Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) İzmir Şubeleri, "Yerel yönetimlerin geleceği: Demokratik yerleşme, eşitlik ve barış" konulu panelini Kültürpark'ta bulunan Gençlik Tiyatrosu'nda gerçekleştirdi. Panel, katledilen TÜM BEL-SEN kurucularından İkram Mihyaz ve emek demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için saygı duruşu ile başladı. Moderatörlüğünü KESK Kurucu Genel Sekreteri Faysal Özçift’in yaptığı panele konuşmacı olarak İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, Ekonomi Politikçi Mustafa Durmuş ve Barış Akademisyeni Prof. Dr. Nejla Kurul katıldı.
Panelin moderatörlüğünü yapan Faysal Özçift, 1990'lı yıllarda Kürt halkının hakları için mücadelesini yükselttiğine değinerek aynı süreçte öğrencilerin akademik hakları için kadınların da cinsiyet eşitliği için görkemli bir şekilde ayağa kalktığını hatırlattı. Özçift, “Kamu emekçileri 90'lı yıllarda tarih yapıcı ve yazıcı bir rol oynadı. Bu mücadele gökten inmedi. Yüz yıllık bir mücadelenin birikimiydi. Kamu emekçileri gündem yaratan ve süreci belirleyen temel motor güç rolünü oynuyordu. Barış mücadelesini ve demokrasi mücadelesini kendi mücadelelerinden hiçbir zaman ayırmadılar. Egemenler KESK'i kuşatmaya aldılar. Kamu idarecileri eliyle yukarıdan aşağıya doğru devlet güdümlü sendikalar kurup ırkçılık ipine sarıldılar. Egemenler sadece karşı sendikal faaliyetlerde bulunmadı. Aynı zamanda Kürt halkının mücadelesini bastırmak için uyguladığı faili meçhul cinayetleri kamu emekçilerine de uyguladı ve onlarca kamu emekçisi katledildi" dedi.
'103 YILLA GERÇEKTEN YÜZLEŞİLECEK Mİ?'
İHD Onursal Başkanı Akın Birdal da şunları söyledi: “Geçtiğimiz günlerde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Faili Meçhul Suçlarla Mücadele Biriminin kurulduğu açıklandı. Açıklamada 20-25 yıl öncesine işlenmiş 28 cinayetin aydınlatıldığı bildirildi. Adalet Bakanı aynı zamanda 680 faili meçhul cinayet dosyasının ele alındığını ve bunların arasında Uğur Mumcu, Çetin Emeç ve Bahriye Üçok dosyalarının da bulunduğu söylendi. Peki, İkram Mihyaz bu dosyada var mı? Ape Musa var mı? Vedat Aydın bu dosyada var mı? Tahir Elçi var mı? Ve toplu katliamlar dosyası var mı? Bu dosyalarda kimler var? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinin 103 yılı sabıkalı bir tarih. İttihat Terakkinin o tekçi, ırkçı, ayrımcı, militarist ideolojisinin dışında kalan herkes düşman ilan edilmiş ve kişisel ya da toplu katliamlara uğramış. Gerçekten yüzleşilecek mi bu 103 yılla? Bu cumhuriyetin demokratikleşmesi, demokratik niteliğe kavuşacak mı? Eşitlik ve özgürlük temelinde yeni bir demokratik cumhuriyet inşa edilecek mi? Bunlara dair bir şey yok. Faili meçhul cinayetlerin pek çoğu zaman aşımı denerek kapatılıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsünde 3 suçta zaman aşımı söz konusu değil: İnsanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçları, soykırım suçları. Bu suçları işleyenler ve ortak olanlar demokratik, bağımsız mahkemelerde elbette bir gün yargılanacaklar ve mahkûm edilecekler."
