DEM Parti resmi sayfasından yapılan açıklamada konferansın seçilmişlerden de oluşan 450 kişi ile gerçekleştiği belirtildi. 2 gün süren konferansta belediyelerin 2 yıllık pratikleri de konuşuldu. Açıklamada, "Bu pratikler ışığında gelecek dönemde komünalite ruhu ve bilinciyle yürütülmesi gereken çalışmalara dair önerilir açığa çıkarılmış ve önemli kararlaşmalara gidilmiştir" denildi.
Yapılan açıklamada, "Konferans delegasyonunun iradesi doğrultusunda, Demokratik Yerel Yönetimler Tutum Belgemiz yenilenmiş; yerel yönetimlerin temel ilkeleri, çalışma usul ve esasları ile işe alım politikaları, gelecek dönemin ihtiyaç ve hedefleri çerçevesinde yeniden tanımlanarak kabul edilmiştir." ifadeleri kullanıldı.
YAPILAN AÇIKLAMANIN TAMAMI ŞU ŞEKİLDE:
31 Mart 2024 tarihli yerel seçimlerde partimiz, kayyımları bir kez daha büyük yenilgiye uğratmıştır. Her türlü eşitsiz şartlara, hilelere ve gasp çabalarına rağmen 78 belediye ve Kent Uzlaşısı kapsamında elde edilen çok sayıda yerel yönetim kazanımıyla partimiz beklentilerin üstünde sonuç almıştır.
Kayyım salt devletin zor politikalarının bir parçası değil, karşı hegemonya inşa etme arayışıydı. Dolayısıyla kayyım bir yönetim stratejisiydi. Belediyeler aracılığıyla toplumun rızasını almayı ve toplumu özgürlük arayışından uzaklaştırarak hakimiyet kurmayı amaçlayan bu stratejinin yenilgisi, salt belediyelerin geri alınmasından öte toplumun değişim talebinin sandıklara yansıdığı siyasal bir olaydır. Seçim sonuçları, Kürt halkının kendi kendini yönetme iradesine olan bağlılığı göstermiştir. Dolayısıyla halk iradesi, kayyımlar şahsında devreye konulan hegemonik projeyi boşa düşürmüş ve tarihin çöp sepetine göndermiştir.
Halk karşısında yaşadığı ağır yenilgiyi kabullenemeyen norm dışı devlet unsurları hem halka karşı düşmanca tutumunu hem de Barış ve Demokratik Toplum Sürecine zarar vermek üzere belediyelerimize kayyım atamalarını sürdürmüştür.
KAYYUMLARIN KALKMASI GEREKİYOR
Kayyım zihniyetine rağmen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde tarihi gelişmeler yaşandı. Sürecin mimarı Sayın Abdullah Öcalan’ın olağanüstü çabası ve temposuyla birkaç ayda dünyada eşi benzeri olmayan önemli adımlar atılmıştır. Bir buçuk yılını geride bırakan sürecin, bugün itibariyle pozitif barış aşamasına geçişiyle ilgili beklentiler ve umutlar bir eşiğe varmıştır. Bunun için öncelikle Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma ve iletişim koşullarının sağlanması, statüsünün belirlenmesi gerekmektedir. Ardı sıra çerçeve yasa kapsamında özgürlük ve demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılarak hayata geçirilmesi, yasal düzenleme gerektirmeyen adımların ise hızla atılması ve daha sonra yeni düzenlemelerle güvence altına alınması gerekmektedir. Bu kapsamda, mevcut kayyımların idari bir kararla geri çekilmesi ve daha sonra da TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun nihai raporunda belirtildiği üzere 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesine dayanan kayyım atamalarının ilga edilmesi elzemdir.
BELEDİYE KANUNUNDA EŞ BAŞKANLIK TANINSIN
Eş başkanlık, var oluş nedenlerimizin siyasal biçim kazanmasının en güçlü örneklerinden biridir. Özgürlüğün gerçekleşmesinin başlangıcı kadın özgürlükçü paradigmanın hayata geçirilmesidir. Devrimci ve sosyalist olmanın ilk şartı kadın özgürlükçü paradigmayı yaşamın kılcal damarlarına kadar yaşamak ve gerçekleştirmektir.
Kadın özgürlükçü paradigmanın yaşamsal ve yönetsel kazanımlarının başında eş başkanlık gelmektedir. Özgürlük mücadelemizin öncülüğünü yaptığı eş başkanlık uygulaması zamanla çoğu demokrat, sosyalist, devrimci yapıya örnek olmuş; geniş bir yayılma alanı kazanmış ve bazı kısıtlamalara rağmen devlet tarafından da yasal olarak tanınmıştır. Bu yönüyle hem ideolojik-politik alanda hem toplumsal mücadele hattında hem de devletle mücadele kapsamında eş başkanlık büyük bir kazanımdır.
