ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU
Diyarbakır’da 3 çiftlikte yaklaşık 200 büyükbaş hayvan yetiştiren besici Ahmet İnan, artan girdi maliyetleri, öngörülemeyen satış fiyatları, ithalat politikaları ve krediye erişimde yaşanan sorunların hayvancılık sektörünü giderek zorlaştırdığını söyledi. İnan, yaklaşık 20 yıl önce yüzde 30-35 seviyelerinde olan kar marjının bugün yüzde 0-10 bandına gerilediğini belirterek, “En büyük sorun önümüzü görememek. Hayvanı bugün alıyoruz, 8-12 ay besliyoruz. Sonunda kar mı edeceğimizi, zarar mı edeceğimizi bilmiyoruz” dedi.
BESİCİNİN EN BÜYÜK SORUNU BELİRSİZLİK
Besici İnan, üretim sürecinde yem başta olmak üzere birçok girdinin fiyatının sürekli değiştiğini, buna karşılık 8 ila 12 ay süren besi döneminin sonunda hayvanın hangi fiyattan satılacağının önceden öngörülemediğini söyledi. İnan, Besicinin bugün aldığı hayvanı aylar boyunca beslediğini, bu süreçte yem, arpa, saman, silaj, soya, ilaç, veterinerlik hizmetleri, işçilik, elektrik ve mazot gibi çok sayıda maliyet kaleminin değiştiğini ifade ederek, “Buna karşın hayvanın satış fiyatı ancak kesim döneminde netleşiyor. Üreticinin yaklaşık bir yıllık sürecin sonunda kar mı edeceğini, zarar mı edeceğini yoksa başa baş mı çıkacağını hesaplamakta zorlanıyor” dedi.
YEM FİYATLARI BİR YILDA 700 LİRADAN 875 LİRAYA ÇIKTI
Besicilerin maliyetlerinde en önemli kalemlerden birinin yem oluşturduğunu belirten İnan, “Geçen yıl aralık ayında 50 kilogramlık bir torba yem yaklaşık 690-700 lira seviyesinde bulunurken, ocak ayında fiyat 750 liraya yükseldi. Bugün itibarıyla aynı yemin fiyatı 875 liraya ulaştı. Yem fiyatlarındaki artışların üreticinin maliyet hesabını zorlaştırıyor. Zamların kimi zaman hammadde, kimi zaman akaryakıt maliyetleri, kimi zaman da uluslararası kriz ve savaşlarla gerekçelendiriliyor. Ancak üretici açısından asıl sorun artışın gerekçesinden çok, fiyatların öngörülemez biçimde yükselmesidir” diye konuştu.
İnan, tedarikçilerin zaman zaman üreticileri önceden arayarak zam konusunda uyardığını belirterek, “Önümüzdeki hafta yeme torba başına 15 lira zam gelecek, şimdiden almanızı öneririm” şeklinde kendilerini bilgilendirdiklerini söyledi.
ARPA VE DİĞER GİRDİLERDE DE FİYAT BASKISI SÜRÜYOR
Benzer fiyat hareketleri mısır silajı, arpa, saman ve yonca gibi diğer temel girdilerde de yaşandığını aktaran İnan, “Bu ürünlerde özellikle hasat döneminde, haziran ve temmuz aylarında bir miktar fiyat düşüşü görülürken, ancak sezonun diğer dönemlerinde fiyatlar yükseliyor. Arpa bu sezon hasat döneminde üretici tarafından ton başına 11 bin, 11 bin 500 lira seviyesinde satışa sunuldu. Eylül ayında yerinde arpa fiyatı yaklaşık 13 bin 500 liraya yükseldi” diye konuştu.
20 YILDA KAR MARJI YÜZDE 35'LERDEN YÜZDE 10'LARA GERİLEDİ
Besicilikteki ekonomik değişimin geçmişle bugün karşılaştırıldığında daha net görüldüğünü belirten İnan, yaklaşık 20 yıl önce bir hayvanın satın alınmasından kesime kadar oluşan toplam maliyetin 6-7 bin lira civarında olduğunu ifade etti. Bu maliyetin üzerine besicinin ortalama bin 500-2 bin lira kazanç sağlayabildiğini belirten İnan, bunun yaklaşık yüzde 30-35 seviyesinde bir kar marjına karşılık geldiğini söyledi. Bugün ise besicilikte kar marjının yüzde 0 ile yüzde 10 arasında değiştiğini, üreticinin hedefinin yüzde 15 seviyesinde kar elde etmek olduğunu kaydetti.
Bugün büyükbaş bir hayvanın kalitesine göre ortalama 150 bin lira olduğunu aktaran İnan, besi sürecindeki yem, ilaç ve diğer giderlerin ise yaklaşık 60-70 bin lirayı bulduğunu ve bir hayvanın toplam maliyetinin yaklaşık 220 bin liraya ulaştığını ifade etti.
HASTALIK VE ÖLÜM RİSKİ DE ÜRETİCİNİN ÜZERİNDE
Besicilikte riskin yalnızca yüksek maliyetlerden kaynaklanmadığını belirten İnan, hastalık ve salgınların da üreticiyi ciddi zarara uğratabildiğini söyledi. Bir hayvanın hastalanarak ölmesi halinde hayvanın kesilerek tüketilmesinin mümkün olmayabileceğini belirten İnan, bu durumda üreticinin hayvan için yaptığı harcamanın tamamını kaybedebildiğini söyledi. İnan, “Bu nedenle bazı üreticiler yüzde 5-10 gibi düşük karlar elde etmek yerine doğrudan zarar edebiliyor” diye kaydetti.
