PAJK Koordinasyonu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Abdullah Öcalan'ın kadın hareketine gönderdiği mesajı kendi internet sitesinde “armağan” olarak sundu.

Abdullah Öcalan'ın mektubu şöyle: "Herkesin sübjektif bir kadın bakışı, tutkusu veya laneti vardır. Ya da körlüğü. Eğer bu dünyada bir tanrısallıktan bahsedeceksek bunun kadın kökenli olması bana daha doğru, hatta zaruri görünmektedir. Hayret ettiğim nokta erkeğin tüm bilgi tekelini ve erkini kadın köleleştirmesinde pervasızca kullanmasıdır. Hiçbir etik-politik kural tanımadan kadını ruhen ve bedenen bu kadar tüketmesi bana en temel felsefe konusu olarak anlamlandırılmak gereğini dayatmaktadır. Sanıldığından daha fazla felsefeye, bilim-felsefeye, hatta din-mitoloji incelemelerini derinleştirerek konuyu aydınlatmaya ihtiyaç vardır. Ve bununla gerçek insan etiği ve estetiğinin, politik alan inşasının, dolayısıyla demokratik toplum kurumlaşmasının açığa çıkarılmasını, sosyolojinin dolayısıyla jineolojinin temel konusu olmasını öğretmeyi gerekli kılmaktadır.

K.Marks’ın bir değerlendirmesinde “insani olan her şey beni ilgilendirmektedir” demesine, ben “kadın insan daha çok beni ilgilendirmektedir” biçiminde bir yanıt vermek isterim. En bilimsel geçinen reel-sosyalizmin kadına bu kadar kör bakması yıkılış nedenlerinden en önemlisi olmak kadar, inşa edilen köleci erkeğin ne kadar kök saldığının da kanıtı olmaktadır. Reel-sosyalizmi aşarken geliştirilen alternatifin “sosyalist olmanın kadınla kurulacak gerçek özgürlük ilişkisinden kaynaklanması gereği” benim için temel ölçü olarak kabul gördü. Hatta gerçek insan olma, hayvanlar aleminden kopmak ancak kadınla kurulacak eşit, özgür, etik ve estetik ölçülerle mümkün olacaktır.

KASTİK TOPLUMSAL KATİL SİSTEMİ

Son manifestoda dile getirmek istediğim, kastik toplumsal katil sisteminin başlangıcında kadının ruhunun yok edildiği, kapitalist çağdaş modernitenin de onun bedenini cenazeden beter kıldığıydı. Çok iyi bilirsiniz: Kadınlar en çok “beni candan ve bedenden ettiniz” derler. Bu, tarih boyunca sözü edilen köklü bir deyimdir.

Cuma namazı çıkışı bıçaklı saldırıda 1 yaralı
Cuma namazı çıkışı bıçaklı saldırıda 1 yaralı
İçeriği Görüntüle

Manifestoda dile getirmek istediğim bir önemli saptama da sosyolojinin yeniden tanımlanmasına ilişkindi. Bana göre sosyoloji, toplumun bilimi olarak inşa edilemez. Çünkü toplumun ikinci doğa özelliği, sonsuz ilişkisellikten kaynaklı anlamının nesnesi olmadığından bilimi de olamazdı. Daha doğrusu dayandırılan ekonomik altyapı (K.Marks, Engels), sosyal yapı (Weber) ve kimliksel yapı (Durkheim) nesne olarak incelense de, bilimsel olarak toplumsal doğanın büyük “anlam dünyasını” inceleyemez. İncelese de buna ancak etik-estetik, dolayısıyla politik toplum sanatı demek gerekir. Tabi kapitalist modernitenin kültür endüstrisi adı altında yarattığı “kültür mezbahası”na sanat demiyorum.

ANACIL TOPLUM

Marksizmin “tarih sınıflar mücadelesidir” tezi yerine ikame edilmesi gerektiğini ifade ettiğim “tüm tarih yazı öncesi de dahil, klan yarılmasından kaynaklı komün-devlet gerilimidir” biçiminde bir tanıma ulaştım. Uzun inceleme ve anlatım gerektiren komünleşme olayı esas itibariyle coğrafi etken başta olmak üzere flora ve faunası uygunluk arz eden Zagros-Toros eksenli yaklaşık 50-30 bin yıllık bir geçmişe kadar arkeolojik olarak da kanıtlanabilen bir anacıl toplum olarak gelişim göstermiş, vücut bulmuştur. Bu tarihe denk düşen, hiç erkek heykeli olmayan, tüm kadın heykelcik buluntuları bile bu gerçeği ifade eder. Neolitiğe kadar anacıl toplum büyük birikim yapar. Özellikle dil, bitki ve hayvan kültüründe. Yerleşik toplumun eşiğine kadar kesin başat kültür kadın merkezlidir. Kanıt neredeyse tüm dillerin kökenindeki dişil unsur. Ayrıca Ma kültürü. Bu son aşamada canlı hayvanları öldürmede epey deney ve güç kazanan erkek kulübü, bu zenginliği yanı başında bulunca kolayca hayvan katilliğinden kadın toplumuna yöneldi. Öncesinde, kadın koruması olan kardeşleri dayı ve ergen erkekleri öldürerek birikimlerine el koydu. Sonrasında köleleştirdi. Aslında kadın ruhu yok edildi. Tanrı erkek böyle ortaya çıktı. Doğal tanrıça dininden göksel erkek dinine geçiş oldu. Gerisi Sümer Mitolojisi ve devamı tek tanrılı dinler tarihinden rahatlıkla çıkarsanabilir. Tanrı Enki-İnanna çekişmesi ve Gılgamış destanındaki mitolojik anlatım bu gerçeği yansıtırken o günden günümüze edebiyat, siyaset, sosyoloji esas olarak bu erkleşmiş, egemen olmuş erkeği ifade eder.