‘DEMOKRATİK YERELLEŞME’
Dünya’da ve Türkiye’de ciddi bir otoriterleşme ve açık diktatörlüklere doğru bir gidiş süreci yaşandığını belirten Prof. Dr. Mustafa Durmuş, “Bunun en önemli özelliklerinden bir tanesi de merkezileşme. Merkezi yapılar alabildiğine güçlendirilirken yereller tamamen güçsüz hâlde bırakılıyor. Bu Türkiye'de de böyle. Özellikle belediyelere yapılan operasyonlar, daha önceki kayyımlar. Yani yerelleşmeyi bir zamanlar ‘Ülke bölünür, emperyalizme teslim olunur’ diye tanımlayanlar sanırım bundan sonra yerelleşmeyi tekrar gözden geçirecekler, geçirmek zorunda kalacaklar ve burada tartışacaklar. Bizim yerelleşmeden kastımız bütünüyle kararların serbest piyasa mekanizmasına, uluslararası çok uluslu şirketlere bırakıldığı bir yerelleşme değil. Neoliberal bir yerelleşmeden söz etmiyoruz. Bizim söylediğimiz demokratik bir yerelleşme ve bu demokratik yerelleşmenin de çok sayıda katmanı var. Yani belediyeler ayaklarından bir tanesi; halk meclisleri ayaklarından bir tanesi; kooperatifler, demokratik kooperatifler. Aynı zamanda son günlerde, özellikle Kürt illerinde ‘komün tartışmaları’ yürütülüyor. HDP'nin bir paradigması var ve son dönemlerde de bu çok dillendiriliyor: ‘Demokratik Cumhuriyet’in kurulması, inşa edilmesi hedeftir’ biçiminde bir paradigma söz konusu. Demokratik bir cumhuriyeti inşa ederken daha önceki, kurulum öncesindeki ekonomik ilişkileri olduğu gibi bırakırsanız, ekonomik güce dokunmazsanız, sosyal sınıfların, özellikle burjuvazinin gücüne müdahale etmezseniz bu demokratik cumhuriyetin kazanımlarının geriye dönmesi oldukça mümkün” şeklinde konuştu.
‘DEMOKRATİK KENT DEMOKRATİK EVLE BAŞLAR’
Ardından evdeki görünmeyen emekten kent yönetimine ve kamusal alana uzanan erkek egemen hiyerarşiyi kırmak; eşitlikçi, demokratik ve kadın odaklı bir yaşamı komünler ile yerel mekanizmalarda inşa etmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Nejla Kurul, “Türkiye'de ataerkil düzenin değişmesi, eşitlikçi bir zemine evrilmesi lazım; bunu spesifik anlamda erkeği ve erkekliği nasıl dönüştüreceğiz meselesi üzerinden ele almalıyız. Bu düzenin kendisi doğrudan sadece kadınları etkilemiyor, erkekliği de bir yere hapsederek her iki kesim için birbirini bir denetim alanı olarak çalıştırıyor. Evin içinden çıkan o kötülüğün kamusal alana doğru yayılıyor olması ve her gün kadınların katledilmesi ataerkil düzenin yarattığı vahim sonuçları ortaya koyuyor. Aslında biz hiyerarşiyi üretmeye önce evin içinde başlıyoruz ve kadın evin içinde sustuğunda kamusal alanda da sendikasında da susmaya başlıyor. Kadınların beden kaygılarıyla boğulup dünyanın gidişatı hakkında daha az düşünmesi sağlatılırken, bizlerin bu ataerkil düzen karşısında daha eşitlikçi bir düzlemi evimizde ve özel alanımızda üretmeye ihtiyacımız var. Mahallelerimize yabancılaştık, kente aitlik duygumuz ortadan kalktı; burnumuzun dibinde madenler işletilirken, gökdelenler yükselirken iradelerimiz kayyımlar nedeniyle yok ediliyor. Foucault'nun belirttiği gibi iktidar ilişkileri her yerdedir; sendikamızda da evimizin içerisinde de vardır. Bütün ekonomi hesaplamaları içerisinde kadınların evin içindeki görünmeyen bakım emeği yok sayılıyor; oysa kamusal alanda eşit yurttaşlık iddiasındaysak bu görünmeyen emeği görünür kılmak zorundayız. Demokrasi küçük yaşlardan itibaren öğrenilen bir şeydir ve 'Demokratik kent, demokratik evle başlar' şiarıyla hareket etmeliyiz. Evin içindeki demokratikleşmenin dalga dalga diğer alanlara yansıyacağını biliyoruz. Belediyelerin mahalle kreşleri, yaşlı gündüz bakım merkezleri, kamusal çamaşırhaneler, ortak mutfaklar ve güvenli kamusal alanlar sunması bu kadın odaklı ve eşitlikçi dönüşümün temel anahtarlarıdır” diye konuştu.
Panel soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.



