyor" dedi.

EKSPRES’E ÖZEL AÇIKLADI

Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Veysi Ülgen, gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e şunları ifade etti:

“12 Eylül darbesi sonrasında Türkiye’de sağlık alanında özelleştirme süreci başlatıldı. Bu sürecin temelini, 24 Ocak 1980 kararları ve dünyada yükselen neoliberal sağlık politikaları oluşturdu. Sağlıkta özelleştirme, Türkiye’nin kendi iç ihtiyaçlarından doğmuş bir politika değildi; aksine uluslararası sermayenin, IMF’nin ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye dayattığı bir programdı. Bu dönüşüm adım adım ilerledi.

Diyarbakır'dan Yükselen Çığlık4

“KAMU HASTANELERİNİN ÖNÜ KESİLDİ"

Öncelikle kamu hastanelerinin önü kesildi. Kamuya yapılan yatırımlar durduruldu, yeni hastaneler açılmadı. SSK başta olmak üzere kamu sağlık kurumları bilinçli biçimde zarara uğratıldı. Bunun sonucunda kamu hastanelerinde uzun kuyruklar oluştu, insanlar muayene olamaz hale geldi, sağlık hizmetlerinde ciddi aksaklıklar yaşandı. Kamu sistemi işlevsizleştirilirken özel hastanelerin önü açıldı.

SÜRECİN HIZLANDIĞI YIL

2003 yılıyla birlikte bu süreç daha da hızlandı. Özel hastanelerle SGK arasında anlaşmalar yapıldı ve bu durum kamu hastanelerindeki yığılmayı belirgin biçimde azalttı. Toplumda ilk aşamada göreli bir rahatlama yaşandı. Ancak bu rahatlama kalıcı bir çözüm değil, sağlık politikalarının özel sektöre yönlendirilmesi için tasarlanmış geçici bir aşamaydı. Bu süreçte Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve Avrupa Birliği’nden destek aldı. Ne var ki kısa bir süre sonra özel hastaneler fark ücretleri almaya başladı ve ilk dönemde sunulan “rahatlığınö aslında ciddi bir tuzak olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen kamu hastanelerinin yetersizliği nedeniyle özel hastanelere yönelim giderek arttı.

Diyarbakır'dan Yükselen Çığlık2

“SAĞLIK ÇALIŞANLARI KAMUDAN ÖZELE GEÇTİ"

Bu durum, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının kamudan özel sektöre geçmesine yol açtı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde hekim sayısı ciddi biçimde azaldı. Bunun üzerine Bakanlık, özel hastanelerin hekim istihdamına kota getirdi; böylece özele geçişin bir miktar frenlenmesi amaçlandı. Aynı zamanda kamuda döner sermaye uygulamaları genişletilerek hekimlerin ek gelir elde etmesinin önü açıldı. Üniversitelerde mesai dışı ödemeler de bu dönemde yaygınlaştı. Ancak bu sistem, küçük hastaneler, klinikler ve küçük ölçekli sağlık kuruluşları için sürdürülebilir olmadı. Birçoğu ekonomik nedenlerle kapandı ve bu süreç sağlık alanında ciddi bir tekelleşmeyi oluşturdu.

“KÜÇÜK SAĞLIK KURULUŞLARI TASFİYE EDİLDİ"

Küçük sağlık kuruluşlarının tasfiyesiyle birlikte büyük hastaneler zincirleşti ve birçok ilde şubeler açtı. Bu kurumların yönetimi ise çoğunlukla hekimlerin değil, kâr odaklı sermaye gruplarının eline geçti. Sağlık hizmeti, giderek tıbbi bir faaliyet olmaktan uzaklaşıp ticari bir işletmeye dönüştü.

Diyarbakır'dan Yükselen Çığlık3

ZAMANLA KAMU HASTANELERİNDE RANDEVU KRİZİ YAŞANDI

Zamanla kamu hastanelerinde bu kez randevu krizi yaşanmaya başladı. Eskiden kuyruklar varken, artık insanlar randevu dahi alamaz hale geldi. Bunun üzerine Sağlık Bakanlığı, hastaları aile hekimlerine yönlendirmeye başladı. Uzman hekime sevk yerine, hastaların aile hekimleri tarafından tedavi edilmesi teşvik edildi. Bu uygulama, fiilen hastalar için bir cezalandırma mekanizmasına dönüştü.

SAĞLIĞIN TİCARİLEŞTİĞİ SON NOKTADIR

Günümüzde ise Sağlık Bakanlığı, kamu kadrolarını adeta ihale konusu haline getirerek özel hastanelere satmaktadır. Belirli sayıda kadro, lisans karşılığında özel sektöre devredilmektedir. Bu durum, sağlıkta özelleştirmenin ve ticarileşmenin geldiği son noktayı açıkça göstermektedir. Oysa bu uygulamalar kalıcı bir çözüm sunmamaktadır.

POLİTİKALARİN YANLIŞ OLDUĞU DİLE GETİRİLDİ

Türk Tabipleri Birliği başta olmak üzere sağlık sendikaları ve meslek odaları, 1980’lerden bu yana bu politikaların yanlış olduğunu dile getirmektedir. Toplum ise dönem dönem yanıltılmaktadır: Önce sağlık sisteminde büyük bir daralma yaratılmakta, ardından sınırlı bir rahatlama sağlanarak bu politikalar meşrulaştırılmaktadır. Oysa anlatılanların tamamı yapısal bir çözümsüzlüğe işaret etmektedir. Özel hastaneler politikası iflas etmiştir; bugün yalnızca palyatif yöntemlerle ayakta tutulmaya çalışılmaktadır.

“PARASI OLAN SAĞLIĞA ERİŞEBİLİYOR"

Devlet, sağlığa ayrılan bütçeyi artırmak istememekte; sağlık hizmetlerini giderek parası olanın erişebileceği bir alana dönüştürmektedir. Özel sektör yatırımları teşvik edilerek yeni bir zenginler sınıfı yaratılmak istenmektedir. Sağlık, artık yalnızca bir tedavi alanı değil, aynı zamanda küresel ölçekte bir turizm ve kar sektörüne dönüştürülmüştür. Bu dönüşümle birlikte sağlık üzerinden yeni bir sermaye düzeni inşa edilmeye çalışılmaktadır."

Muhabir: Güneş OCAĞA / Mehmet Rumet SOYLU