ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

Diyarbakır'da 4 tutuklama
Diyarbakır'da 4 tutuklama
İçeriği Görüntüle

Diyarbakır’da 5 Haziran’da Rojava Sitesi’nde çıkan yangında 2’si çocuk 3 kişinin yaşamını yitirmesi ve 24 Ağustos’ta 13 katlı bir plazanın dış cephesinde meydana gelen yangın, kentte yeni yapılan modern binaların yangınlara karşı ne kadar güvenli olduğu tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Yangınlarda tek bir kişinin hatasından ziyade, topyekûn bir sistem sorununun bulunduğuna dikkat çeken TMMOB İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Diyarbakır Eşsekreteri ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Fatoş Nujen Ayhan ile İKK Sekreter Yardımcısı Evin Zozan Üçdağ, hem kurumlara hem de yurttaşlara önemli çağrılarda bulundu.

FATOŞ NUJEN AYHAN: YAPI DENETİMİNDEKİ YETKİLER ZAMAN İÇERİSİNDE DEĞİŞTİ

TMMOB İKK Diyarbakır Sekreteri ve EMO Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Fatoş Nujen Ayhan, günümüzde yapı denetiminin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yetkilendirilen yapı denetim firmaları tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Bir inşaatın sıfırdan başlayıp tamamlanmasına kadar geçen süreçte denetimlerin yapı denetim firmalarının sorumluluğunda yürütüldüğünü ifade eden Ayhan, meslek odalarının ise daha çok proje aşamasında sürece dahil olduğunu söyledi.

Tmmob’dan Önemli Uyarı

“MESLEK ODALARININ YETKİLERİ SINIRLANDIRILDI”

Geçmişte mimar ve mühendislerin hazırladığı projelerin onay işlemlerinin ilgili meslek odaları tarafından gerçekleştirildiği, 2013 yılında 3194 Sayılı İmar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle bu yetkilerin önemli ölçüde sınırlandırıldığını ifade eden Ayhan, bu süreçten sonra birçok meslek odasının projelerin mesleki ve teknik açıdan uygunluğunun denetlenip onaylanmasının zorunlu kılınmadığı ve bu durumun projelerin teknik açıdan niteliğini düşüren bir uygulama haline geldiğini kaydetti.

“YANGIN MERDİVENİNİN BULUNMASI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL”

Diyarbakır’da son dönemde yaşanan yangınlarla birlikte yapı güvenliği ve yangın yönetmeliğinin yeniden tartışılmaya başlandığını belirten Ayhan, özellikle bazı yapılarda yangın merdivenlerinin bulunup bulunmadığı, mevcut yangın merdivenlerinin yönetmeliklere uygun olup olmadığı ve yapıların hangi kurumlar tarafından denetlendiği sorularının gündeme geldiğini ifade etti.

“VATANDAŞLAR YANGIN MERDİVENLERİ KONUSUNDA DUYARLI OLMALI”

Yeni yapılarda mevzuat gereği yangın merdivenlerinin artık zorunlu olduğunu vurgulayan Ayhan, “Ancak asıl mesele, bu merdivenlerin hem yapım aşamasında mevzuata uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hem de sonraki süreçte amacına uygun kullanılıp kullanılmadığıdır” dedi. Vatandaşların da bu konuda duyarlı olması gerektiğinin altını çizen Ayhan, yangın merdivenlerinin her an bir yangın çıkabileceği ve bu merdivenlerin kullanılacağı düşünülerek, kaçışı engelleyecek şekilde kullanılmaması ve her zaman işlevsel durumda tutulması gerektiğini belirtti.

