23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yaklaşırken, ülkedeki çocukların yaşadığı şiddet, sömürü ve hukuksuzluk ciddi boyutlarda. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen Çocuk Hakları Sözleşmesi, Türkiye’de 14 Ekim 1990'da imzalandı ve 27 Ocak 1995'te Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Sözleşmeyle çocuk haklarının korunması amaçlanırken, taraf devletlerin bu hakların yaşama geçirilmesi için yükümlülüklere uymaları zorunlu hale geldi. Sözleşme, "Ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı, yaşama ve gelişme hakkı, katılım hakkı" gibi temel ilkeleri esas alıyor. Ancak bu ilkeler sadece kağıt üzerinde kalan ülkede çocuk hakları ihlalleri oldukça yoğun.
MÜLTECİ ÇOCUKLAR
Son 15 yılda resmi verilere göre 10 milyonun üzerinde sığınmacının geldiği Türkiye'de mülteci çocukların yaşadığı ihlaller daha katmerli. Neredeyse hiçbir haktan yararlanamayan mülteci çocuklar, özellikle eğitim, sağlık, beslenme, barınma gibi bir yığın sorunla yüz yüze yaşıyor. UNICEF, Türkiye hükümeti ve sivil toplum ortaklarıyla birlikte mültecileri, göçmenleri ve kırılgan durumdaki diğer çocukları ve ailelerini kritik çocuk koruma hizmetlerine erişmeleri için destekliyor. Mülteci ve göçmen çocuklar; ailelerinden ayrı düşme, ihmal, şiddet ve istismar, sömürü, sosyal izolasyon, travma ve stres gibi durumlara karşı genellikle daha savunmasız durumu yaşıyorlar.

UNİCEF'e göre, mülteci çocukların okulu bırakma, çocuk işçi olarak kullanılma ile çocuk yaşta evliliklere, cinsel istismar ve şiddete, ekonomik sömürüye, artan ev içi şiddete, ev sahibi/mülteci topluluk arasındaki gerilimlere, aile ayrılığına ve hane içindeki korku ve endişenin yarattığı strese maruz kalma gibi durumlara maruz kalma riski daha da fazla.
Özellikle mülteciler için Avrupa ülkeleri başta olmak üzere çeşitli anlaşmalar yapan ve fonlar alan Türkiye, üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmemesi nedeniyle mülteci çocuklar için var olan risk ve olumsuz koşullar artıyor. Özellikle kadın ve çocukların ciddi biçimde insani standartların çok gerisinde yaşam sürmeleri de uğradıkları ihlallerin boyutunu gözler önüne seriyor.
İHD'NİN ÇOCUK HAKLARI RAPORU
İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) geçtiğimiz yıl hazırladığı raporda, 2021 yılında hükümet tarafından açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı (İHEP) kapsamında yer alan hedef ve amaçlar açısından çocuk haklarını ele alıyor. Raporda, uygulamada önemli eksiklikler ve yapısal sorunların varlığını koruduğunun altı çizildi. Özellikle 4. ve 5. Yargı Paketleri ile çocuk adalet sistemindeki düzenlemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi açısından yetersiz olduğu değerlendirildi. 5. ve 7. Yargı Paketleri kapsamında, suça sürüklenen çocuklar açısından tutukluluk süresine ilişkin düzenlemelerin iyileştirilmesi ihtiyacına dikkat çekiliyor. İHD'nin raporunda yapılması gerekenler şöyle sıralanıyor: "Çocuk dostu adalet politikalarının güçlendirilmesi. Uygulamada çocuk hakları perspektifinin merkeze alınması. Hukuki düzenlemelerin çocuğun üstün yararı ilkesine uygun hale getirilmesi."

ÖNLEYİCİ MEKANİZMALARIN YOKLUĞU
Türkiye’de çocuklara yönelik sistematik ihlallere dair çok az konu hukuk nezdinde karşılık buluyor. Büyük çoğunluğu cezasızlık ya da hukuka taşırılmadan sistematik ihlal boyutunda kalıyor. Yargı sisteminde çocuklara yönelik ihlalleri önleyici mekanizmaların yokluğu suça itilmiş çocukların artışına neden olan temel etkenlerden biri.
Dikkat çeken bir başka yön ise kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiasıyla yargı karşısına çıkarılan çocukların sayısının çocuk nüfus içinde ciddi oranda fazla oluşu. TÜİK’in verilerine göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların toplam sayısı 2021 yılında 499 bin 319 iken, 2022’de yüzde 20.5 oranında artarak 601 bin 754’e yükseldi. 2023’te 537bin 583 olarak açıklandı.

