Türkiye’de kayyım uygulaması on yılı geride bırakırken, geride yalnızca görevden alınan belediye başkanları ve atanan yöneticiler değil, yerel demokrasi ve kamu kaynaklarının kullanımı açısından da sorgulanması gereken bir bilanço bıraktı.

2016 yılında başlayan uygulama, aradan geçen yıllarda farklı dönemlerde yeniden gündeme geldi. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi yönetim tarafından görevlendirme yapılması, halkın sandıkta ortaya koyduğu iradenin devre dışı bırakılması anlamına geldi. Böylece yerel yönetimlerin demokratik niteliği ciddi biçimde zedelendi.
ON YILDA 159-160 ATAMA
Kayyım uygulamasına ilişkin veriler, 2016-2024 dönemi için CHP raporunda 154 atama işlemi olarak kayıtlara geçti. 2025 yılında Akdeniz, Siirt, Van Büyükşehir, Kağızman ve Şişli belediyelerinde gerçekleşen beş yeni görevlendirme de eklendiğinde, on yıllık dönemdeki toplam atama sayısı 159’a ulaşıyor.
Burada söz konusu olan belediye sayısı değil, atama işlemleridir. Çünkü bazı belediyelere farklı dönemlerde birden fazla kez kayyım atandı. 2026 yılında Esenyurt ve Şişli’de yaşanan yönetici değişiklikleri ise yeni belediyelere yapılan atamalar değil, mevcut kayyım yönetimlerindeki görev değişiklikleriydi.
KAMU KAYNAKLARI VE YÖNETİM ANLAYIŞI
Kayyım uygulamasının bilançosu yalnızca yönetim değişiklikleriyle sınırlı değil. Belediyelere ait taşınmazların devri ve tahsisi, satış ve kiralama işlemleri ile kamu kaynaklarının kullanımı da bu dönemin önemli tartışma başlıkları arasında.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi Belediyeler Birliğinin çalışmasında, 2019-2024 döneminde en az 128 belediye taşınır ve taşınmazının başka kurumlara tahsis edildiği belirtiliyor. Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine ilişkin Sayıştay denetimlerinde de taşınmaz kayıtları, kiralama işlemleri, gelirlerin tahsili ve harcamaların denetimi konusunda çeşitli eksiklikler tespit edildi.
Bu bulgular farklı kentlerde tekrarlanan denetim sorunları, kamu kaynaklarının yönetiminde şeffaflık ve hesap verebilirlik bakımından ciddi soru işaretleri doğuruyor.
HALKIN İRADESİ DEVRE DIŞI BIRAKILDI
On yıllık sürecin en ağır sonucu, seçilmiş yerel yönetimlerin ve seçmen iradesinin devre dışı bırakılması oldu. Belediyeler yalnızca yol, su, ulaşım ve temizlik hizmeti üreten kurumlar değildir. Aynı zamanda kentte yaşayan insanların kendi yaşamları ve gelecekleri hakkında söz sahibi olabildiği demokratik yönetim alanlarıdır.
Seçilmiş yönetimlerin yerine merkezi idare tarafından görevlendirme yapılması, halkın yerel karar süreçlerindeki etkisini zayıflattı. Belediyelerin kaynaklarının nasıl kullanıldığına ilişkin denetim sorunları da bu yönetim biçiminin hesap verebilirliğini tartışmalı hale getirdi.
On yılın sonunda sorulması gereken soru açık: Kayyım uygulaması kentlere ne kazandırdı, halkın seçme ve kendi kendini yönetme hakkından ne götürdü?
Araştırmamızda ortaya çıkan veriler, kayyım uygulamasının yerel demokrasiyi güçlendirdiğini veya kentlerin yönetiminde halka daha fazla söz hakkı kazandırdığını gösteren bir tablo ortaya koymuyor. Aksine, seçmen iradesinin devre dışı bırakıldığı, kamu kaynaklarının yönetiminde ise ciddi denetim sorunlarının yaşandığı bir döneme işaret ediyor.
Bir kentin geleceğine o kentte yaşayanlar karar vermelidir. Sandıkta ortaya çıkan iradeyi devre dışı bırakan hiçbir yönetim biçimi, yerel demokrasinin yerini tutamaz. Seçmenlerin iradesini yok sayan, onu gasp eden her müdahale, demokrasiye tahammülsüzlüğün bir göstergesidir.



