ÖZEL HABER- AHMET SÜMBÜL

Yapılarda içte ve dışta sıralı olarak dizilen bazalt taşları, araları küçük taşlar ve harçla doldurularak binalar inşa edilmiştir. Halen ayakta kalan birçok han, köşk, tarihi yapı ve evlerde bazalt işçiliğinin en güzel örneklerini görebiliyoruz. 

CAMİLERDE BAZALT KULLANIMI

Mar Toma Kilisesi'nden camiye çevrilen Diyarbakır'ın görkemli yapılarından Ulu Camisinin tamamı da bazalt taşlardan yapılmıştır. Üzerinde çeşitli uygarlıkların izlerini ve kitabelerini taşıyan Ulu Cami yapı topluluğunun defalarca onarıldığı anlaşılmaktadır. Enine planlı tek katlı bir yapıdır. Avlu yüzeyinde boşaltma kemerli 6 pencere vardır. Siyah erkek (gözeneksiz) bazalt taşıyla örülüdürler. Kemer araları ve yukarısı beyaz taşla örülmüş.

Ekspres Manşet Foto 2024 02 13T150519.211

İKİ ÇEŞİT BAZALT KULLANILMIŞ

Ulu Cami'nin doğu, batı ve kuzey taraflarındaki sütun ve sütun başları hariç hemen hemen tamamında gözenekli ve gözeneksiz bazalt taşı kullanılmıştır. Duvarlar, kemerler, kemer ayakları, döşemeler ve minarenin tamamında el ile kesilmiş ince yonu gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır. İnce yonu taş duvarların arka kısımları ise yine bazalt taşla örülmüş moloz taş duvarların yüzeyleri ise sıvanmıştır. Diyarbakır yöresinde bazalt taşının kullanıldığı tarihi yapıların ilk yapımında bağlayıcı olarak kireç harcı kullanılmıştır. 

DÖRT AYAKLI MİNARE VE CAMİSİ

Diyarbakır'ın sembollerinden biri olan Dört Ayaklı Minarenin üzerindeki kitabesinden Akkoyunlu Sultanı Sultan Kasım tarafından 1500 yılında yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen minare 2 adet 48 cm ve 2 adet 40 cm bazalt sütun üzerine oturtulmuştur. 

Bu sütunların üzerinde yine bazalt sütun başları ve onun üzerinde peteğin şeklini oluşturan ve kiriş olarak kullanılan 4 adet tek parça bazalt taş vardır. Bu taşların iç kısmında ise 4 adet tek parça ahşap kiriş, bugüne kadar çok fazla bozulmadan gelmiştir. Minarenin şerefe korkulukları geçme bazalt taşla yapılmıştır. 

Cami ise sıralı olarak siyah ve beyaz taşlardan yapılmıştır. Kullanılan taşlar el ile kesilmiş gözeneksiz bazalt ve beyaz kireç taşıdır. Camii kare planlı ve tek kubbelidir. Zemin döşemesi ve sütun alt başlıkları suya maruz kaldıkları için bazalt taş ile yapılmıştır. 

KİLİSELER

Diyarbakır'da taş işçiliğinin bir diğer güzel örnekleri ise halen ayakta bulunan kiliselerde bulunuyor. Bunların en önemlisi ise Meryem Ana Kilisesi'dir. Bu kilise, Diyarbakır ve yakın çevresinin en önemli tapınaklarından biridir. Kilise birkaç kez yanmış, yıkılmış ve birçok kez onarılmıştır. Diyarbakırlı taş ustaları taş işçiliği yönünden en başarılı çalışmalarını burada yapmışlardır. Kilise dört avlu, divanhane ve din adamlarının yaşadıkları bölümlerden meydana gelmiştir. Ahşap işçiliği, sütunları, sütun başlıkları parmaklıkları, kürsüleri ve ikonaları ile ün yapmıştır.  

