DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, TBMM Genel Kuruluna sunulması beklenen çerçeve yasaya ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.

Doğan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

KANUN TEKLİFİNİ EŞ GENEL BAŞKANLARIMIZLA BİRLİKTE DÜN İMZALADIK

Bildiğiniz üzere çerçeve yasa, kod yasa, kök yasa olarak tartışılan yasa nihayet Meclis gündemine geldi. Bu kanun teklifinin partimiz açısından anlamını, kapsamını, olanaklarını, tamamlanması gereken yönlerini ve bundan sonra yapılması gerekenleri değerlendireceğimiz bir basın toplantısıyla karşınızdayız. Biz de günlerdir bitmeyen toplantılar silsilesinden çıkıp sizlerle gelişmeleri paylaşıyoruz. Bugün de öyle bir anın içinden çıkıp geldik. Bu kanun teklifi çeşitli isimlerle adlandırılıyor olsa da “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adıyla Meclis’in gündemine geldi. Bu kanun teklifini Eş Genel Başkanlarımız, DEM Parti İmralı Heyeti, MYK üyesi vekil arkadaşlarımız, Grup Başkanvekillerimiz, Grup Yönetimi üyesi arkadaşlarımız, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerimiz, Adalet Komisyonu üyelerimiz ve en büyük bileşen partimiz DBP’nin Eş Genel Başkanları dün imzaladı.

İMZA ORTAK YAŞAM İÇİN MÜCADELE EDENLERE HAYIRLI OLSUN

Kanun teklifi önemli ancak bu teklife atılan imzanın bizim için çeşitli anlamları var. Bir kere temsil ettiğimiz siyasal gelenek açısından ilk defa bir kanun teklifine imza atıyoruz. DEM Parti ilk defa bir kanun teklifini imzalıyor. Bunun özellikle altını çizmek istiyorum. Dün Eş Genel Başkanlarımızın imzalardan sonra yaptığı ilk değerlendirmede de ifade ettiği gibi 86 milyon için önemli bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız ve bu sıradan bir imza değil, ortak geleceğimiz için atılmış bir imza. Türkiye'de demokratik bir birlikte yaşam için atılmış ilk imzalar. Böyle bir önemi ve değeri de var. DEM Parti olarak hepimize, tüm Türkiye'ye, ortak yaşam için mücadele edenlere hayırlı olsun diyoruz. Uğurlar getirsin, barışı kalıcı hale dönüştürsün.

BARIŞ ARAYIŞININ SOMUT BİR ÇIKTISIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ

CHP’de 8 il için atama
CHP’de 8 il için atama
İçeriği Görüntüle

Bu imza ve yasa teklifi partimiz açısından silahlı çatışma zemininden hukuk ve demokratik siyaset zeminine geçişte yeni bir dönemin ilk adımı. Yol uzun, yol meşakkatli, yol kolay değil. İniş çıkışları elbette olacak. Bunun farkındayız. Doğrusal bir düzlemde ilerleyemeyeceğini zaten doğası gereği biliyoruz. Bu konuda gerekli farkındalığı yaratmak için de çaba sarf ediyoruz. Olası riskleri minimize etmek, ortadan kaldırabilmek, bunlar için tedbirler geliştirebilmek için sayısız çağrı yaptık, görüşme yaptık, istişarede bulunduk. Geldiğimiz aşamada on yıllardır süren mücadelenin, ödenen bedellerin, yaşanan kayıpların, yürütülen müzakerelerin ve barış arayışlarının somut bir çıktısı ve sonucuyla karşı karşıyayız. Barış içinde yaşamak için emek veren, işkence tezgâhlarından geçen, karanlık gecelerde ve sabahın şafağında kaybedilen, hapsedilen, sürgün edilen, can veren Türk, Kürt ve Türkiye'de yaşayan tüm halklardan insanın, genç ömrün, yarıda kalmış hayatın sözleri, hatıraları ve onurlu duruşları da yine aklımızda, yüreğimizde mıh gibi duruyor. Hangi etnik aidiyetten olurlarsa olsun Türkiye'nin ortak geleceği için mücadele etmiş ve bu uğurda can vermek durumunda kalmış insanları sevgi, saygı, minnet ve şükranla anıyorum.

