ÖZEL HABER - Mehmet Rumet SOYLU
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan bu anlaşma, temelde üç ülkenin güvenliklerini birbirinden bağımsız düşünmek yerine ortak bir anlayışla hareket etmesini amaçlıyor.
Buradaki asıl mesele yalnızca askerî iş birliği değil; aynı zamanda bölgesel gelişmeler karşısında ortak hareket edebilme kapasitesi oluşturmak. Anlaşmanın en önemli amacı, taraf ülkelerden birine yönelik olası bir silahlı saldırının diğerlerini de ilgilendiren ortak bir güvenlik meselesi olarak ele alınmasıdır. Böylece herhangi bir ülkenin yalnız kalmayacağı mesajı verilerek saldırganlık ihtimalinin caydırılması hedefleniyor. Bunun yanında terörle mücadele, istihbarat paylaşımı, askeri eğitimler, ortak tatbikatlar ve savunma sanayisinde iş birliği de anlaşmanın öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Başka bir ifadeyle bu girişim, yalnızca bir saldırı gerçekleştiğinde devreye girecek bir dayanışma mekanizması değil, saldırı ihtimalini azaltmak için önceden hazırlık yapmayı da hedefleyen bir güvenlik ortaklığıdır.

Peki, bu anlaşmada neden özellikle Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan bir araya geldi? Bunun cevabı, üç ülkenin farklı alanlardaki imkânlarının birbirini tamamlayabilmesinde aranabilir. Türkiye, gelişmiş askeri tecrübesi, savunma sanayisi ve NATO üyeliğiyle önemli bir konuma sahip. Pakistan, nükleer silahlara sahip bir ülke olmasının yanı sıra geniş bir askeri kapasiteye ve Güney Asya’da belirleyici bir role sahip. Suudi Arabistan ise ekonomik gücü, enerji kaynakları ve Arap dünyasındaki siyasi ağırlığıyla öne çıkıyor. Bu üç ülke, farklı coğrafyalarda yer alsalar da güvenlik, savunma teknolojileri ve bölgesel istikrar konularında ortak çıkarlar geliştirebilecek bir konumda bulunuyor. Dolayısıyla bir araya gelmelerini yalnızca dinî veya kültürel yakınlıkla açıklamak eksik kalır; stratejik çıkarlar ve karşılıklı güvenlik ihtiyaçları da bu ortaklığın temelinde yer alıyor.
Anlaşmanın bir diğer önemli yönü, bölgesel sorunların çözümünde bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesi düşüncesidir. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, güvenlik meselelerinde yalnızca dış güçlerin kararlarına bağlı kalmak yerine kendi aralarında daha güçlü bir iş birliği geliştirmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, bölgesel ülkelerin kendi güvenlik önceliklerini belirleyebilmesi ve ortak sorunlara birlikte çözüm arayabilmesi açısından önem taşıyor. Ancak bu durum, anlaşmanın doğrudan başka bir ülkeye karşı kurulduğu veya belirli bir devleti hedef aldığı anlamına gelmiyor. Resmî açıklamalarda da ittifakın saldırgan bir askerî blok oluşturmak yerine caydırıcılığı, savunmayı ve istikrarı güçlendirmeyi amaçladığı ifade ediliyor.
Peki, bu ülkeler hangi ölçütlere göre belirlendi ve ileride başka ülkeler de katılabilir mi? İlk aşamada üç ülkenin seçilmesinde karşılıklı siyasi irade, güvenlik alanındaki ortak çıkarlar, askeri kapasite ve savunma sanayisinde iş birliği imkânlarının etkili olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, ülkelerin neden tam olarak bu sırayla seçildiğini açıklayan ayrıntılı ve resmi bir seçim ölçütleri listesi kamuoyuna sunulmuş değil. Bu nedenle anlaşmanın arkasında yalnızca dini birliktelik, yalnızca askerî güç veya yalnızca ekonomik çıkar bulunduğunu ileri sürmek doğru olmaz. Ortaya çıkan tablo, birden fazla stratejik hesabın kesiştiğini gösteriyor.
Anlaşma, başka ülkelerin katılımına da kapalı değil. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 31 Ağustos 2026’da yaptığı açıklamada ittifakın genişlemeye açık olduğunu, ancak katılım şartları ve süreçleri üzerinde çalışmalar yürütüldüğünü belirtti. Bu da ileride yeni ülkelerin gündeme gelebileceğini, fakat katılımın otomatik olmayacağını gösteriyor. Ülkelerin hangi koşullarla kabul edileceği ve genişlemenin nasıl işleyeceği konusunda süreç henüz şekilleniyor.
Sonuç olarak Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı yalnızca üç ülkenin imzaladığı bir askeri belge olarak değerlendirmek yeterli değil. Bu girişim, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak güvenlik anlayışı geliştirme, savunma alanında birbirlerine destek olma ve bölgesel gelişmeler karşısında daha etkili hareket etme arayışını yansıtıyor. Bununla birlikte anlaşmanın gerçek gücü, imzalanmış olmasından çok, önümüzdeki dönemde nasıl uygulanacağına bağlı olacak. Ortak savunma kapasitesinin ne ölçüde geliştirileceği, ülkelerin kriz anlarında nasıl hareket edeceği ve iş birliğinin bölgesel istikrara ne kadar katkı sunacağı, bu girişimin kalıcı önemini belirleyecek. Kısacası Mekke Anlaşması'nın önemi, yalnızca bugün hangi ülkeleri bir araya getirdiğinde değil, gelecekte nasıl bir güvenlik ve iş birliği düzeni oluşturabileceğinde yatıyor.