"ERKEK EGEMEN ZİHNİYETİN KADIN EGEMEN PARADİGMAYA SALIDIRIS OLUYOR"
Son dönemlerde erkek egemenlikli, devletçi, iktidarcı ve baskıcı zihniyetin, kadın özgürlükçü paradigmaya ve bu uğurda büyük bedeller veren mücadelemizin kazanımlarına dönük sistematik saldırıları artmıştır. Bu saldırılara karşı edilgen veya reaksiyoner bir tutum sergilemeyeceğiz. Bilakis mücadelemizin vazgeçilmez bir kazanımı olduğundan hareketle eş başkanlık sistemini Türkiye ve Ortadoğu’da yaşamın her alanına taşıyacağız.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile girilen yeni aşamada, özgürlük ve demokratik entegrasyon yasalarıyla yerel demokrasiyi güçlendirme ve eş başkanlık sisteminin tüm yasalarda tanınmasını sağlama gibi tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyayız. TBMM’ye ve siyaset kurumuna çağrımız, Belediye Kanunu başta olmak üzere demokratik siyaset ve yerel demokrasiyi ilgilendiren tüm yasalarda eş başkanlık sisteminin tanınmasıdır.
DEMOKRATİK TOPLUM BELEDİYECİLİĞİ
Demokrasi, merkeziyetçiliğin ve devletçi yaklaşımların panzehridir. Fakat demokrasiyi anlamlı ve yaşamsal kılacak metodoloji, onu yerelden ve yerinden örmekle mümkündür. Bu sebeple demokrasinin kök hücresi komündür. Komünün idari ve yönetsel mekânı ise belediyelerdir. Elbette komünü sadece belediyelerle sınırlamak mümkün değildir ama belediyeler ve daha geniş anlamda demokratik yerel yönetimler, toplumda komünal yaşamın örülmesinde ve demokratik toplumun inşasında öncü bir role sahiptir.
Demokratik toplum belediyeciliği, bir halk belediyeciliğidir. Siyaseti ve hizmeti halkla birlikte yapmaktır. Yerelden demokrasiyi yaşamsal kılmaktır. Demokrasinin başlangıcı yerelden olur ve demokratik toplum belediyeciliği bunu gerçekleştirmeye adaydır, taliptir. Demokratik belediyecilik hareketini geliştirmek; kadınlar, gençler, engelliler, farklı kimliklere sahip halklar ve inançlar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerini ihtiyaçları temelinde örgütlemek yerel yönetimlerin görevi ve sorumluluğudur. Eğitim, dil, kültür, sağlık, ekonomi ve ekoloji bu ihtiyaçların başında gelmektedir.
Demokratik toplum belediyeciliği, yeni dönemde bizler açısından temel yol haritasıdır. Bu yolu hangi ilkeler ve esaslar üzerine inşa edeceğimiz ise konferansımızda ortaya çıkan ortak iradeyle şekillenmiştir. Geçmiş dönemin birikimlerini yeni dönem kararlaşmalarımızla buluşturarak halkın beklentilerine güçlü bir şekilde cevap olacağız. Kayyım gaspıyla geçen sekiz yıllık dönemin yarattığı tahribatı onaracak, kaybedilen yılların telafisini gerçekleştireceğiz.
Bu amaçla yeni dönemde, konferansımızın açığa çıkardığı iradeyi esas alarak demokratik katılım ilkesini temel yönetim anlayışımız olarak benimsediğimizi bir kez daha beyan ediyoruz. Halkın belediye ve il genel meclislerinin karar alma süreçlerinde asli özne olduğu kabulüyle, başta katılımcı bütçe çalışmaları olmak üzere komünler kurup; meclisler ve kent konseyleri aracılığıyla halkla birlikte karar alma mekanizmalarını işlevsel hale getireceğiz. Yönetilen değil yönetime doğrudan katılan bir toplum anlayışını büyüteceğiz.
Komün ve kooperatif örgütlenmelerini önceleyen, bu çalışmaları destekleyen ve yaygınlaştıran bir belediyecilik anlayışını pratiğe geçirmek de bu dönemin temel hedeflerinden biridir. “Komün belediyedir, belediye komündür” anlayışıyla her belediyeyi bir komün gibi örgütleyeceğiz. Toplumun bütün kesimlerinin kendisini içinde bulduğu, söz ve karar sahibi olduğu bir yerel yönetim anlayışını komünalist bir kişilik ve yaklaşımla geliştireceğiz. Belediyeleri yalnızca hizmet üreten kurumlar değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın ve ortak yaşamın örgütlendiği demokratik alanlar haline getireceğiz.