“DENETİM MEKANİZMASI ÖNEM TAŞIYOR”

Ayhan, “Örneğin sitelerde yangın merdivenlerinin kilitli olduğu, kapıların içeriden açılamadığı, merdiven alanlarının depo veya eşya deposu olarak kullanıldığı durumlarla karşılaşıyoruz. Birçoğumuz kendi sitelerimizde de görüyoruz; bebek arabasından soğan ve patates sepetine kadar pek çok eşya yangın merdivenlerine bırakılıyor. Kapıların arkası kapatılıyor, kapı kolları kırılıyor veya kapılar içeriden açılamaz hale getiriliyor” dedi. Yangın merdiveninin projeye konulmasının veya inşaat sırasında yapılmasının tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Ayhan, sistemin daha sonraki süreçte de amacına uygun kullanılmasının ve işlerliğinin sürekli olarak sağlanması gerektiğini söyledi. Ayhan ayrıca, “Burada denetim mekanizmaları büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

“BİNA TAMAMLANDIKTAN SONRA SÜREKLİ DENETİM MEKANİZMASI YOK”

Rojava Sitesi’ndeki yangının ardından birçok yapının denetlenmesi amacıyla çalışma başlatıldığını hatırlatan Ayhan, ancak mevzuatta yapı tamamlandıktan sonraki süreç için sürekli ve etkin bir denetim mekanizmasının bulunmadığını belirtti. Kamu binalarında ve ticarethanelerde yapı tamamlandığında yangın raporu alındığını ifade eden Ayhan, itfaiyenin, yapının yangın mevzuatına uygun olup olmadığını incelediğini ve uygun olması halinde buna ilişkin rapor verildikten sonra kullanıma açıldığını söyledi. Ayhan, “Fakat asıl soru bundan sonra ne olduğu. Çünkü sonrasındaki süreç de en az ilk denetim kadar önemli” dedi.

“ELEKTRİK ODALARINDA KULLANILAN MALZEMELER CİDDİ RİSK OLUŞTURABİLİR”

Rojava Sitesi’nde çıkan yangının elektrik pano odalarından çıktığını hatırlatan Ayhan, elektrik odalarının kapılarının PVC malzemeden olduğunu, kabloların alevi iletmeyen nitelikte olmadığını, hayati önem taşıyan ‘kaçak akım koruma röleleri’nin tesisatta bulunmadığını ve bunların topyekûn yangına davetiye çıkardığını ifade etti. Ayhan, mevzuatta sadece konutlarda kullanılan elektrik tesisat elemanlarının alevi iletmeyen nitelikte olmasına dair bir zorunluluk olmadığını, ancak Elektrik Mühendisleri Odası olarak en azından ana hatların bu nitelikte kullanılması için meslektaşlarına öneride bulunduklarını ve mevzuatın da bu şekilde revize edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Yine elektrik tesisatını güvene alan ‘kaçak akım röleleri’nin birçok yapıda devre dışı bırakıldığı dile getiren Ayhan, özellikle eski yapılarda hiç kullanılmadığını, bunun hem elektrik çarpmaları hem de yangınlarla ilgili tehlike oluşturduğunu söyledi. Ayhan, “Binalarda elektrik tesisatının niteliği ve mevzuatlara uygunluğu hayati önem taşıyor” dedi.

“DIŞ CEPHELER ALEVİ İLETMEYEN ÖZELLİKLERDE OLMALI”

24 Ağustos’ta Diyarbakır’daki bir plazada çıkan yangına da dikkat çeken Ayhan, aynı şekilde tüm yapı elemanlarının, dış cephelerde kullanılan malzemelerin, kabloların, boruların ve elektrik/mekanik tesisat elemanlarının da yangın mevzuatına uygun, alevi iletmeyen özelliklere sahip olması gerektiğini dile getirdi. Meydana gelen yangının bina dışında oluşan bir alevlenme olmasına rağmen dış cepheye teması ve dış cephenin hızla tutuşmasıyla birlikte tüm binaya sirayet ettiğini belirtti. Yaşanan yangının çok daha ağır sonuçlar doğurabileceğini, neyse ki Pazar günü ve geç saate oluşu sebebiyle içeride çok sayıda insan bulunmayışının bu yaşanabilecek ağır bilançoyu engellediğine dikkat çekti.
Mevzuatta 28,5 metre gibi bir yüksek yapı tanımının bulunduğunu ve bu sınırın üzerinde ve altında kullanılacak cephe elemanlarının ayrı ayrı belirlendiğini dile getiren Ayhan, “Ancak her iki yükseklik sınıfında da kullanılması gereken cephe elemanları, yangını iletmeyen veya yangına dayanıklı malzemelerden oluşmalıdır. Bu yangında görüldü ki yalnızca kaplama malzemesinin değil, bir bütün olarak cephe elemanlarının mevzuata uygun nitelikte olması hayati önem taşımaktadır” dedi.

