ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, DEM Parti Diyarbakır İl Örgütleme Eş Sözcüsü Güliz Kaya ile 25’inci Dönem Diyarbakır Milletvekili Edib Berk, çözüm sürecinin geldiği aşamayı Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e değerlendirerek, kalıcı barış için demokratikleşme, hukuki düzenlemeler ve toplumsal katılımın önemine dikkat çekti.

HALİDE TÜRKOĞLU: YENİ BİR DÖNEM ORTAYA ÇIKTI

Sürecin mevcut durumunu değerlendirebilmek için bugüne kadar kaydedilen gelişmelerin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü ve Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, “27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile silahlı mücadelenin yerine Kürt sorununun demokratik çözümünün siyaset alanında gerçekleşmesi yönünde tarihi bir eşik aşıldı. Ardından örgütün feshi ve silah bırakma süreci başladı, Meclis’te komisyon kuruldu ve siyasi partilerin sorunun Meclis çatısı altında çözülmesi konusunda önemli ölçüde ortaklaştığı yeni bir dönem ortaya çıktı” dedi.

Dem Partililer Ekspres’e Konuştu2

“BARIŞ YALNIZCA SİLAHLARIN SUSMASINDAN İBARET DEĞİL”

Barışın yalnızca silahların susmasıyla mümkün olmayacağına dikkat çeken Türkoğlu, “Ancak 50 yıllık bir savaşın ardından barışın inşası kısa sürede tamamlanabilecek bir süreç değil. Barış yalnızca silahların susmasından ibaret değil. Silahların susması yalnızca “negatif barış” anlamına geliyor. Kalıcı ve toplumsal bir barış için çatışmayı besleyen siyasal, toplumsal ve zihinsel yapıların da değişmesi gerekiyor. Bu nedenle Kürt sorununun çözümü aynı zamanda Türkiye’nin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılı” diye konuştu.

“TEMEL HAKLAR ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”

Kürtlerin temel haklarının anayasal güvence altına alınması gerektiğini dile getiren Türkoğlu, “Kürtlerin varlığının artık inkar edilemeyeceği bir noktaya gelinmiş olsa da temel hakların, özgürlüklerin ve kimliklerin anayasal güvence altına alınması gerekiyor. Ana dil hakkı, ifade özgürlüğü, yerel demokrasi, kadın özgürlüğü ve eşit yurttaşlık bu demokratik dönüşümün temel başlıkları arasında yer alıyor. Demokrasi yalnızca devletin veya iktidarın belirleyeceği sınırlar içerisinde değil, toplumun bütün kesimlerinin özne olduğu bir anlayışla kurulmalı” dedi.

“KADINLARIN SÜRECE KATILIMI ÖZEL BİR ÖNEM TAŞIYOR”

Kadınların sürece katılımının özel bir önem taşıdığını belirten Türkoğlu, şunları söyledi:

“Dünya deneyimleri, kadınların barış süreçlerine etkin biçimde katılmasının kalıcı barış açısından belirleyici olduğunu gösteriyor. Kadınlar savaşın en ağır sonuçlarını yaşayan kesimlerden biri olduğu gibi, toplumsal barışın, empatinin ve farklılıklarla birlikte yaşama kültürünün kurulmasında da önemli bir özne. Bu nedenle barış sürecinin yalnızca erkek siyasetçiler ve devlet kurumları tarafından yürütülmesi yeterli değil; kadınların, kadın hareketlerinin ve farklı toplumsal kesimlerin doğrudan sürecin içerisinde yer alması gerekiyor.

Kadınlarla yapılan buluşmalarda temel talebin “koşullu bir barış” değil, barışın kendisi olduğu görülüyor. Ancak barışın toplumsallaşması için insanların kendilerini özgürce ifade edebildiği, farklı kimliklerin ve inançların güvence altında olduğu bir ortam gerekiyor. Kürtler kadar kadınların, Alevilerin, emekçilerin ve diğer toplumsal kesimlerin de yok sayılmasına neden olan zihniyetin değişmesi gerekiyor.”

“KAYYUM UYGULAMALARI SON BULMALI”

Kayyum uygulamalarının sona ermesi gerektiğini vurgulayan Türkoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bu çerçevede kayyum uygulamalarının sona ermesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi, seçilmişlerin görevden alınmaması, eşbaşkanlık sisteminin yasal güvenceye kavuşması, siyasi tutsakların ve hasta tutsakların durumunun çözülmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması, Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması ve “umut hakkı”nın hayata geçirilmesi önemli başlıklar olarak öne çıkıyor. Ana dilin kamusal yaşamda özgürce kullanılabilmesi ve demokratik bir anayasanın oluşturulması da çözümün temel unsurları arasında.