Türkiye’nin içinde bulunduğu derin ekonomik kriz ve belediyelerimizin karşı karşıya olduğu ekonomik sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, kullanılan mevki, makam ve araç-gereçlerin topluma yansıma biçimi daha da büyük bir önem kazanmaktadır. Tüm seçilmişlerimizin yaşamlarında ve pratiklerinde bunlara azami dikkat etmesi; belediye kaynaklarının etkin, verimli ve halk yararına kullanılabilmesi noktasında konferansımız net bir irade ortaya koymuştur.
Özellikle genç nüfus başta olmak üzere ciddi bir işsizlik ve istihdam sorunu yaşanmaktadır. Bu durumun yarattığı toplumsal baskı ve beklenti, çoğu zaman belediyeler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu beklentilere eşitlikçi, adil ve şeffaf yöntemlerle cevap üretmek yerel yönetimlerin temel sorumluluğudur. Bu nedenle belediyelerimizde işe alım süreçlerinde kura sistemini artık temel bir ilke olarak benimsiyoruz. İstihdam talebinde bulunan tüm yurttaşların, liyakate dayalı fırsat eşitliğine göre değerlendirilmesini ve herkes için daha adil süreçlerin işletilmesini hedefliyoruz.
“Kültürün taşıyıcısı dildir” tespitinden hareketle anadili ve kültür çalışmalarını tüm yerellerde hayata geçireceğiz. Bir yandan çok dilli belediyecilik anlayışıyla hizmet sunarken, diğer yandan yerel dillerin korunmasına, gelişmesine ve gelecek nesillere aktarılmasına katkı sağlayacağız. Yerellerde halkların kültürel özgünlüklerini esas alan etkinlikler ve çalışmalar gerçekleştireceğiz. Halkların dilini ve kültürünü yaşatacak, bu kültürel mirasın gelecek nesillere aktarılması noktasında üzerimize düşen sorumluluğu yerine getireceğiz.
ZAMAN KAYBEDİLMEDEN YASAL ADIMLAR ATILMALI
Bugün Türkiye ve Ortadoğu’daki krizlerin temelinde aşırı merkeziyetçilik vardır. Oysa bu toprakların binlerce yıllık tarihinde merkeziyetçilik istisna, adem-i merkeziyetçilik ise kuraldır. Merkezi ve yereli yeniden düşünen, ilişkilerini bu toprakların kadim geleneğine bakarak örneklendiren, demokratik toplum paradigmasını yaşamsal kılacak damarları açan bir yeni düzleme ihtiyaç vardır.
Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın çizdiği çerçeve, ulus-devletçi egemenlik paradigmasının aşıldığına ve demokratik siyasete dair tarihi bir mühür niteliği taşımaktadır. Demokratik siyaset stratejisi, demokratik toplum paradigmasının inşa zeminidir. Bu zeminin taşları ise demokratik yerel yönetimler anlayışıyla örülebilir. Demokratik yerel yönetimler, öncü ve inşacı rolünü oynadıkça demokratik toplum hayat bulur. Yerel demokrasi ve demokratik anayasanın geliştirilmesi de demokratik entegrasyonla mümkündür. Demokratik entegrasyonla devlet + demokrasi formülasyonunun hayata geçmesi, aynı zamanda Kürt halkı ve yerel halkların komünal birlikteliğinin zemini olacaktır.
Bunun için zaman kaybetmeden yasal adımların atılması gerekmektedir. Yerel demokrasinin gelişmesi açısından Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılarak, 1921 Anayasası’nın “yerel demokrasi” ruhunun yeniden güncellenmesi elzemdir. Bu güncellemeyle Türkiye’nin kamu yönetiminin daha adem-i merkeziyetçi bir yapıya dönüşümü imkan bulacak ve merkezi yönetimden yerel yönetimlere yetki devrinin gerçekleştirilmesine de olanak sağlanacaktır. Yine Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması, “Demokratik Yerel Yönetimler Yasası” ve “Demokratik Sivil Toplum Yasası” çıkarılması, demokratik toplum paradigmasının yerleşmesinde ve ulus-devletçi egemenlik paradigmasının tarihe karışmasında belirleyici rol oynayacaktır.
Bu düşüncelerle, “Demokratik Yerel Yönetimlerle Komünal Topluma” şiarıyla düzenlediğimiz Demokratik Yerel Yönetimler Konferansımızın Ortadoğu ve Türkiye halklarına demokratik toplumun inşasında katkı sunmasını diliyoruz.