“HAYVANCILIK ARTIK ÇOK DAHA BELİRSİZ BİR SEKTÖR”
Hayvancılığın geçmişte tecrübenin yanı sıra zaman zaman şans faktörünün de etkili olduğu bir sektör olarak görüldüğünü belirten İnan, uygun zamanda hayvan alıp satan üreticilerin geçmişte yüzde 50-60'a varan karlar elde ettiği dönemler bulunduğunu söyledi. İnan, “Ancak bugün temel problem üreticinin önünü görememesi. Besici hayvanı aldıktan sonra 8-12 ay boyunca besliyor, bu süreçte girdiler defalarca zamlanıyor ve fiyatlar ise ancak dönem sonunda belli oluyor” dedi. İnan, üreticinin zihnindeki en önemli sorunun ise “Ben bu hayvanı sattığımda kar mı edeceğim, zarar mı edeceğim, yoksa başa baş mı çıkacağım?” olduğunu söyledi.
“DENGESİZ İTHALAT POLİTİKASI SEKTÖRÜ ZORLUYOR”
Besicilerin gündemindeki bir diğer önemli konunun ithalat politikaları olduğunu vurgulayan İnan, üreticilerin ithal hayvana tamamen karşı olmadığını belirtti. Tüketicinin uygun fiyata et ve süt ürünlerine ulaşabilmesi için gerektiğinde ithalat yapılabileceğini ifade eden İnan, ancak ithalat politikalarının yıllardır hayvancılıkla uğraşan ve geçimini bu sektörden sağlayan üreticileri de koruyacak şekilde uygulanması gerektiğini söyledi.
Hayvancılığın yalnızca et ve süt üretimi açısından değil, ülkenin gıda güvenliği açısından da stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan İnan, üretimin giderek ithalata bağımlı hale gelmesinin uzun vadede sektör açısından ciddi riskler oluşturacağını belirtti. İnan, ithalat kararlarının yerli üretim kapasitesini zayıflatmayacak bir anlayışla ele alınması gerektiğini kaydetti.
KREDİYE ERİŞİMDE TEMİNAT VE FAİZ SORUNU
Besicilerin önemli taleplerinden biri de kredi imkanlarının iyileştirilmesi olduğunu vurgulayan İnan, mevcut desteklerin hem miktar hem de bürokratik süreç açısından yetersiz kaldığını söyledi. Üreticilerin kredi kullanmak istediğinde banka, tarım müdürlüğü ve diğer idari süreçlerde çeşitli sorunlarla karşılaşabildiğini söyleyen İnan, özellikle hayvan alım kredilerinde istenen teminatların üreticiyi zorladığını ifade etti. İnan, bugün besiye alınacak bir hayvanın satın alma maliyetinin yaklaşık 150 bin lira olduğunu, buna karşın 10 milyon liralık kredi kullanmak isteyen bir üreticiden şubeye ve banka yöneticisinin inisiyatifine göre 17-18 milyon lira seviyesinde teminat talep edilebildiğini aktardı. Üreticilerin kredi konusunda daha esnek şartlar ve daha düşük faiz oranları talep ettiğini belirten İnan, yüksek maliyetlerle üretim yapan besicinin yüksek faizli kredilerle ayakta kalmasının zor olduğunu söyledi.
“GİRDİ MALİYETLERİ ARTIYOR, ET FİYATLARI AYNI ORANDA YÜKSELMİYOR”
Besicilerin en önemli sorunlarından birinin de girdi maliyetleri ile et fiyatları arasındaki dengesizlik olduğunu belirten İnan, üreticinin yem, arpa, saman, ilaç, elektrik, mazot, işçilik ve veterinerlik hizmetleri gibi tüm giderleri maliyet hesabına dahil ettiğini söyledi. Hayvanın kesim döneminde ulaşacağı canlı ağırlık ve elde edilecek et miktarının hesaplandığını belirten İnan, ardından mevcut satış fiyatıyla yapılan karşılaştırmada et fiyatlarının artan maliyetleri her zaman yeterince karşılamadığını ifade etti. Et fiyatlarının tüketici açısından kısa vadede düşük tutulmasının olumlu görülebileceğini belirten İnan, ancak üreticinin maliyetlerini karşılayamadığı bir sistemin uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Devletin bu noktada önemli bir rol üstlenmesi gerektiğini belirten İnan, et ve süt fiyatları ile üretim maliyetleri arasında sürdürülebilir bir denge kurulmadığı takdirde besicilik ve genel anlamda hayvancılık sektörünün önümüzdeki yıllarda daha da küçülebileceği uyarısında bulundu. İnan ayrıca, yaklaşık 10 yıllık süreçte sektörün ciddi biçimde gerilemesi riskine karşı üreticinin korunması gerektiğini ifade etti.
“AMAÇ İTHALATI TAMAMEN DURDURMAK DEĞİL”
Besicilerin temel beklentisinin ithalatın tamamen durdurulması olmadığını belirten İnan, ithalat kararlarının üretici maliyetleri, kredi imkanları ve tüketici fiyatlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. İnan, üreticiyi de tüketiciyi de koruyacak, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir sistem oluşturulmasının sektörün geleceği açısından kritik olduğunu belirterek, besicilerin en büyük ihtiyacının yalnızca destek değil, önünü görebileceği bir üretim ve fiyat politikası olduğunu vurguladı.


