Özel Haber - Mümin AĞCAKAYA
“Siverek susarak konuşur” diyen yazar, bu kez kavalın yanık sesiyle, sacda pişen ketmerin kokusuyla ve Mezopotamya'nın binlerce yıllık dikilitaşlarının diliyle suskunluğu yırtıyor. Bu kitap; gurbete çıkmış tüm çocukların sılaya, yani çocukluğuna dönüş biletidir.
Siverek, kara taşın ve sabrın coğrafyasıdır.
“Siverek susarak konuşur
Sevinci de sessizdir, acısı da.”
Bu kitapla neyi anlatıyorsunuz?
Kelok mahallesinin bazalt taşlı dar sokaklarından başlayıp Kuzey Mezopotamya’nın şafağına kadar uzanan bu eserde, sadece kendi çocukluğumu değil; bir halkın hafızasını, kokusunu, asimile edilmeye çalışılan dilini ve ekmeğini anlatıyorum.
Bu kez kavalın yanık sesiyle, sacda pişen ketmerin kokusuyla ve Mezopotamya'nın binlerce yıllık dikilitaşlarının diliyle suskunluğu yırtıyorum. Bu kitap; gurbete çıkmış tüm çocukların sılaya, yani çocukluğuna dönüş biletidir.
Neden Siverek?
Çünkü Siverek çocukluğumun coğrafyasıdır. Çok şey borçluyum ona. Ayrıca Siverek, yüzyılların biriktirdiği izleri taşıyan kadim bir coğrafyadır.
Bu kitap, Siverek’ten yola çıkarak, o izlerin peşinden giderek Kürt tarihinin daha geniş ufuklarına uzanıyor.
Siverek’ten Kürt Tarihine Bakış, geçmişi yalnızca belgeler ve kronolojiler üzerinden okumakla yetinmiyor; yerel anlatıları, kişisel tanıklıkları ve kuşaktan kuşağa aktarılan hatıraları tarihsel bir bakışla buluşturuyor. Tarih ile insanın gündelik hayatı aynı anlatının içinde buluşuyor.
--Kitabı yazarken şiariniz ne oldu? Hangi düşünce sizi yazmaya sevk etti?
-- "Siz tarihinizi yazamazsanız, başkaları gelir tarihinizi yazar" şiarıyla hareket ettim. Hafizayı bir direniş alanına dönüştürmek istiyordum. Her insanın hayata gözlerini açtığı yer, onun ruhunun ilk coğrafyası, kimliğinin ise gizli haritasıdır. Elinizdeki bu eserde okuyucuyu yalnızca kendi çocukluğunun geçtiği 1960’lı yılların Siverek’ine götürmüyorum; aynı zamanda o çocukluğun adımladığı bazalt taşlı dar sokaklardan,
Fırat ve Karacadağ’ın gölgesinde şekillenmiş kadim bir halkın tarihsel ve sosyolojik hafızasına doğru derin bir yolculuğa çıkarıyorum.
Eser, çok katmanlı yapısıyla hem bir hatırat hem de yerel bir tarih ve kimlik çalışması niteliği taşımaktadır.
Yazar, Kelok Mahallesi’nin enikli kapılarından göğe yükselen uçurtmaların, sac üzerinde pişirilen ketmerlerin ve kış geceleri kürsü başında dinlenen dengbêj masallarının sıcaklığını aktarırken, arka planda asimilasyon kıskacında sıkışan, anadili, kimliği ve tarihi görünmez kılınmaya çalışılan bir coğrafyanın buruk gerçekliğini gözler önüne seriyo Siverek’in kara bazalt taşları kadar sert feodal ilişkileri, aşiretlerin amansız hakimiyet mücadeleleri, ama aynı zamanda bir nergis çiçeği kadar naif olan komşulukları, mutfak kültürü ve sinema geçmişi, yazarın gözlemleriyle can buluyor.
Bu kitap, bir insanın kendi köklerine dönme cesaretinin ve Yılmaz Güney’in deyimiyle “Siverekli olmanın getirdiği ağır sorumluluğun” ete kemiğe bürünmüş halidir.
Siverek’in M.Ö. 3000’lere uzanan kadim tarihinden Göbeklitepe'ye, Fırat Vadisi’nin bağrındaki Berfıratilerden Karacadağ’ın asil göçerlerine, Ermeni bir kız çocuğunun dramını barındıran ninelerin hüzünlü öykülerinden, yer adlarının değiştirilmesi ile silinmek istenen mekânsal belleğe kadar pek çok tarihsel kırılma titizlikle işleniyor.
Torunlu, Karakeçililerden Millilere uzanan aşirTorunlu, Karakeçililerden Millilere uzanan aşiretler tarihini resmi ideolojinin çarpıtmalarından arındırarak, bilimsel ve sosyolojik bir süzgeçten geçiriyor.
Kelok Mahallesi’nin iki “delisi” Avdo ve Sefer’in hikayesindeki merhamet vurgusu ise, kitabın sadece bir tarih anlatısı değil, insanı merkezine alan derin bir vicdan muhasebesi olduğunu kanıtlıyor.
“Çocukluğum ve Siverek’ten Kürt Tarihine Bir Bakış”,
geçmişin kuytularında unutulmaya yüz tutmuş sesleri, renkleri ve hakikatleri bugüne taşıyan edebi bir köprüdür.
Muammer Torunlu’nun bu içten, incelikli ve cesur kalemi, okuyucunun kalbinde ve dimağında derin izler bırakacaktır.
Köklerini unutmak istemeyenlerin, taşın ve toprağın hafızasına kulak verenlerin büyük bir merak ve duygu yoğunluğuyla okuyacağı bu eseri yazın dünyamıza kazandırdığı için yazara teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz.