BİRLİKTE SÖZ SÖYLEMEYE VE BU SÖZÜN GEREKLERİNİ BİRLİKTE EYLEMEYE DAVET EDİYORUZ

Barış süreçleri kolay değil. Bir andan bahsetmiyoruz, yalnızca bir zaman diliminden bahsetmiyoruz, bir dönemden de bahsetmiyoruz. Bu anın içinden geçiyoruz, tarihsel bir dönemin içinden geçiyoruz. Cumhuriyetin 2. yüzyılında geleceği birlikte inşa etme yolunda bütün bu adımlar atılıyor. Barışı kurmak zaten kendi başına bir süreç. Biz o yüzden Barış ve Demokratik Toplum Süreci olarak adlandırıyoruz bu süreci. Bir inşa süreci bu. O yüzden birlikte söz söylemeye ve bu sözün gereklerini birlikte eylemeye davet ediyoruz. O yüzden ortak mücadeleyi büyütmemiz, yan yana gelişleri artırmamız gerektiğini her defasında ısrarla vurguluyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz.

ELEŞTİRİLERİMİZİ YAPACAĞIZ, ÖNERİLERİMİZLE SÜRECİ GÜÇLENDİRECEĞİZ

Bir gün, bir an ya da bir dönemle sınırlı olmayan siyasi ve hukuki bir inşa sürecinin ilk kapısı aralandı. On yıllara yayılan çatışmaların ardından barışa giden yolun çok aşamalı olması da kaçınılmaz. Böyle dönemlerde atılan adımları ne olduğundan büyük göstermek ne de küçümsemek, görmezden gelmek, eksikleri nedeniyle değerini zayıflatmak doğru bir yaklaşım olur. Eksiklerini elbette söyleyeceğiz, eleştirilerimizi tabii ki yapacağız. Önerilerimizle süreci güçlendirmeye çalışacağız. Hep söylediğimiz üzere eleştiriler, öneriler, yapıcı katkılar bu süreci zayıflatmaz; aksine güçlendirir, kalıcı hale gelmesi için gereken mekanizmaların ortaya çıkmasını sağlar. Partimiz barış ve demokrasi mücadelesini kesintisiz bir biçimde yıllardır ağır bedellerle sürdürüyor. O yüzden bugün geldiğimiz aşamada ortaya çıkan olanağı gören, sorumluluğu üstlenen ve her adımı bir sonrakinin başlangıç adımına dönüştüren kurucu bir siyasal kararlılıkla bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Yasa teklifinin önemi, kapsamının yaratacağı siyasi ve hukuki olanaklar bu açıdan da değerli.

YASA TEKLİFİ BİR BAŞLANGIÇ, BU KAPIYI ARDINA KADAR ORTAK MÜCADELEYLE AÇMALIYIZ

Bu düzenleme bütün sorunları bir anda çözen bir nihai düzenleme değil, bir başlangıç. Bir anda Türkiye'yi demokratikleştirecek bir yasal düzenlemeden de bahsetmiyoruz. Böyle sihirli bir etkiyle Kürt sorununu da çözmeyecek. Tüm bunlar bizim ortak mücadelemize bağlı bundan sonra. Ama tüm bunlar için çok kritik bir kapı aralandı. Bu kapıdan girmeli, bu kapıyı ardına kadar ortak mücadeleyle açmalıyız. İşte bu nedenle ilk günden beri diyoruz ki Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin esas öznesi barış ve demokrasi mücadelesi verenlerdir. Bu mücadele onların omuzlarında yükseldi bugüne kadar, bundan sonra da onların omuzlarında yükselmeye devam edecek. Bu ilk adım saatler, günler, aylar süren istişarelerin sonucunda ortaya çıktı. Tabii ki görüş ayrılıkları vardı ki bu da sürecin doğası gereği kaçınılmaz bir durum. Elbette farklı fikirler konuşuldu, tüm bunlar tartışıldı. Neticede karşımıza çıkan yasa teklifi ve bu teklife yaklaşımla ilgili yapıcı katkı gösteren bir çaba sarf edildi.