BAZALT ÖRGÜLÜ DUVARLAR

Tamamında siyah gözenekli ve gözeneksiz bazalt taş kullanılmıştır. Sadece ana avludaki ve içerideki sütunlar mermerdir. Bazalt örgülü duvarlar genelde kireç harçlı yapıştırma süslerle bezelidir. 

Kilisenin üst köşesinde gözeneksiz bazalt taş ile tabanı kare prizma, sonrası 4 sütunlu, üstü bunları birbirine bağlayan 4 kemerle kapanan kurşun kaplı çan kulesi vardır.  Yığma olarak inşa edilen duvarların dış yüzeylerinde daha düzgün kesme taş kullanılmıştır. Duvarların iç kısımları ise yine kireç harçlı bazalt moloz taş duvar ile inşa edilmiştir. Duvar kalınlıkları 70–100 cm arasında değişmektedir.  

Ekspres Manşet Foto 2024 02 13T150709.700

SAİNT GEORGE KİLİSESİ 

İç Kale'de bulunan Saint George Kilisesi, Diyarbakır surlarından sonra en eski tarihli sahip yapıdır. Roma döneminde kilise olarak kullanılan yapı, daha sonraları kentte hüküm süren iktidarlar döneminde değişik amaçlarla kullanılmıştır. Dicle Vadisi'ne bakan yamacın üstünde Sur duvarlarıyla bir bütün olacak şekilde inşa edilmiştir. Saint George Kilisesi bir giriş, kubbeyle örtülen orta alan ve doğu yönündeki tonozdan oluşur. Bazalt kemer ayaklarının önü yuvarlak mermer sütunlarla desteklenmiştir. 

YIĞMA BAZALT TAŞLARLA ÖRÜLÜ

Orta dikdörtgen alanın batısında giriş bulunur. Dört mermer sütun üzerinde kesme bazalt kemerlerle yana ve geriye bağlanır. Yapı malzemesi olarak taşıyıcı kagir duvarlarda gözenekli ve gözeneksiz ayırt edilmeksizin bazalt kaba yonu, ince yonu ve moloz taşlar kullanılmıştır. Kilisenin içindeki sütun ayak önlerinde ise yuvarlak mermer sütunlar kullanılarak yapıya estetik bir görünüm ve ek dayanaklar sağlanmıştır. Yığma yapı tekniği ile bazalt taşlarla örülen Kilise'nin duvar kalınlıkları 100-150 cm arasında değişmektedir. 

HASAN PAŞA HANI'NDA TAŞ İŞÇİLİĞİ 

Hasan Paşa Hanı, Diyarbakır Ulu Camisi’nin doğu yönü karşısında, Gazi Caddesi üzerinde 1572 – 1575 yılları arasında yapılmış bir Osmanlı yapısıdır. Han, bodrum (ahır), zemin kat (dükkânlar) ve üst kat (odalar) olmak üzere 3 katlı inşa edilmiştir. Han içine basık kemerli bir kapıdan geçildikten sonra beşik tonozlu bir kısma oradan da avluya çıkılmaktadır. 

Han'ın cephe duvarlarının tamamında gözenekli ve gözeneksiz kesme bazalt taş ile beyaz kireç taşı kullanılmıştır. Zemin tamamen dişi (gözenekli) bazalt taşları ile döşeliyken, avlunun ortasında bezemesiz başlıklara oturan beşi mermer biri bazalt, altı sütunlu, üstü kubbeli bir şadırvan yer almaktadır. Turistik bir mekan olarak işlev gören Hasan Paşa Hanı, Diyarbakır'ı ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeridir. 