KADIN PROJEM TAMAMLANDI SAYILIR

Hayret ettiğim nokta uygarlık tarihi boyunca bu oldukça kolay görülüp anlaşılması gereken gerçeğin karşısında neden bu kadar körleşmiş bir bilinç ve duygu yapısında kaldık, ısrar ettik. Başta jineoloji ve sosyoloji, hatta yeni sosyalizm (reel-sosyalizm sonrası sosyalizm) olmak üzere toplum incelemeleri, sanatı bu gerçeği açığa çıkarma, teorikleştirme ve yeniden toplumsal yapılanmaya taşırmakla sorumludur.

Sevgili yoldaşlar, aslında kadın projem tamamlandı sayılır derken bu anlatımı ifade etmek istemiştim. Fakat şimdi önümde devasa bir pratik, bir yaşamsallaştırma görevi durmaktadır.

Kadın yoldaşların, dostların artan ilgileri, soruları beni açık ki yeni arayışlara itiyor. Mekânım ve koşullarımın yanıt olmaya iletişim bakımından yeterli olmadığı açık.

TARİHSEL OLARAK TOPLUM KURUCU ÖZNE, KADINDIR

İçinde bulunduğumuz süreç, kadınların daha etkin rol oynayabileceği bir süreçtir. İnşa, kadın öncülüğü ile örülecektir. Tarihsel olarak da toplum kurucu özne kadındır. Toplumsallaşma kadın etrafında ve kadın eliyle şekillenir. Bu sosyolojik bir gerçekliktir. Kadınlar, gerek özgürlük bilinci gerekse de örgütlülük düzeyi itibarıyla yeniden inşa sürecine öncülük edebilecek bir potansiyele sahiptir. O halde bu potansiyeli kuvveden fiile dönüştürecek yoğunlaşma ve eylemselleşme çalışmaları, kadın örgütlülüğünün temel gündemi olmalıdır. Çünkü bu süreç, kadınların özgürleşip özgürleştirebilecekleri elverişli bir süreçtir.

SÜRECİN TEMEL GÜCÜ KADINDIR

Sürecin temel gücü kadındır; bu nedenle kadının, özgün olarak kendi şahsını daha fazla politikleştirmesi gerekmektedir. Duygu dolu yaklaşımlar yerine, politik olma yönü giderek öne çıkan bir kadınlaşma, gelişmede büyük önem taşıyor. Poitik gerçeklik olmadan nefes bile alınamaz. Bu çok önemlidir ve başaracağınıza inancım da tamdır. Kadın özgürlükçü ideolojik çizgimiz biliniyor. Kadınlar özgürlük ve örgütlülük bakımından önemli bir düzey yakalamış durumda. Kadın kurtuluş ideolojisinden kadın kurtuluş politikleşmesine sıçrama yapmalısınız. Zaten şu anda her yerde bunun pratik gelişmesi yaşanıyor. Güçlü politik önder kadınlar olacağınıza inanıyorum.

Asla sizleri terk etmediğimi biliyorsunuz. Platonik aşkın toplumsallığa ilişkin en gerçekçi ifadesinin de bu olduğuna inanıyorum.

REALİZE EDİLEMEZ OLANIN İDEALİZE EDİLMESİ

Sosyalist bir insanın aşk anlayışı ve kadın erkek ilişkileri konusundaki yaklaşımı onun kişiliğini gösterir. Kastik katilin “aşk” diye pazarladığı duygunun, kadının köleleşmesinin devamını sağlayacak şekilde düzenlendiği iyi anlaşılmalıdır. Platonik aşk dediğim kavramsallaştırmanın yanlış anlaşılmaması gerekir. Platonik aşk, realize edilemez olanın idealize edilmesidir. Platonik aşkın idealizmi pratik aşkın realizminden daha değerlidir. Bunun üzerine yoğunlaşabilirsiniz. Aklınızı ve yüreğinizi pratik aşk realizm yönüne çevirmemelisiniz. Platonik aşkı tercih etmeliyiz. Çünkü pratik aşk realizmi tuzaklarla doludur.

Son olarak, gelişmelerinizi önemli ve “kadın kahramanlık dönemi” olarak değerlendiriyorum ve sizleri kutluyorum. Kahramanca yaşamınız kesinlikle çok etik ve estetikçedir. Kastik katile çağın en güçlü cevabıdır. Sorun yeni insan yaşamının nasıl oluşturulacağına ilişkindir. Kadınla yaşamın gerçek sırlarına ulaşmadıkça evrenin dili yakalanamayacaktır.

Başta sizler, hepiniz ve soran tüm dostların önümüzdeki yıl, yıllarının anlam yüklü olmasını sevgiye ve aşka yelken açmasını dilerim, saygıyla selamlarım."

Kaynak: HABER MERKEZİ