“SERTİFİKANIN BULUNMASI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL”

Projelerin meslek odalarına geldiği aşamada kentimizdeki mühendis ve mimarların son yıllarda yangın güvenliği konusunda titiz davrandığını belirten Ayhan, projelerin mevzuata uygun şekilde hazırlandığını ve gerekli onayların alındığını söyledi. Ancak sonraki aşamalarda, özellikle yapı denetim sürecinde, gerçekten kullanılan malzemelerin yangın yönetmeliğine uygun olup olmadığının ne ölçüde test edildiğinin sorgulanması gerektiğini ifade eden Ayhan, şöyle konuştu:
“Projeler bize geldiğinde özellikle mühendis ve mimar arkadaşlarımız bu konuda titiz davranıyor. Projelerini mevzuata uygun şekilde hazırlıyorlar ve gerekli onaylar alınıyor. Fakat sonraki aşamalarda, örneğin yapı denetim sürecinde, gerçekten kullanılan malzemelerin yangın yönetmeliğine uygun olup olmadığı ne ölçüde test ediliyor?”

Müteahhitlerin malzemelerle ilgili çeşitli standart ve uygunluk belgeleri sunduğunu belirten Ayhan, burada önemli olanın yalnızca bir sertifikanın bulunması olmadığını vurguladı. Ayhan, malzemenin gerçekten ilgili standartlara uygun olup olmadığının ve sunulan belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığının da denetlenmesi gerektiğini belirterek, “Çoğu zaman ise bu testler yapılmıyor. Sertifika varsa, ‘Uygundur’ denilerek malzeme kabul ediliyor ve yaşanan yangındaki sonuçlara neden oluyor” dedi. Yapı denetim süreçlerinin hem yetkili firmalar hem de ilgili kurum tarafından daha etkin ve titizlikle yapılması gerektiğini vurgulayan Ayhan, bunun için de zincir denetim mekanizmalarının işletilmesinin zorunlu olduğunu söyledi.

“BİNA TAMAMLANDIKTAN SONRA DENETLEMEK İÇİN ETKİLİ BİR MEKANİZMA YOK”

Bina tamamlandıktan sonra da herhangi bir kurum veya kuruluşun yapıyı yeniden ve düzenli olarak incelemesine yönelik etkin bir mekanizma bulunmadığını dile getiren Ayhan, yangın güvenliğinin yalnızca binanın ilk yapım aşamasıyla sınırlı tutulmaması gerektiğini söyledi. Ayhan, “Dolayısıyla mesele yalnızca yangın merdiveninin binada bulunması değil. Yangın güvenliğinin inşa aşamasından başlayarak binanın kullanım süresi boyunca korunması, kullanılan malzemelerin mevzuata uygunluğunun sıkı bir şekilde denetlenmesi ve yangın merdivenleri başta olmak üzere bütün yangın güvenliği unsurlarının sürekli olarak işler durumda tutulması gerekiyor” diyerek, sabit yapı unsurlarının da düzenli şekilde denetlenmesi gerektiğine dikkat çekti.

“DIŞ CEPHE ALEVİ İLETMEYEN MALZEMEDEN OLSAYDI YANGIN BİNAYA SİRAYET ETMEYECEKTİ”

Son plaza yangının ardından binada yerinde ve kapsamlı bir inceleme gerçekleştirdiklerini belirten Ayhan, dış cephenin tamamen yandığını gördüklerini söyledi. Yangının dış cephenin yanmasıyla birlikte büyüyerek çatıya ulaştığını ve çatı üzerinden bütün bloğu sardığını ifade eden Ayhan, yangının çıkış noktasının da daha sonra basına yansıdığını belirtti. Ayhan, “İzlediyseniz görmüşsünüzdür; yangının başlangıç noktası aslında binanın dışıydı. Kıvılcım ya da alev dış cepheyle temas etmiş. Eğer dış cephe yanmaz bir malzemeden yapılmış olsaydı, yangının binaya sirayet etmesi mümkün olmayacaktı” diye konuştu.

