ÖZEL HABER-Mehmet TÜRK

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde dar sokakların neden bu şekilde tasarlandığına dikkat çeken DİTAV Diyarbakır Şube Başkanı, gazeteci, araştırmacı ve yazar Şeyhmus Diken, Sur’un sokak dokusunun Roma döneminden günümüze uzanan iklimsel, mimari ve kültürel bir anlayışın ürünü olduğunu söyledi. Diken, “Sokakları genişletelim, araçlar rahat girsin” yaklaşımının kentin binlerce yıllık mimari hafızasına zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Aşırı sıcakların faturası ağırlaşıyor
Aşırı sıcakların faturası ağırlaşıyor
İçeriği Görüntüle

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesi, yalnızca surları, camileri, kiliseleri, hanları, hamamları ve geleneksel evleriyle değil, sokak dokusuyla da binlerce yıllık bir kent hafızasını günümüze taşıyor.
Diyarbakır Kültürünü Tanıtma Vakfı (DİTAV) Diyarbakır Şube Başkanı, gazeteci, araştırmacı ve yazar Şeyhmus Diken, Sur içindeki sokakların neden dar olduğunu ve bu mimari anlayışın hangi ihtiyaçlardan doğduğunu anlattı.

Roma’dan Diyarbakır’a2

ROMA’DAN GÜNÜMÜZE UZANAN KENT PLANI

Diken’e göre Sur içindeki kent dokusunun geçmişi yaklaşık 2 bin yıl öncesine, Roma ve Bizans dönemlerine kadar uzanıyor. Roma İmparatorluğunun güçlü dönemlerinde önemli bir kent olan Diyarbakır, çevresini kuşatan yaklaşık 5,5 kilometrelik surlarıyla aynı zamanda planlı bir kent yapısına sahipti.

Diken, eski Roma kentlerinde görülen anlayışın Sur içinde de izlerinin bulunduğunu belirterek, kentin iki ana arter tarafından adeta haç biçiminde bölündüğünü ifade etti. Bu ana arterlerin çevresinde mahalleler, sokaklar ve yapılar şekillenirken, farklı dönemlerde kentin inanç ve sosyal yaşamındaki değişimler de mimariye yansıdı.

Roma’dan Diyarbakır’a5

KİLİSELER, SİNAGOGLAR, CAMİLER VE MEDRESELER AYNI HAFIZADA

Diken’in anlatımına göre kentin Hristiyanlık ve Musevilik dönemlerinden kalan ibadet mekânlarının yanı sıra, İslamiyet’in bölgede yayılmasıyla birlikte mescitler, camiler ve medreseler de Sur içindeki yerini aldı. Böylece farklı inançların, kültürlerin ve medeniyetlerin izleri aynı surların içerisinde üst üste biriken bir kent hafızasına dönüştü.
Diken, bu nedenle Sur’un yalnızca taş ve yapılardan oluşan bir bölge olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

DAR SOKAKLARIN ARDINDA İKLİM HESABI VAR

Günümüzde zaman zaman “Araç neden giremiyor?”, “Ambulans ve itfaiye nasıl ulaşacak?” ya da “Sokaklar neden genişletilmiyor?” sorularıyla gündeme gelen bu sokakların, aslında dönemin yaşam koşullarına ve iklimine göre planlandığını belirten Diken, geçmişin mimari anlayışının bugünün ulaşım ihtiyaçlarıyla değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Roma’dan Diyarbakır’a3

Diken, Diyarbakır’ın yılın büyük bölümünde güneş alan bir coğrafya olduğuna dikkat çekerek, sokakların güneşin geliş açısına göre tasarlandığını ifade etti.

GÜNEŞTEN KORUNMAK İÇİN SOKAKLAR DARALTILDI

Diken, dar sokakların temel işlevlerinden birinin güneşin doğrudan etkisini azaltmak olduğunu belirterek, bunu günlük yaşam üzerinden şöyle açıklıyor:
Sabah saatlerinde doğudan gelen güneş nedeniyle doğu duvarlarının dibinden yürüyen bir kişinin güneşten daha az etkilenmesi, öğleden sonra ise güneş batıya yöneldiğinde batı duvarlarının dibinden yürüyerek gölgede kalabilmesi, sokakların tasarımındaki iklimsel aklın göstergelerinden biri. Yani dar sokaklar yalnızca estetik ya da savunma amacıyla değil, insanın günlük yaşamını iklim koşullarına göre daha konforlu hale getirmek için de tasarlanmıştı.