DEM Partili Eren’den bölge üreticisi için çağrı
DEM Partili Eren’den bölge üreticisi için çağrı
İçeriği Görüntüle

Meclis’in bu konuda önemli bir sorumluluğu bulunuyor. DEM Parti’nin ve muhalefetin hazırda çeşitli kanun teklifleri var; ihtiyaç duyulan temel unsur siyasi konsensüsün sağlanması. Ancak süreç yalnızca parlamentoda alınacak kararlarla sınırlı kalmamalı. Toplumun, kadınların, gençlerin ve farklı kimliklerin sürece aktif biçimde katılması gerekiyor.

“KADINLAR SÜREÇTEN ÇOK UMUTLU”

Sonuç olarak kalıcı barış, yalnızca silahların bırakılması değil; çatışmayı üreten zihniyetin, kutuplaştırıcı siyasetin ve antidemokratik uygulamaların ortadan kaldırılması anlamına geliyor. Demokratikleşme ve barış birlikte ilerlemeli. Böyle bir süreç yalnızca Türkiye’nin değil, bütün Orta Doğu’nun geleceği açısından da tarihi bir fırsat yaratabilir. Kadınların özne olduğu demokratik ve eşitlikçi bir Türkiye, bölgedeki barış ve kadınların özgürleşmesi açısından da önemli bir model oluşturabilir. Kadınlar çok umutlu. Her zaman umutlu. Kadınlar umutluysa umut çok yakındır.”

GÜLİZ KAYA: ARTIK ADİL VE EŞİT BİR ÜLKEDE YAŞAMAK İSTİYORUZ

Kadınların barış istediğini belirten DEM Parti Diyarbakır İl Örgütleme Eş Sözcüsü Güliz Kaya ise, şunları ifade etti:

“Kadınlar hiç kuşkusuz barış istiyor. Barış taleplerini en üst perdeden eylemleriyle, duruşlarıyla ve toplumun tüm kesimlerindeki kadınlarla dayanışma içinde olduklarını göstererek ortaya koyuyorlar. Biz de bu sürecin içerisindeyiz. Çünkü barış, en çok biz kadınları ilgilendiren bir durum. Savaşın en ağır sonuçlarını biz kadınlar yaşadık; annelerimiz yaşadı, bizden önceki nesiller yaşadı. Artık bizden sonraki kuşakların, genç kadınların ve çocuklarımızın eşit, adil ve güvenilir bir ülkede yaşamasını istiyoruz.

Dem Partililer Ekspres’e Konuştu1

“İLK GÜNDEN BERİ ALANLARDAYIZ”

Sürecin başından beri alanlarda olduklarını dile getiren Kaya, “Bu inanç ve taleple, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nin başladığı ilk günden beri alanlardayız. Tüm kurumlarla ve toplumun tüm kesimleriyle birlikte bu süreci örgütlemeye, büyütmeye çalışıyoruz. Çünkü kadınız ve beklentilerimiz, taleplerimiz ortak. Bu süreçte aslında şunu da gördük; erkek egemen sisteme karşı kadınların birlik olmaktan başka yolu ve kurtuluşu yok.

“SÜRECİ KADINLARA ANLATIYOR, BİRLİKTE DEĞERLENDİRİYORUZ”

Kürt kadını da bu konuda çok ön saflarda. Dünyadaki diğer kadınlarla kıyasladığımızda, Kürt kadınlarının önemli bir mücadele deneyimine sahip olduğunu görüyoruz. Kürt kadını, özellikle Kürt hareketiyle birlikte kendi varlığının bilincine vardı. Yok sayılan bir toplumdan bugün mücadelenin en ön saflarında bayrağı taşıyan Kürt kadınlarına geldik.

Önümüzdeki süreçte kadınların eylemlilik konusunda planladıkları, sürece katkı sunacak çalışmaları elbette olacaktır. Kadın kurumlarıyla toplantılarımız ve görüşmelerimiz devam ediyor. Süreci kadınlara anlatıyor, birlikte değerlendiriyoruz.

“KADINLAR UMUTLUYSA UMUTLAR ÇOK YAKINDIR”

Her gün bu ülkede en az bir kadın öldürülüyor. Bu artık kimlikler ve mezhepler üstü bir durum. Her gün en az bir kadın katlediliyor. Bugün bu ülkede kadınların da çocukların da can güvenliği yok. Hiçbirimiz güvende değiliz. Bunu biliyoruz.Bunun güvencesi ise barıştan ve demokratik toplumdan geçiyor. Demokratik toplumu inşa edebilirsek adalet de işleyecek, hukuk da işleyecek. Hepimiz eşit ve adil bir düzende yaşayacağız. Kadınlar çok umutlu. Çünkü kadınlar umutluysa umut çok yakındır.

