Mehmet Rumet SOYLU Yazdı
Bu karar, sadece güvenlik boyutunda değil, siyasal ve toplumsal açıdan da yeni bir dönemin kapısını araladı.
Bu coğrafyada yaşayan herkesin bir şekilde etkilendiği bu çatışmalı ortamın son bulması, toplumun çoğunluğunun yararına olmasına rağmen, çatışmalı süreçlerden nemalananların azınlıkların sesi daha çok çıkıyor zaman, zaman.
Meclis’te selamlaşmadan, ziyaretlere, toplumun hiç beklemediği hitaplardan ifadelere kadar bir dizi ‘iç rahatlatıcı’ olaylarla karşılaştık. Öyle ki, ‘idamı’ için seçim mitinglerinde ‘ip’ yarışına başlayanların ‘kurucu önder’ ifadelerine tanık oldu bu coğrafya. Ancak sürecin ilk aylarında ortaya çıkan tablo, tarafların yaklaşımı açısından farklı değerlendirmelere neden oldu.
PKK’NİN SİLAH BIRAKMASI VE FESİH KARARI
27 Şubat’ta yapılan açıklamada PKK, silahlı mücadeleyi sonlandırma ve örgütü feshetme kararını kamuoyuna ilan ettiğine hepimiz tanık olduk. Bu adım, çatışmalı dönemin sona erdirilmesi yönünde somut bir irade beyanı olarak görüldü, silahlı unsurların devre dışı bırakılmasını içeren pratik adımlarla desteklendi, siyasal çözüm ve demokratik zeminde mücadele vurgusuyla çerçevelendi.
Örgüt kaynaklı açıklamalarda, sürecin ilerleyebilmesi için karşılıklı güven ortamının tesis edilmesi, demokratik reformların hızlandırılması ve hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiği ifade edildi sürekli.
Süreçte özellikle ‘karşılıklı adım’ vurgusu dikkat çekti. PKK çevreleri, silah bırakmanın tek taraflı değil, yeni bir siyasal dönemin başlangıcı olarak görülmesi gerektiğini savundu. Bu, Kürt Sorunu ile ilgilenen herkesin ortak düşüncesiydi.
‘Karşılıklı adım’ vurgusu, bu coğrafyanın en çok korktuğu ifadelerin başında geliyor. Nihayetinde coğrafyamız ‘kimseye verecek bir çakıl taşımız yok’ ve ‘onları muhatap almayız’ gibi her sorunun derinleşmesini sağlayan ifadelerin sıkça kullanıldığı bir yer. Ve bu ifadeler, topluma bir ‘korku’ şeklinde zerk edilmiş.
Oysa, PKK ve Kürt tarafının talep edeceği en masumun da masumu ‘hasta tutukluların serbest bırakılması’ isteğinin kabul görmemesi, Kürt tarafında derin bir güvensizlik yaşatıyor.
DEVLET CEPHESİ, TEMKİNLİ VE GÜVENLİK ODAKLI YAKLAŞIYOR
Devlet kanadı ise süreci daha çok ‘terörün sona erdirilmesi, örgütün tasfiyesi’ çerçevesinde ele almaya çabalıyor. Resmi açıklamalarda fesih kararının memnuniyetle karşılandığı belirtilse de, demokratikleşme başlıklarında beklenen hızda ve kapsamda somut adımlar atılmadığı yönünde eleştiriler yükseldi.
Yükselen bu eleştirileri haklı çıkaracak birçok örnek var elde.
Özellikle de, infaz düzenlemeleri ve hukuki iyileştirmeler, siyasal katılım alanının genişletilmesi, ifade özgürlüğü ve yerel yönetimlere ilişkin düzenlemeler ve toplumsal barışı güçlendirecek güven artırıcı adımlar konusunda ciddi beklentiler oluştu.
Bu sayılanların, medeni dünyada artık tartışılmıyor olması kimin umurunda? Üstelik bu başlıktaki taleplerin ‘çakıl taşı ve muhatap alıp almama’ konuları ile uzaktan yakından alakası yok.
