ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL

ABD-İran hattında tırmanan gerilim ve savaşın küresel petrol piyasalarına etkisi büyürken, Enerji Petrol Gaz İkmal İstasyonları İşveren Sendikası (EPGİS) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Aziz Akgül, Türkiye açısından ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi. Gazetemiz Güneydoğu Ekspres’e konuşan Akgül, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki aksamanın sürmesi halinde enerji krizinin uzun süreli olabileceği uyarısında bulundu.

EKSPRES’E ÖNEMLİ DEĞERLENDİRME

Hürmüz Boğazı’ndaki aksamanın devam etmesi halinde, enerji krizinin de aynı ölçüde uzun süreli olmasına yol açacağını vurgulayan Akgül, şunları ifade etti:

“2025 Haziran ayında ‘12 gün savaşları’ olarak adlandırdığımız süreçte, Hürmüz Boğazı’nın kapanmayacağını ve petrol fiyatlarında anormal bir dalgalanma yaşanmayacağını ifade etmiştik. Nitekim o dönemde gelişmeler de öngördüğümüz şekilde gerçekleşti.

Diyarbakır Petrolü Türkiye Için Kritik Öneme Sahip3

“YENİ SAVAŞ İÇİN AYNI DEĞERLENDİRMEYİ YAPAMAYIZ”

Ancak yaklaşık 26 gün önce başlayan bu yeni savaşta aynı değerlendirmeyi yapmak mümkün olmadı. Bugün gelinen noktada, küresel ölçekte bu savaştan etkilenmemek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Özellikle dolum tesislerinin ve rafinerilerin hedef alınması, enerji arzına doğrudan darbe vurmuştur.

“HÜRMÜZ BOĞAZI CİDDİ ŞEKİLDE AKSAYAN BİR GEÇİŞ HATTINA DÖNÜŞTÜ”

Önceki savaşta OPEC ülkeleri günlük üretimi önce 400 bin varil artırmış, ardından savaşın başlangıcından kısa süre önce 200 bin varillik ek artış kararı almıştı. Ancak bu yeni savaşın başlamasıyla birlikte çatışmanın boyutu değişmiş ve bugün itibarıyla Hürmüz Boğazı ciddi şekilde aksayan bir geçiş hattına dönüşmüştür.

“ÜRETİM TESİSLERİNİN HEDEF ALINMASI RİSKİ BÜYÜTTÜ”

Özellikle Suudi Arabistan’da, OPEC içerisinde en yüksek üretim kapasitesine sahip olan kritik depolama ve üretim tesislerinin hedef alınması, arz tarafındaki riski daha da artırmıştır. OPEC ülkelerinin büyük bir kısmının bu coğrafyada yer alması ve bilinen petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 50’sinin Hürmüz Boğazı çevresindeki ülkelere ait olması, bölgenin stratejik önemini daha da belirgin hale getirmektedir.

Diyarbakır Petrolü Türkiye Için Kritik Öneme Sahip

“CİDDİ BİR ENERJİ ARZ SIKINTISI ORTAYA ÇIKTI”

Bu gelişmeler sonucunda küresel ölçekte ciddi bir enerji arz sıkıntısı ortaya çıkmıştır. Eğer savaş petrol piyasasının dinamiklerini kalıcı olarak değiştirecek bir boyuta ulaşırsa, yeni dengeler oluşacak ve bu durum fiyatların daha da yükselmesine neden olacaktır.

“KARA HAREKATI SENARYOLARI PETROL FİYATLARINI 100-120 DOLAR ARALIĞINA YÜKSELTİR”

Mevcut şartlar altında petrol fiyatlarının 90-100 dolar bandında dalgalanması beklenirken, İran veya Amerika Birleşik Devletleri’nin doğrudan kara harekatına girişmesi, savaşın seyrini tamamen değiştirebilir. Böyle bir senaryoda fiyatların 100-120 dolar aralığına yerleşme ihtimali güçlenecektir.

