Vecdi ERBAY-Yazdı
Dönemin Akşam gazetesi için "Yoksul Evler" başlıklı bir dizi röportaja imza atan isimlerden bir Orhan Kemal'dir. Orhan Kemal, röportajlardan birini yazar arkadaşı Muzaffer Buyrukçu'nun baba evinde gerçekleştirir. Buyrukçu'nun ailesinin yoksulluğunu kaleminin gücüyle resmeder.
Muzaffer Buyrukçu da yoksulluğunu gizleyen biri değildir. Şöyle yazar: "Müthiş yoksulduk. Sefalet içinde yüzüyorduk. Ben okuldan çıktıktan sonra sefertaslarını alıyor, Azak sinemasının karşısındaki Tıp Öğrenci Yurduna gidiyor, babamın doldurduğu yemekleri eve getiriyordum. Ama yetmiyordu. Altı çocuğa, ekmek, yemek dayanır mıydı? Giysilerimiz, konu komşunun, akrabamızın verdiği eski giysilerdi. Ayağıma bir ayakkabı alınana kadar okula takunyayla gidip geldim. Açtım.”
Buyrukçu'nun ilk gençliği de sefalet içinde geçmiş, bir yandan okurken birçok işe girip çıkmış. İlk öykülerini 1945'te kapıcı olarak çalıştığı Son Telgraf'ta yayımladı. Hayat gailesi içinde hep yazdı. Yazmak için yeterli zamanı olmadığını söyleyen Necati Güngör'e, "Uykundan, eğlenceden çalacaksın, uykudan, eğlencenden kazanacağını düşündüğün tatları, yaratmanın tatlarına feda edeceksin" der. Ardından şunu ekler: "Yazıyordum da yazıyordum ve yazmayı ikinci bir yaşama dönüştürüyordum, ikinci yaşamımın evrenindeki mutlulukla yetiniyordum." (Anında Görüntü). Bu arzuyla, hayatındaki zorluklara rağmen durmadan yazdı Buyrukçu. Öyküler, romanlar, yazılar, günlükler... Yaşarken Buyrukçu'nun 21'i öykü, 10'u günlük ve 8'i roman olmak üzere toplam 39 kitabı basıldı.

EDEBİYAT TÜRÜ OLARAK GÜNLÜK
Son günlerde Muzaffer Buyrukçu'nun Kırmızı Kedi Yayınevi'nden çıkan günlüklerini okudum: "Sıcak İlişkiler-Arkası Yarın", "Dillerinde Dünya" ve "Anında Görüntü". Üç cilt, yaklaşık bin beş yüz sayfa.
Günlük ve Oktay Akbal'ın "Günce" dediği türü, iyi bir öykü ya da roman tadında okumayı severim. Yeter ki bu türden ürün veren yazarın içtenliği sarsın, dili edebiyattan uzak olmasın. Günlük de anı da bir edebi tür olarak çıkar karşımıza.
Buyrukçu, 3 cilt günlüklerini hem içtenliği hem de edebi tadıyla peş peşe okuttu. Günlükleri ile yepyeni bir tür yaratmadı Buyrukçu ama kendine özgü bir günlük yazma biçimi yarattığı muhakkak. Buyrukçu, günlüklerinde kendi hayatının muhasebesini yapar, kimi sıkıntılarını içtenlikle anlatır, edebiyat ve edebiyatçı dostlarıyla ilgili düşüncelerini paylaşır ve eleştirdiklerini sakınmasız bir üslupla dile getirir.
BURUKÇU GÜNLÜKLERİNDE NE ANLATIR?
Muzaffer Buyrukçu, öncelikle İstanbul'u anlatır günlüklerinde. Çocukluğunun geçtiği Yenikapı civarını, çok sonra yerleştiği Gaziosmanpaşa'yı, Cağaloğlu'nu, yayınevi ve dergi bürolarını, buralarda tanıştığı edebiyatçıları, dostlarıyla yürüdüğü sokakları, 'takıldığı' kahveleri, meyhaneleri ayrıntılarıyla anlatır. Bütün buralarda şairler, yazarlar ve her meslekten insanlar vardır. Bu insanlar Buyrukçu'nun kaleminde bir öykünün ya da bir romanın kahramanı olarak şekillenir. Adını bildiğimiz, kitaplarına hayran olduğumuz yazar ve şair dostlarını, günlük hayat içindeki halleriyle bir kez daha tanıtıyor okura. Buyrukçu, Orhan Kemal'le arada küs kalsalar da, "Arkadaş Anılarında Orhan Kemal" kitabını yazacak kadar sağlam dosttur mesela. Burada Orhan Kemal'le anıları hakkında ayrıntı vermeyeceğim, meraklısı "Arkadaş Anılarında Orhan Kemal" kitabından da okuyabilir.
20 yıla yaklaşan dostlukları Orhan Kemal'in vefatıyla bitmez, onu hatıralarında yaşatır Buyrukçu. Ancak Orhan Kemal'den sonra, daha önce sık uğradığı dostunun evine gitmez olur. Orhan Kemal Roman Ödülü töreninde karşılaştığı Orhan Kemal'in eşi ve çocukları ona küs olduklarını söylerler. Buyrukçu pek renk vermiyor bu tepki karşısında ama yüzüne karşı söylenen sözler, Orhan Kemal'in ölümü kadar kendisini sarstığı seziliyor satır arasında.
Kimler yok ki günlüklerinde. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Yaşar Kemal, Halil İbrahim Bahar, Doğan Hızlan, Hilmi Yavuz, Özdemir İnce, Ercüment Uçarı, Oktay Akbal, Behçet Necatigil, İlhan Berk ve daha fazlası, Buyrukçu'nun günlüklerinde birer öykü kahramanı olarak çıkıyor karşımıza. Şakalarıyla, öfkeleriyle, küfürleriyle, tutkularıyla, kişisel sorunlarıyla, dünya ve ülkeye bakışlarıyla, edebiyat tartışmalarıyla, özdeşleştikleri mekanlarla bir zamanların İstanbul'una ve edebiyat ortamına bırakıveriyor okuru. Şiirini ya da romanını sevdiğimiz insanların hayatına Muzaffer Buyrukçu'nun anlatımıyla dahil oluyoruz.
Sevdiğiniz yazar ve şairleri daha yakından, evde, meyhanede ya da kahvedeki
halleriyle tanımak istiyorsanız Muzaffer Buyrukçu'nun günlüklerine başvurabilirsiniz. Edebiyat tarihçileri, araştırmacılar bunu zaten yapıyor, yapacaktır.