YASA TEKLİFİ HUKUKİ ZEMİNİN İLK TAŞI, BUNDAN SONRA DEMOKRATİK DÜZENLEMELERE İHTİYACIMIZ OLACAK

Tüm siyasi partilere partimiz adına teşekkür etmek isteriz. Yalnızca siyasi partiler değil toplumsal dinamikler de süreci bugüne getirdi. Aslında geç kalınmış olsa da bu yeni başlangıç çok önemli. Başlangıç, tekrar ediyorum. Bu adımı eksikleri dolayısıyla küçümsemek, görmezden gelmek, reddetmek yerine eksiklerini toplumsal mücadeleyi büyüterek en geniş siyasal uzlaşı ve kararlılıkla tamamlama çağrısı yapıyoruz. Bu teklif ortak geleceği birlikte kurabileceğimiz hukuki zeminin ilk taşı. Bundan sonra tarihsel değerinin doğru anlaşılması ve uygulanması için ardından gelecek demokratik düzenlemelere tabii ki ihtiyacımız var. Nitekim buna doğrudan ve açık bir şekilde yasa teklifinin gerekçesinde de gönderme yapılıyor.

DEM PARTİ SÜRECİN DEMOKRATİKLEŞME DOĞRULTUSUNDA İLERLEMESİ İÇİN KURUCU BİR SORUMLULUK ÜSTLENECEK

Teklif hakkında son derece haklı kaygılarla çeşitli değerlendirmeler de yapılıyor. Olması gerektiği gibi kimi pozitif, kimi eleştirel. Ancak biz parti olarak diyoruz ki içinde bulunduğumuz anda sorulması gereken temel soru bu teklifin tek başına bütün beklentileri karşılayıp karşılamadığından ziyade, önümüzde açılan tarihsel imkanı nasıl değerlendireceğimiz ve nasıl bir yolu birlikte inşa edeceğimiz. Yine teklifin kapsamı çok tartışılıyor. Teklif hukuki belirsizliği tabii ki sonsuza kadar sürdürmemeli. Teklif bir yol açıyor, ülkeye dönüş yolu açıyor. Ülkeye dönmek, silahlı çatışmadan demokratik hayata geçmek ilk kez ayrıntılı ve öngörülebilir bir hukuk prosedürüne bağlanıyor. Onlarca yasa yapıldı Türkiye'de bugüne kadar. Geçmişte çıkarılan düzenlemelerin bir bölümü bireysel kopuş, etkin pişmanlık, itiraf veya bilgi verme anlayışı üzerine kurulmuştu ve hiçbiri soruna çare olmadı. Aksine çözümsüzlüğü derinleştirdi, aksine acıları artırdı. Ancak ilk kez bu teklif örgütün feshi ve silahsızlanması sonrasında ortaya çıkan kolektif durumu düzenleyen bir yaklaşım içeriyor ve biz bu yaklaşımı önemsiyoruz. İnsanları onur kırıcı bir pişmanlık ilişkisine zorlamak yerine, dayatmacılık yerine, çatışmanın sona ermesinin hukuki sonuçlarını tanımlayan bir yasa teklifinden bahsediyoruz. Tabii ki ülkeye dönüşler yalnızca sınırı geçip gelmek değil. Elbette bunun da gerekleri var. İşte bu yüzden de çeşitli mekanizmalar öngörüyor. Biz bunun çağrısını daha önce de yapmıştık. Gerekirse yeni kurullar oluşturulsun sürecin ivme kazanması için, süreçte oluşabilecek risklerin bertaraf edilebilmesi için demiştik. Bunları yaparken de korkulardan özgürleşmeliyiz demiştik. Bu açıdan bazı kurulları öngörüyor olması yasanın yine o hukuki belirsizlikleri giderebilecek bir önem taşıyor. Dinamik bir süreçten bahsediyoruz, gerekçesinde de var. DEM Parti'nin sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de demokratik siyasetin temel öznelerinden biri olarak Meclis’te gerekli hukukun kurulmasına katkı sunmak, toplumun temel talep ve kaygılarını bu siyasal alana taşımak, uygulamayı denetlemek ve sürecin demokratikleşmesi doğrultusunda ilerlemesi için kurucu bir sorumluluk üstlenmektir.

