ÖZEL HABER - Vecdi ERBAY

Diyarbakır’da virajı alamadı, araziye uçtu
Diyarbakır’da virajı alamadı, araziye uçtu
İçeriği Görüntüle

Evin bahçesi oldukça kalabalık. Dostları, akrabaları, meslektaşları, gazeteciler... Selçuk Mızraklı, 7 yılın hasretiyle, her gelene kocaman sarılıyor. Her biriyle ayrı sohbet ediyor. Hafızası çok güçlü, hatıralar taptaze... Bunu hatırlatınca "İnsan yaşlanınca geçmişi daha çok hatırlıyor" diyor.

Cezaevi çıkışı sırasında eşi Zeynep hanımla elele yürüyüşleri yansımıştı kameralara. Görüntü sıcacıktı, etkileyiciydi. Zeynep hanım kaç gündür misafir ağırlıyor, yüzünden gülümsemeyi eksik etmeden. Kim bilir daha kaç gün sürecek misafir ağırlama mesaisi. Mızraklı'nın eski asistanlarından Prof. Dr. Ramazan Demir, "Hastaları da gelse geçmiş olsun ziyareti bitmez" diyor gülerek. Mızraklı'nın belediye başkanı adaylığı sırasında, "Hocaya hastaları oy verse yeter" deniliyordu. Bir de Türkiye'de benzeri olmayan Sarmaşık Derneği başkanlığı vardı Mızraklı'nın. Şehrin binlerce yoksuluna da derman olmuştu.
Zeynep hanıma, "Çok yorulduğunuzu tahmin ediyorum" diyorum. "Olsun" diyor Zeynep hanım gülümseyerek. Gülümsemesinde, misafiri iyi ağırlamak Kürdün şanındandır, ifadesi var.
Yeni gelen misafirler, hal hatır sorduktan hemen sonra "Selahattin başkan nasıl?" diye soruyorlar. Öyle ya, Selahattin Demirtaş hukuksuz bir şekilde hapiste yatıyor 10 yıldır. Demirtaş'ın yazıları, açıklamaları medyada paylaşılıyor. Avukatları Demirtaş'ın sağlığı, koşulları ve hukuki durumuyla ilgili bilgilendirme yapıyor. Ama Mızraklı onun yanından geliyordu ve insanlar onunla ilgili güzel haberleri ilk elden almak istiyorlardı. Mızraklı'ya sarılmak biraz da Demirtaş'a sarılmak oluyordu.

Dışarı çıktığından bu yana çok enerjik bir profil sergiliyor Mızraklı. Onu tanımayanlar hatta tanıyanlar da şaşırıyor bu enerjiye. İnsan hapishaneden bu denli enerjik çıkabilir mi?

Benim tanıdığım Selçuk Mızraklı tam da böyle çıkar. Sivil toplum örgütlerindeki çalışmaları, hastanedeki disiplini, sadece 4 ay süren belediye başkanlığı süreci, bunu gösterir niteliktedir.

"Amed enerji veriyor" diyor ve 36 yıldır, doktor, sivil toplumcu ve siyasetçi olarak hizmet verdiği şehirle arasındaki güçlü bağı anlatıyor. Belediye başkanlığı döneminde kullandığı Kürtçe slogan şöyleydi: Amed bajarê bir û evin e ye (Amed hafızanın ve sevdanın şehridir).

Aslen Urfa Siverekli olan Mızraklı, belediye başkanlığı yaptığı şehirle ilgili, özetle şunları söyledi: "36 yıl önce Ankara'dan geldim Amed'e. Bu 36 senede şehir bizi büyüttü. Şehir bize bir aura yarattı, bir atmosfer oluşturdu. Bu şehrin enerjisi var. Yani Amed'i tarif ederken, enerjisi olan bir şehir, diye tarif etmek lazım. Ve o enerji şehre gelen herkese sirayet eder."

Hoş Geldiniz Doktor4

MAHPUSHANE DENEYİMİ

Mahpushane, Mızraklı'nın şehirden aldığı enerjiyi tüketememiş. Gördüğümüz bu. Öte yandan Mızraklı, mahpus olma halini ya da izolasyona karşı çıkmanın yöntemini, "kendini korumak" ve "kendini çoğaltarak zenginleşmek" olarak tarif ediyor.
Kayseri Bünyan, ardından Edirne cezaevinde kaldı Mızraklı. Bünyan cezaevindeki günler için "Arkadaşlarda oldukça verimli, üretken, birbirini kucaklayan, sahiplenen müthiş bir dayanışma ahlakı, yaşayışı vardı. Orada onu gördüm, yaşadım" diyor.