“GERÇEK MALZEME KONTROL EDİLMELİ, GEREKTİĞİNDE LABORATUAR TESTİ YAPILMALI”

Yapı denetim firmalarının işleyişinde de ciddi sorunlar bulunduğunu düşündüğünü belirten Ayhan, yapı denetim firmalarının gerçek malzemeyi kontrol etme, gerektiğinde test ettirme ve laboratuvar incelemesi yaptırma konusundaki şartlarının ve yetkilerinin sorgulanması gerektiğini söyledi. Yapı denetim firmalarının aldığı pay ile kendilerine verilen görev ve sorumluluklar kıyaslandığında da eksikliklerin ortaya çıkabildiğini ifade eden Ayhan, firmaların yalnızca sertifikaya bakarak sorumluluklarını yerine getirdiğini düşündüğünü belirtti.
Ayhan, “Firma, ‘Benim sorumluluğum ve aldığım pay bu kadar. Ben bununla ilgilenemem; ben sadece sertifikaya bakarım’ diyebiliyor. ‘Malzemenin sertifikası

uygunsa benim açımdan tamamdır’ anlayışıyla hareket ediliyor” ifadelerini kullandı. Oysa kullanılan gerçek malzemenin yeniden kontrol edilmesi, gerektiğinde numune alınması, laboratuvarda test ettirilmesi ve buna göre uygunluk değerlendirmesi yapılması gerektiğini vurgulayan Ayhan, mevcut sistemde yapı denetim firmasının ilgili kurumlarca düzenlenen raporu esas aldığını söyledi. Ayhan, “Orada malzeme uygun kabul ediyor. Bu süreç böyle bir silsile halinde devam ediyor” dedi. Müteahhitler açısından da benzer bir durum bulunduğunu ifade eden Ayhan, “Sertifikası varsa uygundur, ben de bunu uygun kabul ederim” anlayışının hâkim olduğunu belirtti.

“BELGELERDEKİ EKSİKLİKLER ÜZERİNDEN GÜNAH KEÇİSİ ARANIYOR”

Mevcut sistemde kişilerin görevlerini kağıt üzerinde ve resmi olarak yerine getirdiğini ancak fiilen aynı sorumluluğun yerine getirilip getirilmediğinin tartışmalı hale geldiğini belirten Ayhan, sistemin işleyişinde ciddi bir aksaklık ve eksiklik bulunduğunu söyledi. Böyle durumlarda çoğu zaman gerçek anlamda suçlu veya müsebbibin ortaya çıkmadığını ifade eden Ayhan, süreçlerin uygulamanın tamamı üzerinden değil, çoğunlukla beyanlar ve belgeler üzerinden değerlendirildiğini belirtti. Ayhan, “Belgelerde kim bir eksiklik yapmışsa, çoğu zaman o kişi adeta günah keçisi haline geliyor” dedi. Asıl sorunun tek bir kişinin hatasından çok daha büyük olduğuna dikkat çeken Ayhan, “Aslında ortada tek bir kişinin hatasından çok daha büyük, topyekûn bir sistem sorunu var. Bir ihmal, bir aymazlık ve sorumluluğun zincir içerisinde birbirine aktarılması söz konusu” diye konuştu.

“VATANDAŞLARIN FARKINDALIĞI ARTIRILMALI”

İKK Sekreter Yardımcısı Evin Zozan Üçdağ ise yangın güvenliği konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Hem DMS’nin hem TMMOB’un hem de yerel yönetimlerin, toplumun dinamiklerini dikkate alarak vatandaşların farkındalığını artırmaya yönelik çalışmalar yürütmesi gerektiğini belirten Üçdağ, kendilerinin de bu konuda hazırlıklarını ve çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Üçdağ, “Kamu spotları olabilir, DMS’nin yaptığı gibi birebir eğitimler olabilir. Vatandaşın bilinçlendirilmesi bu noktada çok önemli” dedi.