EDİP BERK: MECLİS’TEN ÇIKAN SONUÇ SÜRECİN SAHİPLENMESİNİ TAŞIYOR

Meclis’ten çıkan sonucun süreci sahiplenme anlamını taşıdığını dile getiren25’inci Dönem Diyarbakır Milletvekili Vekili Edip Berk de şunları ifade etti:

“Kürt siyaseti de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmi mekanizmaları da sorunun artık demokratikleşme, barış iklimi ve hukuksal çerçeve içerisinde çözülmesi gerektiğini biliyor. Meclis'te 467 evet oyunun çıkması da sürece yönelik olumlu bir katkı ve sahiplenme olduğunu gösteriyor.

Dem Partililer Ekspres’e Konuştu

Şu anda sürece yönelik eleştiriler, karamsarlıklar ve umutsuzluklar olabilir. Ancak biz henüz sürecin birinci adımındayız. Bu süreçle birlikte öncelikle akan kanın durduğunu görüyoruz. Sonrasında ise ciddi adımlar atılacak ve sürece yayılan gelişmeler yaşanacak.

“SAVAŞIN MALİYETİ YALNIZCA CAN KAYBI DEĞİL, BİRÇOK KAYBI VAR”

Cezaevindeki arkadaşlarımızın özgürlüklerine kavuşması, yurt dışındaki insanların geri dönebilmesi, siyasal ve ekonomik anlamda bir canlanmanın yaşanması mümkün olacak. Çünkü savaşın maliyeti yalnızca can kaybı değildir; bunun sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan da çok büyük kayıpları var. Bunlar zaman içerisinde, mümkün olduğu ölçüde, düzelecek ve telafi edilecek.

En azından gelecek adına geleceğimize daha umutlu bakabiliyoruz. Şu anda birinci adımdaysak, ikinci adımda neler olabileceğini de düşünmek gerekiyor. İkinci aşamada, ilk etapta yaşanan gelişmeleri perçinleyen ve artık bunları kurumsal olarak kabul eden bir MGK kararı olacaktır. Bunun ardından Cumhurbaşkanlığı bünyesinde kurulan komisyon ve Meclis'te oluşturulan komisyon çalışmalarını sürdürecek. İstişareler devam ediyor. Ciddi anlamda bir hukuksal yenilenmeye, düzeltmelere, belki bir restorasyon ve revizyona ihtiyaç var.

Bununla birlikte artık Kürtlerin de bu devletin ortakları ve eşit yurttaşları olduğu gerçeğinin kabul edildiği günleri göreceğiz. Kürtlerin, Kürt kimlikleriyle onurlu bir şekilde kabul edildiği; siyasal, kültürel ve kimliksel varlıklarının tanındığı, kendilerini özgürce yaşayabildikleri bir dönem başlayacak. Çatışma olmadan, görüşmeler yoluyla, demokratik bir kültür ve demokratik bir işleyiş içerisinde bütün sorunların çözülebileceğini öğreneceğiz.

“ÇOK DAHA GÜÇLÜ OLABİLECEĞİMİZ BİR DÖNEME GİRECEĞİZ”

Özellikle, yüz yılı aşkın süredir Kürtler ekseninde uygulanan inkar, asimilasyon ve baskı politikalarını sonlandırıp demokratik bir iklimde, daha kardeşçe ve barış içerisinde bir arada yaşayabileceğimiz; bununla birlikte çok daha güçlü bir ülke olabileceğimiz bir döneme girecek. Bir umut var. Umut var ve bu umudun gerçekleştiği günlerde sevinç ve mutluluk olacak.

Çocuklarımızın geleceği daha demokratik güvenceler altında olacak. Nefret iklimi ortadan kalkacak. Ekonomik bir canlanma yaşanacak. Eşit şanslara sahip insanlar olacağız. Kendi dilimizi ve kültürümüzü özgürce konuşabildiğimiz, yaşayabildiğimiz; hem bireysel haklarımızı hem de toplumsal ve grupsal haklarımızı özgürce kullanabildiğimiz günlere ulaşacağız.

“DÜNYA HEPİMİZİN”

Dünya hepimizin. Bizim büyük şanssızlığımız, yeterince konuşamamak oldu. Daha çok konuşalım. Bu güzel dünyayı beraber paylaşalım, birlikte yaşayalım.”

Muhabir: Güneş OCAĞA - Mehmet Rumet SOYLU