Diyarbakır’da Mezopotamya Psikologlar Derneği (DER-MEZ) tarafından “İnsan psikolojisini dili ve kimliğiyle hissetmeli” şiarıyla düzenlenen kongrenin ikinci oturumunda "Psikoloji pratiklerinde test ve terapi" ve "Anadilin, kimliğin inşası ve inkarındaki yeri" konuları konuşuldu.
Psikometrik testlerin 19’uncu yüzyıl Sanayi Devrimi ve kapitalist sistemin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini belirten Psikolog Emel İzgi Demir, bu araçların temelde kitleleri kontrol etme, sınıflandırma, eleme ve belirli kalıplara sokma amacı taşıdığını vurguladı. Testlerin tarihsel süreçte ırk ıslahı yaklaşımlarla beslendiğine dikkat çeken Emel İzgi Demir, "Günümüzde her ne kadar süreci esas alan dinamik bir yere evriltilmeye çalışılsa da temelindeki kategorizasyon ve etiketleme riski devam ediyor" ifadelerini kullandı.
ÇOCUKLARIN ZEKA DÜZEYLERİ NASIL ÖLÇÜLÜYOR?
Kürt terapistlerin klinik alanda ciddi zorluklarla karşılaştığını aktaran Emel İzgi Demir, çocukların zeka ve gelişim düzeylerinin kendilerine dayatılan ve anadillerini yok sayan ölçüm araçları üzerinden değerlendirildiğini söyledi. Test eğitimlerinde katı bir standardizasyonun dayatıldığını belirten Emel İzgi Demir, "Testlerin yönergesinde tek bir cümlenin dahi değiştirilmemesi bekleniyor. Ancak teorideki bu standardizasyon ile klinik uygulamalardaki gerçeklik arasında büyük bir tutarsızlık var. Anne karnından itibaren sokak ve oyun dilini anadilinde inşa eden bir çocuğun, farklı bir dilde hazırlanan testlerle değerlendirilmesi etiketlenmeye ve elenmeye yol açıyor" dedi.
'TESTLER DİLİMİZLE UYUŞMUYOR’
Sonrasında konuşan Psikolog İsmail Güven, hastahanelerde çalışan psikologların karşılaştığı sorunlarından bahsetti. Hastahanelerde ilişki içerisinde oldukları birkaç grubun olduğunu ifade eden Güven, "Birinci Grup: Doğrudan hastaneden rapor almak için başvuran kişilerdir. Örneğin; ehliyet almak, silah ruhsatı almak, emniyet veya okul servisi şoförlüğü gibi işler için rapor almaya gelenler veya emeklilik ya da engellilik için psikolojik teste girmesi gerekenler. Biz bu kişilere test uygularız, durumlarını tespit ederiz. İkinci Grup: Psikiyatri veya nöroloji doktoru tarafından sevk edilen, tanı konulması veya durumunun netleşmesi istenen hastalardır. Üçüncü Grup: Tedavi-terapi grubudur. Doktor kontrolünden geçip tedavi amacıyla, psikoterapi almak için gelen hastalardır. Bu süreçte karşılaştığımız en büyük mağduriyetlerden ve sıkıntılardan biri, kendi halkımızın bu sağlık hizmetlerinden tam anlamıyla yararlanamamasıdır. Dilimize ve kültürümüze uygun materyallerin hazır olmamasıdır. Bir test hazırlandığında bunun standart hale gelmesi ve uyarlanması birçok aşamadan geçer. Örneğin; Türkiye'de hazırlanan ya da İngilizceden Türkçeye çevrilen testler, hem dil olarak hem de kültür olarak bizim dilimizle ve kültürümüzle uyuşmamaktadır" dedi.
'DİL ULUSAL BİRLİĞİ SAĞLAR'
Dilin, duygu ve düşüncelerinin taşıyıcısı, canlı ve toplumsal bir varlık olduğunu kaydeden Psikolog Azad Dildar, dil, insan ve yaşam arasında derin bir ilişkinin bulunduğunu belirtti. Dilin ruh sağlığı alanı açısından öneminin burada başladığını aktaran Dildar, "Dil, bir millet bağlamında ulusal birliği sağlar; tarihlerine, kültürlerine ve folklorlarına ulaşımı gösterir. Dilin sadece bir iletişim aracı olduğunu söyleyemeyiz. Çocuk henüz anne karnındayken dille ilişki kurmaya başlar. Yani dili kavramasa bile dilin sesini tanır. Bu konuda araştırmalar yapılmıştır; anneler çocuklarını ağlayışlarından, çocuklar da annelerini seslerinden tanırlar. Ancak bunlar arasında en çok sevdiğim, Finlandiyalı yazar ve dil sevdalısı Antti Jalava'nın şu sözüdür: 'Anadilim benim derimdir, diğer diller ise elbisemdir. Elbiselerimi istediğim zaman değiştirebilir ve yenisini giyebilirim; ancak derimi üzerimden söküp atamam.' Bu da anadilin, yani o ilk ve birincil dilin önemini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Heidegger de dilden bahsederken 'Dil, varlığın evidir' der. Yani bir dili öldürmenin bir dünyayı öldürmek olduğunu söyleyebiliriz" diye konuştu.