ÇOCUKLAR SUÇA İTİLİYOR
Çocuklara yönelik eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal hayata kadar yaşanan ihlaller, aile içi fiziksel ve psikolojik şiddet, çocuklardaki şiddet ve saldırganlık eğilimini tetikliyor. Son dönemde Riha ve Mereş'teki okullarda bizzat çocuk öğrenciler tarafından ortaya konan şiddet ve saldırganlık olayları buna emsal olarak görülüyor. Ortaya çıkan bu sonuçların çözümü ise tam bir kaotik süreç. Öyle ki, mevcut yasaların dahi uygulamada problemli olması mevcut sonucu daha da ağırlaştırmakla kalmıyor, adeta tetikliyor. Özellikle mağdur ve suça sürüklenen çocuk sayılarındaki artışlar, çocukların suç ve şiddet ortamlarıyla temasının arttığına dair veriler bu gerçekliğin bir parçası.
Çocuk tutuklu sayısının her geçen yıl artmasının altında yatan bu nedenler, aynı zamanda Türkiye'nin imzacı olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin belirlediği kriterlere de uymadığının göstergesi. Ceza infaz sisteminde çocuklara hak temelli ve duyarlı bir biçimde yaklaşılması gerekirken, yasalar ya da sözleşmeleri dikkate almayan politikalar, sadece ihlalleri artıran bir seyir izliyor.

SÖMÜRÜ ÇARKINDA ÇOCUKLAR
Çocuk haklarının en fazla ihlal edildiği ve sömürünün katmerli uygulama alanlarından biri de çocuk işçiliği. Özellikle son yıllarda Mesleki Eğitim Merkezleri'nde (MESEM) olanlar, çocukların hem emek hem de insan olarak nasıl sömürüldüğü, istismar ve şiddete maruz kaldığını ortaya koyuyor. Sadece 2025 yılında MESEM çalışan 16 çocuk, bu sömürü çarkında işçi cinayetinde katledildi.
TÜİK 2023 yılında yayımladığı verilere göre, 15-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 4.4’ü, 600 binden fazla çocuk, çalışma hayatında yer alıyor. Bu çocukların yüzde 28.4’ü sanayi sektöründe, yüzde 30.7’si tarımda ve yüzde 41’i hizmet sektöründe çalıştırılıyor. Aynı yaş grubunda iş gücüne katılma oranı ise yüzde 14.8. 2024 yılı verilerine göre bu oran yüzde 24.9’a yükseldi. Bu durum yaklaşık 400 bin çocuk işçinin daha sisteme dahil edildiğini gösteriyor. 2024 yılı itibarıyla, bu yaş grubundaki 3 milyon 894 çocuktan 970 bini kayıtlı olarak çalıştırılıyor. MESEM'e kayıtlı çocuk işçi sayısı 2020 yılında 143 bin iken, 2024’te 503 binin üzerine çıktı. Kayıtlı çalışan çocuk sayısı 1 milyon 474 bin. Kayıt dışı çalıştırılan çocuklar da dahil edildiğinde, çocuk işçiliğinin kapsamının yaklaşık 3.5 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor.