Tmmob’dan Önemli Uyarı1

“VATANDAŞ ALDIĞI EVİN MEVZUATA UYGUN OLUP OLMADIĞINDAN EMİN OLMALI”

Vatandaşların öncelikle satın aldıkları ev, iş yeri veya herhangi bir yapının mevzuata uygun olup olmadığından emin olması gerektiğini ifade eden Üçdağ, bunun en önemli konulardan biri olduğunu söyledi. Yapısal güvenlikten yangın güvenliğine, elektrik sistemlerinden diğer teknik gerekliliklere kadar birçok unsur bulunduğunu belirten Üçdağ, “Ben bunu nasıl kontrol edeceğim?” sorusunun gündeme gelebileceğini ifade etti. Üçdağ, “Aslında bütün mekanizmalar doğru şekilde işlese vatandaşın böyle bir sorumluluk üstlenmesine gerek kalmaz. Ancak bugün burada bir sorun olduğu da açık” diye konuştu.

“BAŞKALARININ BAŞINA GELENİN BİZİM BAŞIMIZA GELMEYECEĞİNİ DÜŞÜNMEMELİYİZ”

Vatandaşların güvenlik konusunda “Bugün başkasının başına gelen benim başıma gelmez” düşüncesinden uzaklaşması gerektiğini belirten Üçdağ, deprem ve diğer doğal afetlerin yanı sıra yangın konusunda da yaşanılan alanların güvenli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Asansörden yangın sistemine, elektrik tesisatından yangın merdivenlerine kadar birçok konuda vatandaşların daha dikkatli olması gerektiğini ifade eden Üçdağ, yaşanan yangınların ardından birçok eksikliğin ortaya çıktığını kaydetti.

“VATANDAŞLAR DUYARLI OLMALI”

Kapıların ve pencerelerin uygun olmaması, yangın merdivenlerinin çeşitli eşyalarla kapatılması gibi durumlarla karşılaşıldığını belirten Üçdağ, vatandaşların bu konularda daha duyarlı davranması gerektiğini söyledi. Bazen çok basit bir davranışın bile büyük bir tehlikeyi önleyebileceğine dikkat çeken Üçdağ, “Örneğin bir vatandaş pencereden dışarıya köz atabiliyor. Oysa o közü lavaboya veya klozete atıp üzerine su dökerek ya da sifonu çekerek söndürse böyle bir risk ortaya çıkmayacak. Burada bireysel farkındalık gerçekten çok önemli” dedi.

“İŞYERLERİNDE KULLANIM ALANINA UYGUN YANGIN SİSTEMLERİ KURULMALI”

Yangın güvenliğinin kullanılacak alanın niteliğine göre değerlendirilmesi gerektiğini belirten Üçdağ, özellikle ofis ve işyerlerinde uygun yangın söndürme ve algılama sistemlerinin bulunması gerektiğini söyledi. Elektrikli ve elektronik cihazların yoğun olduğu alanlarda yalnızca konvansiyonel duman algılama sistemlerinin yeterli olmayabileceğine dikkat çeken Üçdağ, dumanın yanı sıra ısıyı ve farklı parametreleri de algılayabilen sistemlerin kullanılmasının gerekebileceğini ifade etti.
Üçdağ, “Örneğin bir vatandaş bir dükkan açtı ve içerisine çok sayıda cihaz, motor, hırdavat veya benzeri malzeme yerleştirdi. Bu durumda, kullanım alanının özelliklerine uygun yangın algılama ve söndürme sisteminin kurulmasını, işi yapan firmadan mutlaka talep etmesi gerekiyor. Bunlar son derece önemli ayrıntılar” diye konuştu.

