Mehmet Rumet SOYLU - YAZDI
16 Mart, Kürt halkının hafızasında sadece bir tarih değil; aynı zamanda insanlığın vicdanına kazınmış büyük bir acının adıdır. 16 Mart 1988’de Irak’ın Kürdistan bölgesindeki Halepçe kentinde yaşananlar, modern tarihin en korkunç kimyasal saldırılarından biri olarak kayıtlara geçti.
O gün, Saddam Hüseyin rejimine bağlı güçler, İran-Irak Savaşı’nın gölgesinde kalan bir kente ölüm yağdırdı. Uçaklardan bırakılan kimyasal gazlar birkaç dakika içinde sokakları, evleri, bahçeleri ve insanları sessizliğe boğdu.
Hardal gazı ve sinir gazlarının etkisiyle yaklaşık 5 bin insan hayatını kaybetti, binlercesi ise ağır yaralandı. Ölenlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlıydı. Kaçacak yer yoktu, saklanacak bir zaman da…

Halepçe’de hayat bir anda dondu. Sokaklarda çocuklarını kucaklamış anneler, kapı eşiğinde yere yığılmış babalar, sığınacak yer ararken nefesi kesilen yaşlılar…
Dünya kamuoyu bu görüntülerle sarsıldı ama ne yazık ki bu sarsıntı, gerçek bir hesaplaşmaya dönüşmekte uzun yıllar gecikti. Bu katliam, Enfal Operasyonu adı verilen ve Kürtlere karşı yürütülen geniş çaplı askeri operasyonların en kanlı halkalarından biriydi. On binlerce insanın kaybolduğu, köylerin yerle bir edildiği bu süreç, sadece bir savaş stratejisi değil; aynı zamanda bir halkın varlığına yönelik sistematik bir yok etme politikasının parçasıydı.
Halepçe’nin acısı yalnızca geçmişte kalmış bir trajedi değildir. Bugün hâlâ o günün tanıkları hastalıklarla, sakatlıklarla ve kayıpların bıraktığı derin yaralarla yaşamaya devam ediyor. Kimyasal gazların etkisi sadece o günkü ölümlerle sınırlı kalmadı; sonraki nesillerde bile sağlık sorunları olarak kendini gösterdi.

Bu yüzden Halepçe’yi anmak, sadece geçmişi hatırlamak değildir. Halepçe’yi anmak, insanlığın kimyasal silahlara karşı verdiği sözleri hatırlatmaktır. Çünkü tarih bize şunu gösterdi: Unutulan acılar tekrar yaşanma riskini taşır.
Halepçe katliamı, II. Dünya Savaşı’ndan sonra sivillere karşı gerçekleştirilen en büyük kimyasal saldırılardan biri olarak kabul ediliyor. Dünya kamuoyu saldırının görüntüleri ortaya çıktığında büyük bir şok yaşadı. Ancak uluslararası toplumun tepkisi, yeterli düzeyde olmadı.

Dünya bugün savaşlardan, kimyasal silahlardan ve sivillerin hedef alındığı saldırılardan söz ederken, Halepçe hâlâ bir uyarı olarak önümüzde duruyor. İnsanlık eğer gerçekten ders almak istiyorsa, Halepçe’yi sadece bir anma günü olarak değil, bir vicdan sınavı olarak görmelidir.
Aradan geçen onca yıla rağmen, Halepçe’nin sokaklarında yükselen sessizlik hâlâ konuşuyor. Ve o sessizlik bize şunu fısıldıyor:
Bir halkın acısı unutulduğunda, insanlık biraz daha eksilir.





