Deva partisi Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Remzi kaymak, Barış Sürecine ilişin yazılı açıklamada bulundu.
Kaymak’ın “Artık Kanların Değil, Umudun Konuştuğu Bir Türkiye İçin Tarihi Bir Adım” başlıklı açıklaması şöyle:
“Türkiye, uzun yıllardır ağır bedeller ödediği bir meselenin çözümü açısından tarihi bir eşiği daha geride bırakmıştır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak ifade edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, yalnızca bir yasal düzenleme olarak değerlendirilmemelidir. Bu adım; yıllardır süren çatışmaların, acıların, gözyaşlarının ve toplumsal ayrışmaların geride bırakılması açısından önemli bir fırsattır.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, geçmişin acıları üzerinden yeni ayrılıklar üretmek değil; geçmişten ders çıkararak ortak geleceğimizi birlikte inşa etmektir.
Biz inanıyoruz ki Türkiye’nin sorunları silahla değil, siyasetle; çatışmayla değil, diyalogla; inkârla değil, demokrasiyle çözülmelidir.
Meclis çatısı altında atılan bu adımın en önemli anlamı da budur.
Yıllardır bu topraklarda anneler evlatlarını kaybetti. Gençler hayatlarının baharında toprağa düştü. Aileler evlatlarının yolunu gözledi. Şehirlerimiz ekonomik ve sosyal açıdan büyük kayıplar yaşadı. Türkiye’nin dört bir yanında insanlar acının ve korkunun gölgesinde yaşamak zorunda kaldı.
Artık bu acıların son bulması gerekiyor.
Bir annenin gözyaşının Türkü, Kürdü, yoktur. Bir evladın acısının dili, kimliği, mezhebi yoktur.
Bu nedenle bugün yapılması gereken, toplumun bütün kesimlerinin ortak geleceğe dair umutlarını büyütmektir.
Diyarbakır’dan sesleniyorum
Biz artık çocuklarımızın savaşın, çatışmanın ve şiddetin gölgesinde büyümesini istemiyoruz.
Çocuklarımızın eline silah değil kalem, geleceğine korku değil umut yakışıyor.
Gençlerimizin dağlara değil üniversitelere, fabrikalara, teknoloji merkezlerine ve üretim alanlarına yöneldiği bir Türkiye istiyoruz.
Annelerin evlatları için korkuyla değil, gururla beklediği bir Türkiye istiyoruz.
Esnafın kepengini güven içinde açtığı, çiftçinin toprağına umutla baktığı, yatırımcının geleceğe güven duyduğu, gençlerin başka ülkelerde gelecek aramak zorunda kalmadığı bir Türkiye istiyoruz.
Bunun yolu ise demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, özgürlüklerden ve güçlü bir toplumsal barıştan geçmektedir.
“BARIŞ YALNIZCA ÇATIŞMANIN BİTMESİ DEĞİLDİR”
Barışı yalnızca silahların susması olarak görmemek gerekir.
Gerçek ve kalıcı barış; insanların kendisini eşit yurttaş olarak hissettiği, düşüncesini özgürce ifade edebildiği, hukuk önünde eşit olduğu, demokratik siyasetin güçlendiği ve devlet ile vatandaş arasındaki güvenin yeniden tesis edildiği bir düzeni gerektirir.
Bu nedenle önümüzdeki süreçte atılacak adımların şeffaf, demokratik, hukuka uygun ve toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir anlayışla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Meclis’te ortaya çıkan iradenin bundan sonraki süreçte de korunması gerekiyor.
Çünkü barış, yalnızca bir siyasi partinin veya bir grubun meselesi değildir.
Barış, 86 milyon insanın ortak meselesidir.
Bu süreçte siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, kanaat önderlerine, akademisyenlere, kadınlara, gençlere ve toplumun bütün kesimlerine büyük sorumluluk düşmektedir.
Kimse dışlanmamalı, kimse ötekileştirilmemeli, kimse korkular üzerinden siyaset yapmamalıdır.
“DİYARBAKIR BARIŞIN VE KARDEŞLİĞİN ŞEHRİ OLACAKTIR”
Diyarbakır, bu sürecin en önemli şehirlerinden biridir.
Biz Diyarbakır’ın artık çatışmalarla, acılarla ve güvenlik sorunlarıyla anılmasını istemiyoruz.
Diyarbakır’ın tarihi, kültürü, kadim medeniyeti, ticareti, sanayisi, tarımı ve genç nüfusuyla Türkiye’nin yükselen şehirlerinden biri olmasını istiyoruz.