BİR DAHA AYNI ACILARIN YAŞANMAMASI İÇİN BU SORUMLULUĞU ORTAK BİR BİÇİMDE PAYLAŞMALIYIZ

Ancak yine ilk günden beri söylediğimiz bir konu var, yaptığımız bir çağrı var. Bu yalnız DEM Parti’nin sorumluluğu değil. Bu tüm siyasi partilerin sorumluluğu, farklı toplumsal kesimlerin aynı zamanda sorumluluğu. Türkiye'de ortak bir demokratik gelecek inşa etmek için çaba sarf eden herkesin sorumluluğu. Farklı düşünebiliriz, aynı yerlerden bakmıyor olabiliriz, farklı acıların özneleri olabiliriz. Ancak bir daha bu acıların yaşanmaması için, ülkede çatışmaların tamamen ve kalıcı bir biçimde sona ermesi için, önümüzdeki yüzyılı birlikte inşa edebilmek için bu sorumluluğu ortak bir biçimde paylaşmalıyız. Konuşarak, diyalog kurarak çözemeyeceğimiz bir sorunun olmadığını hem siyaset kurumuna hem topluma ispat etmek, gündelik hayatta bunun somut emarelerini yaratmak başta tabii ki siyasi kararlılık gerektiriyor, ancak toplumsal mücadeleyi de zorunlu kılıyor.

BU YASA DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ÖNÜNÜ AÇACAK SİYASAL İKLİME GİRİŞİN İLK ADIMI OLACAK

Teklifin bir başka olanağı da var. O yüzden bu yasanın yürürlüğe girmesi çok önemli. Demokratik siyaset alanının genişletilmesi. Gerçekte ne kadar genişleteceği de bundan sonra verilecek mücadeleye bağlı. Ancak demokratik siyaset olanağının genişlemesi partimiz açısından çok önemli. Silahların devreden çıkması yalnızca güvenlik alanında bir değişiklik anlamına gelmez. Bir toplumsal değişim ve dönüşümü, bir zihinsel dönüşümü de gerektirir. Karşılıklı hassasiyetleri gözetmeyi gerektirir. Kapsayıcılık gerektirir. Ötekileştiren, dışlayan, itham eden yaklaşımlardan uzak durmayı değil, bunları tamamen unutmayı ve bunlardan vazgeçmeyi gerektirir. İfade ve örgütlenme özgürlüğünden yerel demokrasiye, anadili haklarından toplumsal adalete kadar birçok talebin şiddet ve güvenlik ekseninden çıkarılarak siyasal zeminde demokratik bir ortamda tartışılabilmesinin önünü açar. Bu imkan kendiliğinden ve doğrudan bir demokrasi sonucu üretmeyecek belki ama demokratikleşme için bir süreç başlatacak ve böylece 86 milyonun eşit bir biçimde soluklanmasını sağlayabilecek. Yine bu bağlamda düşünce özgürlüğünün önünü açacak bir ortama, bir siyasal iklime ihtiyacımız var. İşte bu yasayla bu siyasal iklime girişin de ilk adımı atılmış olacak.