CEMİL PAŞA KONAĞI

Diyarbakır'da bazalt işçiliğinde sivil mimarinin en güzel örneklerinden birini Cemil  Paşa Konağı'nda görmek mümkün. 1888-1902 yılları arasında yapılan ve Haremlik-Selamlık olarak iki bölümden oluşan Konak, bazalt taş ve beyaz kireç taşlarla örülüdür. Kesme bazalt taştan yapılmıştır. Cemil Paşa Konağı, havuzlu bahçesi, ahırı, misafirhanesi ve diğer müştemilatıyla küçük bir saray görünümündedir. Bazalt taş ustalarının elinde nakış gibi işlenmiş bir yapıdır aynı zamanda. Konakta, Haremlik kısmının kuzey tarafı kışlık, güney tarafı yazlık; doğu ve batı kısımları da mevsimlik olarak kullanılmıştır. Selamlık kısmında ahırlar, hizmetli odaları, kabul odaları, kahve odaları, mabeyn odası, dikdörtgen bir çerçeveye sahip elips bir havuz vardır. Konağın içi, sütunları, onu çevreleyen dış duvarları ve bahçesindeki tabanı tamamen bazalt taşlardan yapılmıştır.

Ekspres Manşet Foto 2024 02 13T150618.546

COĞRAFİ İŞARET OLARAK PATENT BAŞVURUSU YAPILDI

Diyarbakır'la özdeşleyen bazaltın yöresel malzeme olarak coğrafi işaret alması ve tescili için 2017 yılında  Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Kalkınma Ajansı ve Dicle Üniversitesi'nin dahil olduğu "Yöresel Ürünler Coğrafi İşaret ve Tescil Alma Projesi" kapsamında "Diyarbakır Bazalt Taşının Tescillenmesi" amacıyla başvuru süreci başlatıldı. Bazalt taşı, Türk Patent Enstitüsü tarafından C2017/239 sayılı başvuru numarası ile "Başvuru Aşamasındaki Coğrafi İşaret" listesine alındı.

BAZALT, UNESCO SÜRECİNDE ETKİLİ OLDU

Diyarbakır surlarının tamamına yakınının yöresel malzeme olan bazalt taşından yapılmış olması UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilme sürecinde belirleyici ve etkileyici bir özellik olduğu değerlendirilmektedir. Bazalt taşı Türkiye’de pek çok yerde kullanılan bir taş olmasına rağmen Diyarbakır'da kentin bir bazalt plato üzerinde yer alması ve kentte var olan tüm medeniyetlerin mimari mirasının bu platonun bazaltından yapılmış olması, bu taşın "Coğrafi İşaret" olarak başvurusunda önemli neden olmuştur.

KARA AMİD İSMİ BAZALTTAN GELİYOR

Tarihte değişik adlarla da anılan Diyarbakır'ın bir diğer adı ise "Kara Amid"dir. Bu ad, Sur'lar başta olmak üzere halen bazıları da ayakta bulunan han, konak, kilise, hamam, cami ve sivil mimari yapılarda kullanılan siyah bazalt taşından gelmektedir. Araştırmacı Lord Warkworth, uzun süre kentte hakimiyet kuran Romalıların Diyarbakır'a "Kara Amid" dediğini yazar. 

ESKİ DİYARBAKIR ÇİZİM VE RESİMLERE İŞLENDİ

Kenti ziyaret eden Carsten Niebuhr (1766) ve Buckingham (1815) bazalt taşla kaplı olan sokaklardan,  evlerden ve kentin bazalt taşı ile inşa edildiğinden söz etmişlerdir. Edmund Naumann ise Diyarbakır’ın anıt ve evlerinde kullanılan bazalt taşının koyu gri renkte olduğunu, üst üste konulan taşların iri ve özenle işlendiğini ifade eder. Diyarbakır’da pek çok anıtsal yapının çizim ve fotoğraflarla belgelendiği ve 1910 yılında yayınlanan Max Van Berchem ve Josef  Strzygowski tarafından yazılan "Amida" ile Albert Gabrıel’in 1940 yılında basılan "Voyages Archéologiques Dans la Turquie Orientale" adlı eserlerinde kentin, üzerinde yerleştiği platonun bazalt taşları ile inşa edildiği çizim ve resimlerle vurgulanmıştır.

Muhabir: AHMET SÜMBÜL