Edirne Cezaevi farklı. Bu farkı ise şöyle anlatıyor: "Edirne'ye geçtiğimiz zaman Demirtaş gibi hakikaten herkesin övgüsünü hak eden bir insanla karşılaştım. Erdemleriyle, duruşuyla, düşünüşüyle, yaşayışıyla. Yanı başındakiyle yaşayan, dışarıdaki milyonlarla beraber, onların duygu ve düşünüşlerini algılayan ve onlar için ne yapabilirim kaygısını taşıyan bir insan. Çözüm esaslı düşünen bir kişilik. Birlikteydik ve 'birbirimizi polenlemek zorundayız' diyordum. Bu bir metafor. Yani öyle bir polenleşme olmalı ki ortaya iyi, organik bir bal çıksın. O balı tadan herkesin damağında bir lezzet kalsın istiyordum. Birlikte kaldığımız süre içinde bunu başarmaya çalıştık."

TÜRKİYE BİR KRİZLER SARMALINA GİRDİ

Mahpusluğu henüz bitmiş Mızraklı, içeriden ve dışarıdan Türkiye'ye baktığında ne görüyor acaba? Esasında Kürt halkından, demokrasi güçlerinden, insan hakları savunucularından farklı bir şey düşünmediğini öngörmek zor değil. Ancak bir de ondan dinlemekte fayda var:
"Türkiye 2015'ten sonra, o dönemin 'çözüm sürecinin' akamete uğramasından sonra yıpratıcı bir krizler sarmalına girdi. Toplumda geleceğe dair ciddi bir güven kaybı oluştu. Gençlerde ülkenin geleceğinde kendisini bulabilme açısından ciddi şüpheler var. Ciddi anlamda kayıpların olduğu yılları yaşandı."

Mızraklı memleketteki pek çok soruna değinerek, "O kadar çok sorun bir arada yaşanıyor ki bu meselenin üzerine odaklanılamıyor" diyor ve ekliyor:
"Şimdi bir yanda açlığı, yokluğu yaşayan, işinden atılma, iş bulamama, ürün yetiştirememe, ürünü pazarlayamama korkusu; kadın cinayetlerinden sokaklarda çetelerin kol gezmesine, uyuşturucu kullanımının artmasına kadar kahredici birçok mesele var. Bunların temelini ise hukuksuzluk oluşturuyor. Bir toplumdan hukuku, hukuk kurumlarını çıkardığınız zaman, kutuplaştırmayı derinleştirdiğiniz zaman, toplum birlikte birtakım şeyleri çözebilme, müzakere edebilme ehliyetini kaybeder. Siyaset kurumu da o ehliyet kaybını yaşıyor. Bir araya gelmekte, çözüm üretmekte zayıf kalıyor. O zaman da giderek otokratikleşen, merkezileşen bir oligarşiye dönüşüyor. Yani çok iyi şeyler gördüğümü söyleyemem. Ne ülkenin genel manzarasında ne de Amed'de. Amed'de bir kısım binalar değişmiş ama insanların yüzünde geleceği umutla bakan ifadeler görmedim."

Hoş Geldiniz Doktor3

İNSAN HAKKI İHSAN EDİLEMEZ

Muzraklı'ya göre memleketin odaklanamadığı konu, Kürt meselesinin çözümüne yönelik atılan adımlar. Mızraklı, "Son yıllardaki en olumlu gelişme, 1 Ekim 2024'te başlayan, 27 Şubat 2025'te sayın Öcalan'ın manifestosuyla devam eden süreç oldu. Manifesto, ölümlerin yaşanmayacağına dair bir umut oldu" diyor.
Ama 23 ayın içinde adında 'milli dayanışma' 'kardeşlik', 'birlik' bulunan bir süreç yaşanıyor. Bu gibi kavramları kullanıyorsak yorulmadan, usanmadan, hesap gütmeden bu süreci yürütmek lazım. Bunun için de özgüven gerekir. Biz bunu yapabiliriz. Barış için, demokrasi için, hukuk için yapılan hiçbir şey fedakarlık değildir. Yapmanız gereken bir siyasi iradenin ortaya konulması, bu sürecin toplumsallaştırılması, toplumda bu sürece olan güvenin, desteğin pekiştirilmesi ve sürecin gerili dönülemez bir yola sokulması. Bu bir stratejik karardır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılı diyoruz. Birinci yüzyılı hasarlıydı. Son 40 sene çatışmalıydı. Ülkenin enerjisini epey tüketti. Toplumun değerlerini epey çürüttü. Şimdi bütün bunlardan sonra eğer doğru bir yola girmişseniz 23 ayın daha fazla çıktıkları olabilmeliydi. Meclisten 467 kişinin sürece desteği değerlidir. Mecliste bu konuda bir komisyon kurulması, bu komisyonun bu konuyu farklı boyutlarıyla ele alması önemlidir. Ama sürecin toplumsallaştırılması ve demokratik yöntemlerle yürütülmesi de gereklidir.
İnsanın hakkını teslim ederken ihsan buyuran gibi yaklaşıldığı zaman mesele demokratik zemine kavuşmamış demektir. İnsan hakkı ihsan olabilir mi? Kimliklerin kendilerini var edebilme, büyütebilme, geliştirebilme hakları ihsan olabilir mi? Birlik, bir etmek değildir. Aksine, o farklılıkların bir aradalığını temin etmektir birlik. Bu ülkenin buna fazlasıyla ihtiyacı var. Çünkü geçmişte bu konuda çok kötü uygulamalar yapıldı."