ŞİDDETLİ YOKSULLUK
Çocuk işçiliğinin bir başka nedeni de yoksulluk. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) verilerine göre, Türkiye'de “şiddetli yoksulluk” içinde yaşayan en az 6.5 milyon çocuk bulunuyor. Her 5 çocuktan 1'i yeterli beslenemezken, her 4 çocuktan 1'i ise okula aç gidiyor. OECD'nin "şiddetli yoksulluk" verisi, çocuk işçiliğinin artmasındaki önemli nedenlerden biri oluyor.
Çocuk hakları ihlallerinden biri de kız çocuklarının çok küçük yaşta evlendirilmesi. Özellikle cemaat ve tarikatlarda yaygın olarak ergenliğe dahi ulaşamamış kız çocuklarının kendinden çok büyük erkeklerle dini nikahla evlendiriliyor. “Dindar nesil” söylemlerinin en yoğun tartışıldığı alanlardan biri olan eğitimde 4+4+4 sistemiyle çocuk yaşta evliliklerin de önünü açan sistem, kız çocukları, erken yaşta evlendirilmesi nedeniyle eğitim, sağlık ve istihdam başta olmak üzere pek çok temel haktan yoksun bırakılıyor. Türkiye’de her 5 kadından 1’i çocuk yaşta evlendiriliyor. Her 3 kadından 1’i çocuk yaşta anne olurken, çocuk yaşta evlenen kadınların yarısı ise fiziksel şiddete maruz kalıyor.
Bir başka deyişle çocuğa yönelik istismar ve tecavüz anlamını da taşıyan bu durum sadece kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmeleriyle sınırlı değil. Ensar Vakfı gibi dini temelli kurumların birçoğunda kurslara giden çocuklar cinsel istismara maruz bırakılmaları, davaların cezasızlıkla sonuçlanması da çocuk hakları ihlallerinin artarak sürmesinin sebepleri arasında yer alıyor.
CEZASIZLIK GÜÇ VERİYOR
"Terörist" denilerek katledilen Uğur Kaymaz'dan 2008 yılında Diyarbakır’daki toplumsal eylemlerde birçok çocuk polis kurşunuyla katledildi. Tüm bunlar cezasızlıkla ödüllendirilince çocuklara yönelik ihlaller, saldırılar, katliamların da sonu gelmiyor. Öldürülen Ermeni Gazeteci Hrant Dink'in eşi Rakel Dink'in “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz” sözleri, çözümün nereden ve nasıl başlayacağı konusunda da ilk adım olarak ele alınabilir.
İMZALANAN SÖZLEŞMELER
Türkiye'deki bu sistematik ihlal mekanizması BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 32. maddesinde belirtilen "çocuğun ekonomik sömürüden ve gelişimini engelleyebilecek işlerde çalıştırılmasından korunma hakkını güvence altına almaktadır" ilkesine aykırı. Aynı zamanda Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 138 No’lu Asgari Yaş Sözleşmesi ile 182 No’lu En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması Sözleşmesi'nin çocuk işçiliğiyle mücadelenin hukuki temelini oluşturan ilke de ihlal ediliyor. Bu sözleşmelerin gereklerinin yerine getirilmemesinin tek bir izahı var: çocukların kendi kaderlerine terk edilmek istenmesi.
SÜRECE RAĞMEN TUTUKLAMA
27 Şubat 2025 tarihinden bu yana Abdullah Öcalan'ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’yla başlayan yeni sürece rağmen bu yıl ki Newroz kutlamaları sonrasında birçok çocuk gözaltına alındı, darp edilip, tutuklandı. Gerekçe ise "örgüt propagandası yapmak." Sosyal ve kültürel bir etkinlik özelliğini de taşıyan Newroz bayramında çocukların bu biçimde muameleye uğraması ise yaşanan çocuk ihlallerine yenilerini ekledi.
KAYIP ÇOCUKLAR
Diyarbakır’da Narin Güran'ın kaybolmasıyla tekrar gündeme gelen kayıp çocuklar meselesi de Türkiye’deki çocuk hakları ihlalleri açısından derinliğini koruyor. Kaybolan çocuklar sorunu, sadece toplumun değil aynı zamanda devletin ve iktidarın gözü önünde yaşanan ve çözüm bekleyen bir başka trajedi. Kayıp çocuklar konusuna dair ciddi bir veri bulunmuyor. Bunun en temel nedeni ise ilgili kurumların başta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın bu konuda neredeyse hiçbir çalışmasının olmaması. En kutsal hak olarak belirtilen yaşam hakkının, çocuklar için bu denli belirsizliklerle sarmalanmış olması yaşanan çocuk kayıpları ya da kaybolduktan sonra ölü olarak bulunmaları gibi trajik sonuçların artmasına neden oluyor.