SÜRECİN İLERLEYEBİLMESİ İÇİN SAYIN ÖCALAN’IN KOŞULLARI DÜZELTİLMELİ

Yargı kararlarının bağlayıcı olanlarının bile uygulanmadığı bir anın içinden geçiyoruz. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunun 6. ve 7. maddelerinde tanımlanan AİHM kararlarının uygulanması meselesi. Bunların eksiksiz bir biçimde uygulanması gerekiyor. Bu yasanın gerekçesinde de Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna doğrudan atıfta bulunuluyor. Bu imkanı somut bir biçimde konuşabilmemizi, bunun Meclis gündemine gelmesini sağlayan ilk çağrı biliyorsunuz 27 Şubat 2025'te Sayın Öcalan tarafından yapıldı. Sonra bir dizi gelişmelerle ve siyasi kararlılıkla tabii ki bugüne geldik. Sayın Öcalan kamuoyuna açıklanan mesajında, “Henüz her şey çözülmüş değil” diyor. Ancak bir anahtardan bahsediyor ve bunun bir anahtar işlevi oynayabileceğini söylüyor. Sürecin dinamik niteliğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla şunu söylemek gerekir ki Sayın Öcalan sürecin esas aktörlerinden. Biz bunu Barış ve Demokratik Toplum Süreci başlamadan önce de ifade ediyorduk. Bunun mücadelesini veriyor, bunun nedenlerini anlatmaya çalışıyorduk. Hala da anlatıyoruz. Anlatıcısı ve savunucusu olmaya da devam edeceğiz tabii ki. Sürecin yol ve ön açıcı öznesi, düzenli ve kesintisiz bir biçimde bu sürece katkı sağlayabilmeli, koordinasyonunda yer alabilmeli. Çalışma ve iletişim koşulları buna göre düzenlenmeli. Sürecin ivme kazanması ve risklerin ortadan kaldırılması için bunun çok önemli bir ihtiyaç olduğunu yeniden hatırlatmak isterim. İlk adımı değerli kılan yolun tamamının alınmış olması değil. Bir yol, bir süreç ve biz bu sürecin içinden geçiyoruz. İlk adımı değerli kılan, bu yolu mümkün hale getiren hangi fikirden, hangi görüşten, hangi dilden, hangi kimlikten, hangi aidiyetten, hangi inançtan olursa olsun herkese ama herkese müteşekkiriz. Bundan sonra da yapılması gereken bu başlangıcı birlikte yaşamın, eşit yurttaşlığın, demokratik siyasetin ve kalıcı barışın kurucu zeminine dönüştürmektir.

PARMAKLAR TETİKTEN ÇEKİLDİ, ŞİMDİ HEP BİRLİKTE BARIŞIN KOŞULLARINI OLGUNLAŞTIRMA ZAMANI

Son olarak biliyorsunuz hep şöyle denildi. Hatta yine Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunda da var. Bölgede örnek bir Türkiye modeli geliştirmek; başarabilmiş, barışı kalıcı hale getirebilmiş, demokratikleşmenin yolunu açabilmiş bir ülke olarak dünya çatışma çözümü literatürüne geçmek istendiği hep vurgulandı. Temennimiz, beklentimiz, mücadelemiz bunun gerçekleşebilmesi için. Çünkü buna hem Türkiye'nin ihtiyacı var hem Ortadoğu'nun ihtiyacı var hem de dünyanın ihtiyacı var. Hepimizin barış içinde yaşama hakkına ihtiyacı var ve bu en temel insan hakkımız. Silahlar sustu, parmaklar tetikten çekildi. Şimdi hep birlikte barışı ve barışın koşullarını olgunlaştırma zamanı. Birlikte olgunlaştırmalıyız bu koşulları. Barış için olanakları birlikte artırmalıyız. Barış süreci aynı zamanda bir empati sürecidir. Kendini karşındakinin yerine koymak ve onu anlamaya çalışmaktır. Acıları yarıştırmak acı getirdi, acıları yarıştırmayalım. Bir daha asla dememek için yaşadıklarımızı unutmayalım. Ancak kaşımak için de hatırlatmayalım. Unutmadan bunları bir daha yaşamamanın mücadelesinin sahipleriyiz. Gündelik hesaplar, siyasi çıkarlar, kişisel çıkarlar, oy kaygıları, siyasi rekabet, parti çıkarları ne yazık ki dünyanın çeşitli çatışma çözümü deneyimlerinde de sorunlu alanlar olarak tespit edilmiş. Bunlardan vazgeçmek gerekiyor. Bunları çok çok aşan bir dönemin içinden geçiyoruz. Ortak bir gelecekten bahsediyoruz. Bu fırsatı güçlendirmeliyiz. Iskalanmasına izin vermemeliyiz. Heba etmek isteyenlere olanak sağlamamalıyız. Bunu da hep birlikte yapmalıyız. Biz bu ciddiyetle yaklaşıyoruz. Devletin, iktidarın, muhalefetin ve bütün kamuoyunun da bu gerçeği bu ciddiyetle düşünmesi ve bu şekilde ele alması hayati bir önem taşıyor.

