Atlarına sevgisinden nalbant oldu https://t.co/TpM2VKqvG3 pic.twitter.com/kSiLESsoEl
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) September 12, 2026
Özel Haber: Mümin Ağcakaya
Diyarbakır’ın fenomenlerinden Buzcu Baba olarak tanınan Ahmet Akdemir atlara olan sevgisi babadan dededen kalma. Yıllardır şehirde yaşamasına rağmen atlarından ayrılamadığı için kentin kenar mahallesinde yaşayarak hem şehir hem de köy hayatını birlikte sürdürüyor. büyümesine rağmen atlara olan sevgisini kaybetmiyor. At sevgisi onda adeta bir tutkuya dönüşüyor. Zaman zaman giydiği otantik elbiseleriyle atıyla gezintiye çıkarak eski günlerini yeniden yaşıyor.

Atlarıyla arasında yoğun bağ oluşan Buzcu Baba onların bakımlarını da ihmal etmiyor. Atların rahat yürüyüş yapabilmeleri için zaman zaman nallanması gerekiyor.
ŞEHİRDE TARİHE KARIŞAN MESLEK
Uzayan ve zamanla kırılan tırnaklar atları rahatsız ettiğinden ve yürüyüşlerini etkilediğinden dolayı eskiyen nallarının çıkarılarak yenisiyle değiştirilmesi gerekiyor. Ancak kentte nalbant bulmak önemli bir sorun. Çünkü kentlerde tarih olan birçok meslek gibi nalbantçılık da yok olduğu için Buzcu Baba çözümü Ramazan ustasında buluyor. Nalbant olan Ramazan ustasından bu mesleğin nasıl yapıldığını ve inceliklerini öğreniyor.

Nalların değişme zamanı geldiğinde demirci ustasına yaptırdığı aparatların da yardımıyla atların nallarını söküyor. Uzayan tırnakların aşınarak normalleşmesi için birkaç gün nalsız olarak yürütüyor. Böylece uzayan tırnaklar aşınıp normal hale geldikten sonra Buzcu Baba atlarının nallama işini yapıyor.
BABADAN DEDEDEN GELEN BİR SEVGİ
Atlara olan sevgisini Ahmet Akdemir; “Babalardan, dedelerden gelen bir sevgi. Zamanında dedelerimiz Arabistandan Bağdat’a göçmüşler. Bağdat’tanda at sırtında Diyarbakır’a gelmişler. Diyarbakır’da Eğil’le Dicle arasında Bagadeş Köyü’ne yerleşiyorlar. Anlamı ise; Bağdat’tan at sırtında gelme anlamına geliyor. Türkçe ismiyle Bayraktar Köyü. Atları da sevmişler. İki atımız var Birinin adı Ays diğerinin ismi de Lezaz.
HEM KÖY HEM DE ŞEHİR HAYATINI YAŞIYOR
50 yıldır da buradayız. Köye alıştığımız için burada hem köy hayatını yaşıyoruz hem de şehir hayatını. Şimdi hem tavuklarımız, tavşanlarımız, atlarımız var.
Ekonominin zor koşullarında bu hayvanlara bakma konusunda ekonomik olarak yetiyoruz. Fakat bazen kendi ekonomimizden de bazen feragat ediyoruz. Yeter ki atlarımız dinç ve sağlıklı olsun.”