'ANADİL BEYNİMİZDE DOĞRUDAN KARŞILIĞI OLAN BİR YAPIDIR'
"Dil, duygunun evidir" diye sözlerine başlayan Psikolog Masum Aydın ise kimliğin de "Ben kimim?" sorusunun yanıtı olduğunu söyledi. Aydın, kimliğin dil ile birleştiğinde insanın dünyasını ve hafızasını şekillendirmekte etkili olduğunu kaydetti. Anadilin sadece bir kimlik simgesi olmadığını bir temeller bütünü olduğunu ifade eden Aydın, "Temel sarsıldığında veya elden gittiğinde kimlik de sarsılır ve yok olur. Dünyadaki genel araştırmalar göstermiştir ki; Çince ve İngilizce konuşanlar arasında dil aktivasyonları farklıdır. Çince konuşurken beynin her iki tarafı da aktif olurken, İngilizce konuşurken belirli bölgeler daha fazla çalışır. Beynin ön bölgesinde dilin ve kimliğin yeri bulunur. Kimlik üzerine konuşulduğunda bu bölge aktifleşir. Beyinde kendimiz ile başkaları için çalışan bölgeler farklıdır. Ayrıca cilt direnci ve amigdala sinyalleri üzerine yapılan araştırmalarda, nötr kelimeler her iki dilde benzer tepkiler verirken; duygusal, ailevi veya içsel bir kelime söylendiğinde anadilde verilen fizyolojik tepki ve beyin reaksiyonu çok daha güçlü olmaktadır. İkinci dilde ise bu tepki aynı güçte olmamaktadır. Buradan da anlıyoruz ki anadil, beynimizin derinliklerinde, kimliğimizde ve bedenimizde doğrudan karşılığı olan bir yapıya sahiptir" şeklinde konuştu.
'KİMLİK İNŞASI VE DİL BİRBİRİYLE BAĞLANTILI'
Ailenin toplumun yaratılışının temel noktası olduğunu belirten Psikolog Aryen Aslan, "Kelimeler ne kadar kültürel zenginliğe sahip olursa, bu kelimelerin ne kadar iyi hatırlandığı, büyüklerimizin bu kelimeleri nasıl kullandığı ve anlamlarının nasıl kavrandığı önemlidir. Dil, sistematik bir yapı değildir. Her ne kadar bir toplumda tecrübe edinilip kendi içinde iletilse de, kimliğin inşası ve dil birbirine bağlıdır. Kimlik de sadece tek bir faktöre bağlı değildir. İnsanın kimliği birkaç faktörün birleşimiyle oluşur. Bu faktörler dünyasında aile, doğum, kültür, coğrafya, arkadaşlık ve kişisel deneyimler yer alır. Dil, tüm bu unsurların merkezindedir. Tüm bunları bir arada tutan bir bağdır. Örneğin dil, aileyle bağlantılıdır; çünkü insanlar ilk dillerini aile ortamında öğrenirler. Bu yüzden dil, her yönüyle cevabın bir parçasıdır" dedi.
'DEĞERSİZLEŞTİRİLİRSE İNSAN DİLDEN UZAKLAŞIR'
Dil, hafıza ve çocukluğun birbiriyle bağlantı içerisinde olduğunu söyleyen Aryen Aslan, çocukluk deneyimleri ve toplumsal yaşamın sürdürülmesinin de anadile bağlı olduğunu söyledi. Aryen Aslan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Dilin duygularımız üzerindeki etkisi de çok güçlüdür; çünkü duygularımızı dil aracılığıyla ifade ederiz. Aidiyet hissi derin bir duygudur. Çünkü bir dilin kelimeleri, haberleri, mizahı, şarkıları ve sembolleri duygularımızın kaynağı haline gelebilir. Eğer bir insan dilden ve kültürden mahrum kalırsa, okulda toplumun norm dili dışında bir dil öğretilirse, o zaman kendi kimliği açıkça zarar görebilir. Bu durum büyük bir korku yaratır. Bir insan ya da bir toplum için bu durum bir tehdittir. Eğer bir insan kendi dilinden uzaklaşırsa, okulda zorunlu bir dil kullanılırsa ya da o dil değersizleştirilirse, zamanla insan o dilden uzaklaşabilir. Böylece insanlar kendi toplumsal dünyalarını bu şekilde deneyimlerler. Benim kim olduğum ile okulda öğretilenler arasındaki mesafe büyür. Bu durum, bir dilin yok edilmesine ve dilin yaşamsallığının tehlikeye girmesine yol açabilir. Bir dil bir toplumda değersizleştiğinde, bu değersizleşme sadece dille sınırlı kalmaz, insanın kendisine de yansır. Bunun sonucunda, insanların bu dili toplumsal yaşamda konuşma ağırlığı azalır. Bir dil eğitimde, medyada ve diğer alanlarda sınırlandırılır ya da yasaklanırsa, zamanla o dille yapılan işlerin azalmasına veya tamamen yok olmasına sebep olur."
Yarın da devam edecek olan kongrenin ilk günü atölye çalışması ile sona erdi.