“TEMELİNDE EĞİTİM VAR”

Yangın güvenliği konusunda yapılması gerekenlerin temelinde eğitimin bulunduğunu belirten Üçdağ, çocukların küçük yaşlardan itibaren ateş, yangın, elektrik ve benzeri tehlikeler konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Çocuklarımızı yetiştirirken bilinçli bireyler ve bilinçli bir toplum yetiştirmemiz gerekiyor” diyen Üçdağ, çocuklara tehlikeli durumlarda doğru davranışların öğretilmesi gerektiğini vurguladı. Elektrik kaynaklı kazalarda çocukların hayatını kaybettiğine dikkat çeken Üçdağ, kentlerde elektrik altyapısının güvenliği konusunda da çeşitli sorunlarla karşılaşılabildiğini belirtti. Üçdağ, “Bazen ayağınızı bastığınız bir rögar kapağından bile elektrik akımına kapılma riski söz konusu olabiliyor” dedi. Bu nedenle yalnızca kurumların değil, anne babaların da sorumluluğu bulunduğunu belirten Üçdağ, çocukların güvenlik konusunda bilinçli; tehlikeli bir durumla karşılaştığında ne yapacağını, kimden yardım isteyeceğini ve gerektiğinde ilgili kurumlara nasıl haber vereceğini bilen bireyler olarak yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. Üçdağ, “Çünkü güvenlik, yalnızca kurumların sağlayacağı bir hizmet değil; toplumun tamamının farkındalığı ve doğru davranışlarıyla güçlenen bir anlayış olmalı” ifadelerini kullandı.

“DİRENÇLİ KENTLER YARATMALIYIZ”

Üçdağ, toplumsal olarak daha duyarlı, bilinçli ve farkında bireylerin yetiştirilmesi gerektiğini belirterek, mevcut mekanizmalardaki eksikliklere rağmen toplumun afetlere karşı kendisini hazırlaması gerektiğini söyledi. Yaşanabilecek afetlerin yalnızca yangın ve depremle sınırlı olmadığını vurgulayan Üçdağ, iklim değişikliğine bağlı olarak sel ve kasırga gibi afetlerin de gündeme gelebileceğini ifade etti. Üçdağ, “İlla başımıza bir şey geldikten sonra önlem alalım diye bir şey söz konusu olmamalı” dedi. TMMOB İl Koordinasyon Kurulu olarak yeni dönemde bir Afet Komisyonu oluşturduklarını belirten Üçdağ, “Bu komisyonumuz mevcut afetlerde gerekli teknik çalışmalarda bulunmanın yanı sıra, kentin afet ile ilgili dinamikleriyle işbirlikleri yaparak afetlerin önlenmesi ve afetlere dirençli bir kent haline getirilmesi üzerine de çalışmalar yürütülecek” diye kaydetti.

“TOPYEKÛN BİR SEFERBERLİK RUHUYLA HAREKET EDİLMELİ”

Kentlerin ve toplumun bütün afetlere karşı hazırlıklı hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Üçdağ, bunun yalnızca yaşanan felaketlerin ardından yapılmaması gerektiğini söyledi. Üçdağ, “Topyekûn bir seferberlik ruhuyla kentimizi ve toplumumuzu afetlere hazır hale getirmemiz gerekiyor. Dediğim gibi, bunu sadece başımıza gelen olaylardan sonra yapmamalıyız. Zaten bizim görevimiz, bizim sorumluluğumuz geleceği görmek, geleceği öngörmek ve buna göre hesaplamalar ve planlamalar yapmak” ifadelerini kullandı.

“BÜTÜN KURUMLAR İŞ BİRLİĞİ İÇERİSİNDE HAREKET ETMELİ”

Üçdağ, sivil toplum kuruluşlarından yerel yönetimlere, merkezi hükümetin ilgili birimlerinden diğer tüm kurumlara kadar herkesin ayrı ayrı değil, iş birliği içerisinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bu sürecin basından başlayarak toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğunda olduğunu belirten Üçdağ, “Milli Eğitim’deki öğretmenden, Çevre ve Şehircilik alanında bürokratlara, yerel yönetimlerin çalışanlarına kadar herkesin yapabileceği ve yapması gerekenleri sorumluluk bilinciyle planlayıp, o doğrultuda bu zincir mekanizmayı kesinlikle işletmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Muhabir: Güneş OCAĞA - Mehmet Rumet SOYLU