Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki ve Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, Meclis Genel Kurulu’nda Şam Geçici Hükümetinin Kürt mahallelerine yönelik saldırısına ve Türkiye’nin tutumuna tepki gösterdi.
Tiryaki, dünya ve Ortadoğu’da devam eden çatışmalara dikkat çekerek, dünyanın ateş altında olduğunu ifade etti. Türkiye’nin de devam eden pek çok çatışmanın parçası olduğunu dile getiren Tiryaki, “Suriye'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti savaşın bir parçasıdır. Suriye'de herkes çok acılar çekti, yıkılmadık neredeyse hiçbir tane şehir kalmadı, zarar görmeyen hiçbir grup kalmadı. Sünni'siyle, Alevi'siyle, Süryani'siyle, Ermeni'siyle, Kürt'üyle, Türkmen'iyle Arap'ıyla herkes çok acılar çekti, Esad yönetimi herkese çok acı çektirdi. Ardından IŞİD ülkenin büyük bir bölümünü kontrol etti. On üç yıllık iç savaş döneminde en az 600 bin kişi yaşamını yitirdi. Nüfusu 22 milyon olan ülkede 6,5 milyon insan ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. 8 Aralık 2024'te Esad yönetimi devrildi. Bütün dünya yeni Suriye
yönetimine bir şans tanıdı. Bütün dünya ‘Terörist.’ dediği Colani'nin cumhurbaşkanlığını kabul etti. HTŞ terör örgütleri listesinden
çıkarıldı. Gelin görün ki yeni yönetim ülkede birliği sağlamak yerine kendinden olmayanı, kendisi gibi düşünmeyeni yok saydı” dedi.
YAPTIĞI SALDIRILARA İŞARET ETTİ
Yeni yönetimin Süveyda'da Dürzilere, Tartus ve Lazkiye'de Alevilere yönelik saldırılarını anımsatan Tiryaki, “Kürtlerin canlarıyla kanlarıyla ve uluslararası toplumun desteğiyle başardıklarını yok etmek istedi, IŞİD'i yenen güçlerini dağıtmak istedi, on üç yıldır canla kanla elde ettiklerini, bölgelerindeki bütün otoriteyi teslim edilmesini istedi. Okullarda Kürtçe eğitim verilmesine bile izin vermedi. Zaman zaman doğrudan, zaman zaman çeteler eliyle saldırılar düzenledi ve bu süre boyunca Kürtler kendi bölgeleri dışında Suriye'nin hiçbir bölgesine hiçbir saldırıda bulunmadılar. Bütün bunlar, zaten kırılgan olan Suriye'deki yeni düzenin kalıcı olmasına hizmet etmedi, etmiyor ve böyle giderse de etmeyecek. Ne Aleviler ne Dürziler ne Süryaniler ne Kürtler ne de altmış yıl boyunca hüküm süren Baas rejimine karşı mücadele eden ve demokrasi isteyen Araplar, yeni yönetimin tekçi, totaliter ve saldırgan politikalarını kabul etmiyor” diye konuştu.
‘İŞİD ARTIKLARI’
Geçici yönetime bağlı grupların Kürtlerin yaşadığı mahallelere yönelik saldırısına tepki gösteren Tiryaki, “Bakın, yeni yönetim
Size üç saat süre veriyorum, 200 bin kişinin yaşadığı, Kürtlerin yaşadığı mahalleleri boşaltacaksınız’ diyor. Tıpkı İsrail'in Filistin'de
yaptığı gibi. Bütün mahalleleri boşaltıyorlar. Ne için boşaltıyorlar? Tek bir şey için boşaltıyorlar, oraları bombalamak için, Kürtleri oradan çıkarmak için. IŞİD artıklarının bu saldırılarını Kürtler neden kabul etsin? Bakın, IŞİD artıkları derken laf olsun diye söylemiyorum. Bakın, bu gördükleriniz -daha sonra yayın yasağı getirildi- IŞİD amblemi taşıyan kişiler, askerler; askeri üniforma ama hepsinin üzerinde IŞİD amblemi var. İşte, bu kişiler Kürtlerin yaşadığı bu mahallelere saldırıyorlar. Bakın, bu bir güvenlik, bir otorite meselesi değil bir mahallede düzen meselesi değil. Bu gördükleriniz obüs; büyük toplarla, havan toplarıyla sivil yerleşim yerleri bombalanıyor. Emin olun, bunu onurlu hiçbir halk kabul etmez” ifadelerini kullandı