MEVCUT SÜREÇTE EN YAPICI TARAF KİM?
Bu ara başlık bile aslında tehlikeli sayılabilecek bir ifadede. Bu soruya cevap vermek için, sadece ‘bakmak ve görmek’ arasındaki köprünün orta yerinde olmak gerek. Bakanlar vardır, bir de görenler. Bütün soruların cevabı burada oluyor genelde. Tıpkı ‘yanmak ve ısınmak’ arasındaki çetinliğin cevabı gibi.
Saha gerçekliği açısından bakıldığında;
- PKK, silah bırakma ve örgüt feshi gibi geri dönüşü zor, stratejik ve somut bir adım attı. Bu durum sürece güçlü bir yapıcılık göstergesi olarak değerlendiriliyor.
- Devlet, süreci sahiplenmekle birlikte daha temkinli, kontrollü ve güvenlik merkezli bir dil kullanmayı tercih etti. Reform adımlarının zamana yayılması, ‘orantısız karşılık’ eleştirilerine neden oldu.
Bu tablo, Kürt kamuoyunda ‘tek taraflı iyi niyet’ tartışmalarını da beraberinde getirdi.
SÜREÇ NEREYE GİDİYOR
Sürecin birinci yılının en önemli dinamiklerinden biri yasal reform gündemi oldu. Devlet, ‘Sürecin’ hedefini sadece çatışmayı durdurmakla değil, bunun hukuki altyapısını kurmakla da ilişkilendiriyor.
Bu anlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, sürecin yasal ve siyasal çerçevesini tartışmak üzere 2025 sonbaharından itibaren çalıştı. 18 Şubat 2026’da komisyon tarafından hazırlanan rapor, mecliste oy çokluğuyla kabul edildi. Bu rapor sadece silah bırakma ve örgütün feshi sürecini değil, aynı zamanda yasal reform önerilerini de kapsıyor.
Raporun içeriğinde:
- Silahlı çatışmanın sona ermesine yönelik yasal düzenlemeler,
- PKK’den ayrılan kişilerin topluma entegrasyonu,
- Yargı sisteminin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarıyla uyumunun güçlendirilmesi,
- Demokratik katılım ve ifade özgürlüğü alanında düzenleme önerileri yer alıyor.
Raporda bu tür ifadelerin yer alması gerçekten heyecan verici ama topluma yansımasını görüp görememe noktasında herkesin ciddi kuşkuları var.
TOPLUM, KALICI BİR BARIŞIN BEKLENTİSİ İÇİNDE
Toplumun geniş kesimlerinde silahların susmuş olması olumlu karşılandı. Ancak vatandaşların önemli bir bölümü, sürecin yalnızca güvenlik boyutunda kalmaması, demokratik standartların yükseltilmesi ve kalıcı barışın hukuki teminat altına alınması gerektiğini düşünüyor.
- Temmuz 2025’te yapılan geniş çaplı bir ankete göre, vatandaşların yaklaşık yüzde 61,2’si süreci olumlu değerlendirdiğini belirtti. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 30,5’i olumsuz buldu. Bu sonuç toplumun çoğunluğunun barış arayışını desteklediğine işaret ediyor.
– Muhafazakâr seçmenler arasında destek çok yüksek (yüzde 76’nın üstünde) olurken, seküler veya Atatürkçü seçmenlerin büyük bir kısmı bu sürece daha eleştirel yaklaştı. Bu kamuoyu yoklamaları bile, toplumun hazır değil adeta ‘aç’ olduğunun gösterilmesi açısından önemli.
Özellikle çatışmalı dönemden doğrudan etkilenen bölgelerde beklenti daha yüksek. Halkın önemli bir kesimi, 27 Şubat kararının tarihsel bir fırsat olduğunu ve bu fırsatın güçlü reformlarla desteklenmesi gerektiğini dile getiriyor.
Böylece, karşılıklı bir ‘helalleşmenin’ de kapısı aralanmış olur.



