Devrim AKÇAKAYA yazdı...

Bir evin önünde durup fotoğraf çekerler. Avlulardan yükselen çay kokusunu, duvarlara sinmiş yüzyılların hikâyesini hayranlıkla dinlerler. Sonra şehri arkalarında bırakıp giderler. Yanlarında birkaç fotoğraf götürürler.

Oysa Sur, fotoğraflara sığmaz. Çünkü Sur'u görmek başka, Sur'da çocuk olmak bambaşkadır. Sur'da çocuk olmayı ben de bilmiyorum. Bilmek için o sokaklarda yalnızca yürümek değil, çocukluğunu orada bırakmış olmak gerekir. Bir çocuk dünyaya korkuyu tanımak için gelmez.

Bir çocuğun ezberlemesi gereken ilk şey, annesinin ninnisi olmalıdır; hayatın sert yüzü değil. İlk öğrendiği ses, arkadaşlarının kahkahası olmalıdır; yüreğini sıkan sesler değil. Çocuk dediğin, dizi kanadığı için ağlar. Oyunda yenildiği için küser. Uçurtması ağaca takıldığı için üzülür. Hiçbir çocuk, çocukluğunu taşımak zorunda kalmamalıdır.

Bazen düşünüyorum...İnsanlar dünyanın öbür ucundaki çocukların acılarına ağlıyor. Ağlasınlar. Merhamet güzeldir. Ama neden yanı başımızdaki çocukların sessizliğini duymuyoruz?

Neden Sur'u konuşurken taşlarını anlatıyoruz da çocuklarını anlatmıyoruz?
Neden bazalt taşların kaç yıllık olduğunu biliyoruz da, o taşların arasında büyüyen çocukların nasıl bir çocukluk yaşadığını hiç sormuyoruz?

Belki de cevabı ağır olduğu için. Çünkü bazı soruların cevabı, insanın vicdanına dokunur. Sur'un sokaklarında bugün gençler yürüyor. Belki onları görseniz yalnızca güldüklerini fark edeceksiniz.

Belki arkadaşlarıyla şakalaştıklarını...

Belki hayaller kurduklarını...

Diyarbakır’da sulama kanalına giren çoban için arama çalışması
Diyarbakır’da sulama kanalına giren çoban için arama çalışması
İçeriği Görüntüle

Ve diyeceksiniz ki, "Ne güzel gülüyorlar."
Oysa insan bazen en güzel gülüşünü, en ağır yükü taşırken öğrenir. Bazı gülümsemeler mutluluktan değil, hayata teslim olmamaktan doğar. Belki de güçlü olmak, hiç yorulmamak değildir. Yorulduğu hâlde yürümeye devam etmektir. Kırıldığı hâlde başkasını kırmamaktır. İçinde fırtınalar koparken bile gülümseyebilmektir.

Sur'un çocukları ve bugün artık genç olmuş o çocuklar... Belki bize en çok bunu öğretiyor.

Direnmeyi.

Ayağa kalkmayı.

Ve her şeye rağmen gülümseyebilmeyi.

Biz şehrin surlarını korumaya çalışıyoruz.

Oysa keşke çocukluklarını da aynı özenle koruyabilseydik. Çünkü bir gün taşlar yeniden örülür. Duvarlar yeniden yükselir. Kapılar yeniden açılır.

Ama çocukluğun kırılan yerleri, hiçbir ustanın elinde eski hâline dönmez.
Belki de bir şehrin gerçek tarihi taşlarda yazılı değildir. Bir çocuğun gözlerinde saklıdır.

Ve Sur'u gerçekten anlamak isteyen biri, önce surlara değil, o gözlere bakmalıdır.

Kaynak: HABER MERKEZİ