EVLERİN ODALARI BİLE GÜNEŞE GÖRE KONUMLMANDIRILDI

Bu mimari anlayış yalnızca sokaklarla sınırlı kalmadı. Geleneksel Sur evlerinde odaların konumlandırılması da güneşin hareketine göre şekillendi.
Güneye bakan odaların kış aylarında güneşi daha fazla alması nedeniyle kışlık olarak kullanılabildiğini anlatan Diken, kuzeye bakan odaların ise yazın daha serin tutulabildiğini belirtiyor.

Roma’dan Diyarbakır’a4

Böylece evlerin planlamasında doğal ısıtma ve serinletme yöntemlerinden yararlanılıyordu.

Bugünün teknolojileriyle yapılan klima ve ısıtma sistemlerinin yerine, yüzyıllar önce güneşin hareketi, gölge, yön ve yapıların konumu kullanılarak doğal bir iklimlendirme sistemi oluşturuluyordu.

“SOKAKLARI GENİŞLETMEK MİRASA MÜDAHALE ANLAMINA GELİR”

Şeyhmus Diken, günümüzde Sur’un dar sokaklarının araç ulaşımı açısından sorun oluşturduğu gerekçesiyle sokakların ve yapıların yıkılarak genişletilmesi düşüncesinin tarihi dokuyu tehdit edebileceğine dikkat çekti.

Diken’e göre geçmişin mimari anlayışını bugünün araç teknolojisi üzerinden değerlendirmek, binlerce yıllık kent hafızasını göz ardı etmek anlamına geliyor.

“Bu sokaklar neden dar, araç neden giremiyor?” sorusundan hareketle yapıların yıkılması yerine, tarihi dokunun kendi karakteri içerisinde korunması gerektiğini vurgulayan Diken, ulaşım ve acil müdahale sorunlarına da bu tarihi dokuya zarar vermeden çözümler üretilmesi gerektiğini savunuyor.

“GEÇMİŞİN MİMARİSİNİ ARAÇLARA GÖRE DEĞİŞTİREMEYİZ”

Diken’in dikkat çektiği temel nokta ise şu:

Sur’un sokakları, evleri ve mahalleleri bugünkü araçların ihtiyaçlarına göre tasarlanmadı. Onları bugün araçların rahat hareket edebilmesi için değiştirmek yerine, mevcut tarihi dokuyla uyumlu çözümler geliştirmek gerekiyor.

Çünkü Sur’un dar sokakları yalnızca bir ulaşım problemi değil; Roma, Bizans ve İslam medeniyetlerinden süzülerek bugüne ulaşan yaklaşık 2 bin yıllık bir mimari anlayışın parçası.

SUR’U DEĞİŞTİRMEK DEĞİL, SUR’U ANLAMAK GEREKİYOR

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesi, farklı dönemlerin, inançların ve medeniyetlerin birbirine eklemlendiği eşsiz bir kent dokusunu barındırıyor.
Surların çevrelediği 5,5 kilometrelik alan içerisinde şekillenen sokaklar, avlulu evler, ibadet mekânları, medreseler ve mahalleler; yalnızca geçmişten kalan yapılar değil, aynı zamanda dönemin insanının iklimi, güneşi, gölgeyi ve yaşamı nasıl tasarladığını gösteren birer belge niteliğinde.

Şeyhmus Diken’in anlatımı da Sur’un dar sokaklarının “plansızlığın” değil, tam tersine binyıllar öncesinden gelen güçlü bir kent planlama ve iklim bilgeliğinin sonucu olduğunu ortaya koyuyor.

Bu nedenle Sur’un geleceğine ilişkin tartışmalarda mesele yalnızca araçların girip çıkabilmesi olmaması gerektiğini savunan Diken, 2 bin yıllık bir kentin ruhunu ve mimari hafızasını koruyarak nasıl yaşatılacağı konusuna çözüm bulunması gerektiğini sözlerine ekledi.

Muhabir: Mehmet TÜRK