Diyarbakır’ın barışın, kardeşliğin, demokrasinin ve ekonomik kalkınmanın sembol şehirlerinden biri olabileceğine inanıyoruz.
Bu nedenle çözüm sürecinin yalnızca güvenlik başlığıyla ele alınmasını doğru bulmuyoruz.
Kalıcı barışın yanında ekonomik kalkınma, istihdam, eğitim, hukuk, özgürlükler, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve bölgesel kalkınma da sürecin ayrılmaz parçaları olmalıdır.
Çünkü barışın kalıcı olması için insanların geleceğe dair umutlarının da güçlenmesi gerekir.
“GEÇMİŞİ UNUTMADAN GELECEĞE BAKMALIYIZ”
Bu topraklarda yaşanan acıları unutmayacağız.
Ancak geçmişin acılarını geleceğin çocuklarına miras bırakmak zorunda değiliz.
Geçmişi unutmadan geleceğe bakabiliriz.
Yaşananlardan ders çıkarabilir, birbirimizi anlamaya çalışabilir ve farklılıklarımızı bir tehdit değil zenginlik olarak görebiliriz.
Türkiye artık enerjisini kendi içinde kavga etmeye değil; ekonomik kalkınmaya, demokrasiye, adalete, eğitime, bilime ve üretime harcamalıdır.
“SİYASETİN GÖREVİ ÇÖZÜM ÜRETMEKTİR”
Bizler siyasetin temel görevinin sorunları büyütmek değil, çözüm üretmek olduğuna inanıyoruz.
Türkiye’nin yıllardır çözülemeyen meselelerini demokratik siyaset zemininde konuşabilmek büyük bir kazanımdır.
Bu nedenle Meclis’te kabul edilen düzenlemeyi, Türkiye’nin çatışmasız ve demokratik bir geleceğe doğru ilerlemesi açısından önemli bir eşik olarak görüyoruz.
Ancak bu adımın bir başlangıç olduğunu da unutmamalıyız.
Önümüzde daha uzun bir yol var.
Bu yolun başarıya ulaşması için karşılıklı güvenin güçlendirilmesi, hukuki düzenlemelerin açık ve öngörülebilir olması, demokratik siyasetin alanının genişletilmesi ve toplumun bütün kesimlerinin sürece dahil edilmesi gerekmektedir.
Biz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazırız.
“Artık çocuklarımıza başka bir gelecek bırakmalıyız”
Bugün Türkiye’nin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır.
Bu fırsatı siyasi hesaplaşmaların, günlük polemiklerin ve karşılıklı suçlamaların arasında kaybetmemeliyiz.
Artık çocuklarımıza geçmişin çatışmalarını değil, geleceğin umutlarını bırakmalıyız.
Onlara korkunun değil özgürlüğün hâkim olduğu bir ülke bırakmalıyız.
Onlara kimliğinden, dilinden, inancından veya düşüncesinden dolayı kendisini dışlanmış hissetmediği bir Türkiye bırakmalıyız.
Onlara hukukun üstün olduğu, adaletin güven verdiği, demokrasinin güçlendiği, ekonominin büyüdüğü ve insanların birbirine güven duyduğu bir ülke bırakmalıyız.
Artık silahların değil, siyasetin konuştuğu bir Türkiye zamanı.
Artık ayrışmanın değil, toplumsal bütünleşmenin zamanı.
Diyarbakır’dan çağrımız nettir:
Barışın kıymetini bilelim.
Demokrasiyi güçlendirelim.
Hukukun üstünlüğünü esas alalım.
Bu süreç başarıya ulaşırsa kazanan herhangi bir siyasi parti olmayacaktır.
Kazanan Türkiye olacaktır.
Kazanan Diyarbakır olacaktır.
Kazanan çocuklarımız olacaktır.
Kazanan annelerimiz olacaktır.
Kazanan, yıllardır barış ve huzur özlemiyle yaşayan 86 milyon insanımız olacaktır.
Biz DEVA Partisi olarak; demokratik, özgür, adil, huzurlu ve güçlü bir Türkiye hedefinden vazgeçmeden, barışın ve toplumsal bütünleşmenin yanında durmaya devam edeceğiz.
Artık geçmişin acılarından geleceğin umuduna yürüme zamanıdır.
Barış için, demokrasi için, kardeşlik için ve ortak geleceğimiz için hep birlikte mücadele edeceğiz."