Mızraklı CHP belediyelerine kayyım atanmasını eleştirdi ve "Kürt demokratik siyaseti hiçbir zaman kendine Müslüman olmadı" diye belirterek, "CHP belediyelerine kayyım atanıyorsa, 'zamanında belediyelerimize kayyım atandığında bunların da sesi çıkmamıştı' gibi bir söylem ahlaksızlıktır, bize hiçbir zaman yakışmaz. Ahlak dışıdır çünkü. Temsil iradesine rağmen bir iş yapılmışsa, o iş yanlıştır. Ona karşı duranlarla bizim de safımız aynıdır" dedi.

Çocukken, doktor olacağım, diyordum. Oldum. İnsan Halkları Derneği'nden, Mezopotamya Vakfı'nda, Tabip Odası'nda, Demokratik Toplum Kongresi'nde çalıştım, Sarmaşık Derneği'nin Genel Başkanlığını yaptım. Milletvekili oldum, belediye başkanı seçildim. 38 Yıl önce hekimliğe başlamış bir kişiyim. Hekimlik hayatımın, kimliğimin bir parçası. Hekimliği icracısı olmayıp da uzaktan izleyicisi olabilmen mümkün değil. Yani bundan sonra da hekimliğe ve siyasete elimden geldiğince katkı vereceğim.

Selahattin Demirtaş'ın kitapları yayımlanıyor ve okura ulaşabiliyor. Şarkı sözleri ve besteleri de öyle. Ancak uzun zamandır yaptığı resimler paylaşılması. Mızraklı, "Ben Edirne'ye gitmeden önce resimler yapmaya başlamıştı, hâlâ resim çalışıyor. Çok iyi karikatürler de çiziyor" diyor. Sormadım ama bir sergi için Demirtaş imzalı yeterli sayıda resim birikmiştir, diye tahmin ediyorum.
Demirtaş'ın hücre arkadaşının doktor olması, insanların içini rahatlatan bir durumdu. Demirtaş'ın hücrede tek kalması insanları düşündürüyor haliyle. "Demirtaş'ın ciddi bir sağlık sorunu yok. Ayrıca yemesinden sporuna kadar kendisine çok dikkat ediyor" diyerek, Demirtaş için endişelenen insanların içini rahatlatıyor. Ama Demirtaş hapisten çıkmadan kendisinin hiç rahat edemeyeceğini de ekliyor.

Demirtaş'a ilgili en önemli sorum şuydu galiba: "Demirtaş'ın tahliye olacağınıza dair paylaştığı Metin üzerinden kimi yorumlar yapıldı. Bazı cümlelerden yola çıkılarak Demirtaş'ın süreci desteklemediği ve süreç yüzünden Demirtaş'ın Kürt hareketiyle ters düştüğü ileri sürüldü. Siz ne dersiniz?
Mızraklı'nın cevabı kısa ve net oldu: "Elbette bazı konuları tartışırız, bu bizim kültürümüzdür. Ama öteki yorumlar çok zorlama ve kötü niyetli."
Akşam oluyor ve fakat ne sorular bitiyor ne de geçmiş olsun demek için gelenlerin ardı arkası kesiliyor. Fotoğraf çektirirken bahçedeki nar ağacını gösteriyor ve "Nar Çiçekleri" adlı bir kitaba da imza atmış Mehmed Uzun'u hatırlatıyor. Bir de Mehmed Uzun için kucaklaşıyor, Selçuk Mızraklı'yı yeni konuklarıyla başbaşa bırakarak ayrılıyoruz bahçeden. "Amed'e hoş geldiniz doktor" diyerek.

Muhabir: Vecdi ERBAY