KÜRTLER ONURLARINI KORUYORLAR
Tiryaki, şöyle devam etti: “Onurlu bir Türk bunun halkına yapılmasını kabul eder mi? Onurlu bir Arap bunun halkına yapılmasını kabul eder mi? Onurlu bir Acem bunun halkına yapılmasını kabul eder mi? Etmez, etmemelidir. İşte, Kürtler de kendi onurlarını koruyorlar, bu yüzden bu saldırıları kabul etmiyorlar, bu yüzden Türkiye'de Kürt'ün yaşadığı her şehirde yüz binlerce Kürt sokakta; bu yüzden Şırnak'ta, Van'da, Diyarbakır'da Hakkâri'de, Batman'da yüz binlerce Kürt sokakta; bu yüzden Mesud Barzani bu saldırılara tepki gösteriyor, bu yüzden Bafel Talabani tepki gösteriyor; İran'daki, Irak'taki bütün Kürtler buna tepki
gösteriyor; Türkiye Büyük Millet Meclisinden istediğimiz şey budur. Başta da söylediğimiz gibi, Türkiye barışın tarafı olsun, yüz yıldır
yaptığı gibi savaşın değil barışın tarafı olsun, kardeşleri için barış getirsin.”
‘ESKİ DÜZEN DAYATMASI ÇÖZÜM GETİRMEZ’
Ardından söz alan Semra Çağlar Gökalp da saldırılara tepki gösterdi. Semra Çağlar Gökalp, çocukların, kadınların ve yaşlıların da saldırıya uğradığını kaydetti. Tek devlet, tek ordu söyleminin ve eski düzen dayatmasının çözümsüzlüğü yeniden ürettiğini belirten Semra Çağlar Gökalp, “Suriye'de Kürt halkının iradesini ve idaresini yok etmeye odaklanmıştır. Tecrübeyle sabittir ki bu anlayış sadece Suriye'yi değil, tüm Ortadoğu'yu ateş hattına çekmektedir. Kürtleri çözümün dışına itmeye çalışan her politika Suriye'yi daha da parçalar. Halep'te asıl hedef alınan çözümdür, mutabakattır ve barış ihtimalidir. 2011 yılından bu yana Suriye'de yaşanan savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan ülkelerden biri Türkiye olmuştur. Ancak gelinen noktada geçmişten ders çıkarılmadığını gösteren açıklamalar ve politikalarla karşı karşıyayız. Savaşın yıkıcı sonuçları ortadayken aynı güvenlikçi ve askerî yaklaşımda ısrar edilmesi toplumu yeni bedellere mahkûm etmektedir” diye konuştu.
SAVAŞIN BEDELİ HALK ÖDEYECEK
Semra Çağlar Gökalp, sözlerini şöyle sürdürdü: “Halk bugün yoksullukla, işsizlikle ve hayat pahalılığıyla boğuşmaktadır. Emekliler ay sonunu getirememekte, gençler geleceksizliğe mahkûm edilmektedir. Böylesi bir tabloda askerî maceralara sığınarak başarı elde edileceği yanılgısı bu coğrafyayı topyekûn ataşe atmaktan başka bir anlama gelmemektedir. Savaş politikaları ülkedeki derin ekonomik krizi ve yoksulluğu perdelemenin bir aracı hâline gelmekte, bunun bedeli emeklinin cebinden, işçinin ücretinden, engellinin eşit yurttaşlık hakkından kesilmektedir. Türkiye'nin Suriye'de üstlenmesi gereken rol, askerî müdahaleleri teşvik etmek değil, demokratik çözümü, diyaloğu ve halkların eşitliğini savunmak olmalıdır. Algılarla yönetilen toplumlar açlıkla terbiye edilmeye çalışılır. Bugün milyonlarca emekli derinleşen bir yoksulluk içerisinde yaşam mücadelesi vermektedir. Türkiye'de emeklilik artık bir güvence olmaktan çıkmış, açlık, bir yoksulluk ve hatta açlık rejimine dönüşmüştür. En düşük emekli aylığı uzun süredir açlık sınırının altında tutulmakta, emekliler temel gıda, barınma ve sağlık ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâlegelmektedir. Bu tablo, sosyal devlet ilkesinin fiilen terk edildiğinin açıkça göstergesidir.”