YENİ DÖNEMİN ANAHTAR KELİMELERİ SORUMLULUK, CİDDİYET, DEMOKRATİK OLGUNLUK VE CESARET OLMALIDIR

Barış ve demokrasi hepimizin ortak ihtiyacı, herkesi güçlendirir. Bölme-bölünme, taviz-tasfiye, yenme-yenilme, inkar-isyan döngüsünden çıkan yeni bir tarihsel hukuki dönemin kapısı aralanıyor. Bu kapıdan birlikte içeri girmeliyiz. Yeni dönemin anahtar kelimeleri sorumluluk, ciddiyet, demokratik olgunluk ve cesaret olmalı. Bu yol siyasi kararlılık ve umutla alınması gereken bir yol. O yüzden dil de en az yasalar kadar kurucu bir özellik taşıyor değerli Türkiye halkı. Biz dilimizi baştan beri barıştan, eşitlikten, özgürlükten, demokrasiden, 86 milyonun tamamını kapsayacak bir şekilde kullanmaktan yana yalnızca bir tavır sergilemedik; buna inanmış bir siyasi geleneği temsil ediyoruz, bunun için mücadele ediyoruz. Bu tarihi eşikte başta iktidar olmak üzere tüm siyasetin de çözümün, barışın, diyaloğun, eşit kardeşliğin, ortak bir arada yaşamın ve geleceğin pozitif ve yapıcı dilini oluşturmasına ihtiyaç var. Yeni kelimelere, yeni sözlere ihtiyacımız var. Bu sözleri birlikte yeniden oluşturmamız için çok güçlü bir fırsat çıktı ortaya. Bunu birlikte daha da kalıcı hale getirmeliyiz. Alacağımız yolu da işte bu dil ve bundan sonra bu dille ilgili tutum önemli ölçüde belirleyecektir. Varsa sorularınız sorularınızı alayım. Yoksa basın toplantısını sonlandıracağım.

SORU: Örgüt fiilen varlığına son verecek dediniz. PKK ve KCK ile bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son vermesi, silah bırakması, buna bağlı olarak da işte PYD, YPG gibi oluşumların aslında fiilen kendine son vermesi anlamına mı geliyor? Bununla ilgili ne anlamalıyız?

Bu bir özel geçiş hukuku yasası. Kendini fesheden örgütün adı PKK ve PKK'nin feshi sonrası gelişmeler neticesinde bugün bu yasa teklifi çıktı ortaya. Dolayısıyla bir özel geçiş hukuku mekanizması öngörüyor kendini fesheden örgüt ve bağlantılı yapıları ile ilgili. Bu bağlantılı yapılar PKK ile ilgili bağlantılı yapılar.

SORU: Yasadan yararlanacak kişi sayısı ile ilgili bir rakam paylaşmanız mümkün mü?

Bu çok merak edilen konu. Ne olacak? Bundan sonrasına ilişkin neler yapılacak ve kaç kişi yararlanacak? Biliyorsunuz yarın itibarıyla komisyon aşamasında olacak yasa teklifi Adalet Komisyonunda. Biz Adalet Komisyonundaki siyasi partilere, Meclis’teki tüm siyasi partilere de sorunuz vesilesiyle bir çağrıda bulunalım. Güçlü bir destek vermelerini bekliyoruz. En geniş siyasal uzlaşıdan bahsettik. Güçlü bir destek ve katılımla bu yasanın Genel Kurula gelmesi çok önemli. Fakat yasadan kaç kişi yararlanacak? Hapishanelerden kaç kişi çıkacak? Avrupa'dan, yurt dışından kaç kişi dönecek? Ya da dönüş mekanizmaları nasıl olacak? Oluşturulacak kurulların koordinasyonu nasıl sağlanacak? Bu gibi pek çok sorunun önümüzdeki günlerde daha net yanıtları olacak. Şimdiden söyleyebileceğimiz rakamlar, verebileceğimiz bilgiler değil bunlar. Bu yasanın kapsamından yararlanabilecekler son derece açık. Bazı isimlerle ilgili siyaset yasağı olacağına ilişkin haberler vardı. Doğru olmadığı bu yasanın kapsamı çıktıktan sonra görüldü. Ama hala kısıtlayıcı tedbirler var. Bunları da eksik buluyoruz. Bunların da önümüzdeki dönemde giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Kaynak: HABER MERKEZİ