DIŞA BAĞIMLI ÜLKELERDE CİDDİ EKONOMİK ETKİLER YARATIR

Savaşın uzaması veya Hürmüz Boğazı’ndaki aksamanın devam etmesi, enerji krizinin de aynı ölçüde uzun süreli olmasına yol açacaktır. Bu durumun, özellikle enerjide dışa bağımlı ülkeler üzerinde ciddi ekonomik etkiler yaratması kaçınılmazdır.”

“TÜRKİYE, PETROL İHTİYACININ YÜZDE 90’NINI DIŞARIDAN İTHAL EDİYOR”

Türkiye’nin petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ını dışarıdan ithal ederek karşıladığını dile getiren Akgül, şunları söyledi:

“Petrol tedarikinde başlıca kaynaklar Irak, Rusya ve Kazakistan olurken; sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) önemli bir bölümü Cezayir ve Amerika Birleşik Devletleri’nden sağlanmaktadır. Doğal gazda ise en büyük pay Rusya ve Azerbaycan’a ait olup, kalan yaklaşık üzde 14’lük kısım İran’dan temin edilmektedir.

Diyarbakır Petrolü Türkiye Için Kritik Öneme Sahip2

“TÜKETİMİN KARNEYE BAĞLANDIĞI DÖNEMLERİ GÖRDÜK”

Bu çerçevede Türkiye açısından mevcut durumu klasik anlamda bir ‘arz krizi’ olarak tanımlamak doğru değildir. Çünkü kriz, finansal imkanlar olsa dahi ürüne erişilememesi durumudur. Geçmişte uygulanan petrol ambargolarında bunun örnekleri görülmüş; tüketimin karneye bağlandığı dönemler yaşanmıştır.

“BUGÜN İSE FİYATLARA YANSIYAN BİR MALİYET KRİZİ VAR”

Bugün ise karşı karşıya olduğumuz durum, daha çok küresel ölçekte fiyatlara yansıyan bir maliyet krizidir. Bu fiyat baskısı Türkiye’yi de doğrudan etkilemektedir. Nitekim orta vadeli ekonomik programlar hazırlanırken petrol fiyatları önemli bir referans noktasıdır. Brent petrol fiyatında her 10 dolarlık artışın, Türkiye’de enflasyona yaklaşık yüzde 1,5 oranında yansıdığı kabul edilmektedir. Bu etki, başta lojistik maliyetleri olmak üzere sanayi üretim süreçlerine de doğrudan yansımaktadır.

“TÜRKİYE BUGÜNE KADAR CİDDİ BİR SORUN YAŞAMADI”

Buna rağmen Türkiye, bugüne kadar arz tarafında ciddi bir sorun yaşamamış; esas etki fiyatlar üzerinden hissedilmiştir. Bu süreçte, akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmaların enflasyona doğrudan yansımasını sınırlamak amacıyla uygulanan mobil sistem önemli bir rol oynamış ve şimdiye kadar etkili bir şekilde işlemiştir.”

Diyarbakır Petrolü Türkiye Için Kritik Öneme Sahip1

“PETROLÜN YÜZDE 90’NI, ENERJİNİN DE YÜZDE 70’Nİ İTHAL EDİYORUZ”

Yenilenebilir enerji yatırımlarının önemine dikkat çeken Akgün, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türkiye ve benzeri ülkeler, enerji alanında yüksek düzeyde dışa bağımlı ekonomiler arasında yer almaktadır. Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ı, toplam enerji ihtiyacının ise yüzde 70’ten fazlası ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bu oranlar, ekonomik kırılganlık açısından oldukça yüksek bir seviyeye işaret etmektedir. 2024-2025 döneminde petrol fiyatlarının görece düşük seyretmesi sayesinde yıllık yaklaşık 50 milyar dolar seviyesinde bir enerji ithalatı gerçekleşmiştir. Ancak petrol fiyatlarının 100 dolar bandında kalıcı hale gelmesi durumunda, bu tutarın 60-80 milyar dolar aralığına yükselmesi söz konusu olacaktır. Bu da doğrudan doğruya dışarıya daha fazla döviz transferi anlamına gelmektedir.

Bu çerçevede, enerji açısından dışa bağımlı ülkelerin küresel fiyat dalgalanmalarından etkilenmemesi mümkün değildir. Aksine, bu tür ekonomilerde artan enerji maliyetleri; cari açık, enflasyon ve üretim maliyetleri üzerinde ciddi baskılar oluşturur.

“ALTERNATİF VE YERLİ ENERJİ ÜRETİMİNE YÖNELMEK KAÇINILMAZDIR”

Bu nedenle söz konusu ülkelerin temel stratejisi, enerji bağımlılığını mümkün olan en düşük seviyeye indirmek olmalıdır. Bu doğrultuda alternatif ve yerli enerji kaynaklarına yönelim kaçınılmazdır. Türkiye bu alanda son yıllarda önemli bir ilerleme kaydetmiş; özellikle rüzgar ve güneş enerjisinde üretim payını yaklaşık yüzde 22 seviyesine çıkarmayı başarmıştır.

Bununla birlikte, Türkiye gibi ülkelerin Çin de dahil olmak üzere yenilenebilir enerji yatırımlarını daha da artırması, güneş ve rüzgar enerjisinin yanı sıra termal ve diğer alternatif kaynaklara yönelmesi büyük önem taşımaktadır. Ayrıca daha büyük ölçekli ve uzun vadeli enerji projelerinin hayata geçirilmesi, bu ülkelerin dışa bağımlılıklarını azaltmaları açısından kritik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.”

“DİYARBAKIR YERLİ ÜRETİMDE ÖNEMLİ BİR POTANSİYEL TAŞIYOR”

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle Diyarbakır’da yer alan petrol sahaları Türkiye’nin yerli üretimi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını vurgulayan Akgün, son alarak şunları aktardı:

“Bu kapsamda Diyarbakır’daki Kulka sahasında üretim faaliyetleri 1961 yılında başlamış olup, bugün Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı verilerine göre günlük yaklaşık 15 bin varil civarında üretim gerçekleştirilmektedir.

“ÜRETİMİN YAKLAŞIK 15 BİN VARİLİ DİYARBAKIR’DAN”

Türkiye genelinde ise günlük petrol tüketimi yaklaşık 1 milyon varil seviyesindeyken, toplam üretim 80-100 bin varil aralığında kalmaktadır. Bu üretimin yaklaşık 15 bin varillik kısmının Diyarbakır’dan sağlanması, bölgenin yerli üretimdeki önemini açıkça ortaya koymaktadır.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi alarmda!
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi alarmda!
İçeriği Görüntüle

“DİYARBAKIR’DA 100 KUYUNUN AÇILMASI PLANLANIYOR”

Öte yandan, 2026 yılı içerisinde Diyarbakır ve çevresinde yaklaşık 100 yeni sondaj ve kuyu çalışmasının planlandığı da TPAO tarafından paylaşılmıştır. Bu yeni kuyuların önemli bir bölümünün, 1961 yılından bu yana saha çalışmalarının sürdüğü Diyarbakır sınırları içerisinde yer alması beklenmektedir. Bu durum, Türkiye’nin mevcut üretimini artırma ve dışa bağımlılığını azaltma yönünde attığı adımlar açısından dikkat çekicidir.

“DIŞA BAĞIMLILIK YÜKSEK SEVİYEDE”

Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Türkiye’nin enerji görünümünde dışa bağımlılık halen yüksek seviyededir. Petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 90’ı, toplam enerji ihtiyacının ise yüzde 70’ten fazlası ithalat yoluyla karşılanmaktadır. Bu da yerli üretim artışlarının önemli olmakla birlikte, genel bağımlılık yapısını kısa vadede köklü şekilde değiştirmekte yetersiz kaldığını göstermektedir. Ancak gelinen noktada Türkiye enerji politikalarında doğru yolda ilerliyor.''

Muhabir: Güneş OCAĞA-Ceren AKYIL