Mehmet TÜRK yazdı
Sokakta güven duygusunu zedeleyen ne varsa, sanki birer birer karşımıza çıkıyor.
Devletin her sokağa hakim olmasını, vatandaşın kendisini güvende hissetmesini, çocuklarımızın uyuşturucudan ve çetelerden korunmasını elbette istiyoruz.
Ancak bugün Diyarbakır’da konuşulması gereken yeni ve son derece önemli bir başka mesele daha var:
Son günlerde özellikle iş çevrelerinde konuşulan ve dedikodunun ötesine geçtiği ifade edilen ciddi iddialar.
Elbette burada önemli bir parantez açmak gerekiyor. Anlatacaklarım kesinleşmiş bilgiler değil. Bunlar tarafımıza ulaşan ciddi duyumlar ve iddialardır. Dolayısıyla hiçbir banka çalışanını, hiçbir kurumu ve hiçbir kişiyi suçlu ilan etmiyoruz.

Ancak kamuoyunun konuştuğu böylesine ciddi bir iddia varsa, bunun araştırılması da kamu adına görev yapan kurumların sorumluluğundadır. İddia ne?
İddiaya göre Diyarbakır’da bazı banka çalışanları, kredi başvurusunda bulunan sanayici, küçük esnaf ve vatandaşların dosyalarını sonuçlandırmak yerine yaklaşık on gün süren bir sürece sokuyor. Ardından kredi başvurusunun olumsuz sonuçlandığı bildiriliyor.
Ve bundan sonra asıl dikkat çekici bölüm başlıyor.
İddiaya göre bazı başvuru sahipleri, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde faaliyet gösterdiği ileri sürülen bir tefeci grubuna yönlendiriliyor. Burada yüksek faiz ve kısa vade karşılığında para verildiği, karşılığında ise taşınmaz, ev, otomobil veya imzalı senet gibi teminatların istendiği öne sürülüyor.

Daha da vahimi…
Bazı banka çalışanlarının hem kredi arayan kişilerden hem de kendilerine yönlendirildiği ileri sürülen kişilerden komisyon aldığı iddiası var. Eğer bu iddialar doğruysa, ortada yalnızca bankacılık sistemiyle ilgili bir sorun yoktur.
Ortada vatandaşın çaresizliğinin istismar edilmesi gibi son derece ağır bir tablo vardır. Bankadan çıkıp tefecinin kapısına gitmek Düşünün… Bir sanayici üretimini sürdürebilmek için kredi arıyor.
Bir esnaf borcunu çevirmek, çalışanının maaşını ödemek için finansmana ihtiyaç duyuyor.

Bir vatandaş hayatındaki zor bir dönemi atlatabilmek için bankanın kapısını çalıyor. Banka kapısından çıktığında ise kendisini çok daha ağır şartların beklediği başka bir kapının önünde buluyor.
Tefeci kapısı…
Yüksek faiz.
Kısa vade.
Ağır teminatlar.
Senetler.
Ve giderek büyüyen borç.
İlk anda sorun çözülmüş gibi görünüyor.
Ama ödeme zamanı geldiğinde, borç alan kişinin asıl kabusu başlıyor.
Bir ev…
Bir araba…
Bir işyeri…
Bir arsa…
Yıllarca alın teriyle kazanılmış bir mal varlığı, birkaç aylık ekonomik sıkışıklığın bedeli haline gelebiliyor. İşte bu nedenle bu iddialar, “Diyarbakır’da şöyle bir söylenti var” denilerek geçiştirilecek kadar basit değildir.

Sokaktaki tablo zaten yeterince ağır
Üstelik bütün bunları Diyarbakır’ın son dönemde yaşadığı diğer olaylardan bağımsız düşünmek de mümkün değil.
Sur ilçesinde 14 yaşındaki bir kolej öğrencisi kız çocuğuna zorla uyuşturucu verildiği iddiası…
Ardından kız çocuğunun iki ağabeyinin, aynı kişiler tarafından pusuya düşürülerek, silahla ağır yaralanmasıyla sonuçlanan silahlı olay…
Meslektaşımız Mürsel Acay’ın silahlı saldırıya uğraması…
Daha önce gazeteci Meyser Tuncay’a yönelik silahlı saldırı…
Bütün bunlar bize aynı şeyi söylüyor:
Diyarbakır’da suçun farklı alanları birbirine temas etmeye başlamışsa, mesele artık tek tek olayların ötesindedir. Uyuşturucu varsa, onu dağıtan bir yapı vardır.
Fuhuş varsa, bunun arkasında organizasyonlar olabilir. Çeteler varsa, onları besleyen ekonomik ve sosyal kanallar vardır.
Tefecilik varsa, ekonomik olarak sıkışmış insanları bu noktaya iten bir düzen vardır. Ve bütün bunlar birbirinden tamamen bağımsız olmayabilir. Bu iddialar araştırılmalı…Diyarbakır Valisi Sayın Murat Zorluoğlu…
Diyarbakır’da göreviniz süresince önemli işlere imza attığınızı, özellikle kentin geleceği açısından değer taşıyan birçok çalışmanın ve projenin içerisinde olduğunuzu biliyoruz. Bu nedenle size bir gazeteci olarak değil, aynı zamanda bu kentin bir insanı olarak sesleniyorum:
“Devlet her sokağa hakimdir” sözünüzün arkasında olduğunuzu biliyoruz.
Şimdi Diyarbakır halkı sizden bir başka konuda da aynı kararlılığı görmek istiyor.
Bankalardan kredi alamadığı için tefecilerin eline düşürüldüğü iddia edilen vatandaşların durumunun araştırılmasını…
Banka çalışanları ile tefeciler arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığının ortaya çıkarılmasını… Varsa bu bağlantının kimlere kadar uzandığının belirlenmesini…Ve suç işleyen kim olursa olsun, hukuk çerçevesinde gerekenin yapılmasını bekliyoruz. Çünkü devlet yalnızca sokakta görünür olmamalıdır.
Devlet, vatandaşın çaresiz kaldığı anda da yanında olduğunu göstermelidir.
Bir vatandaş bankaya güvenerek girdiğinde, çıkışta tefecinin kapısını gösterecek bir sistemin parçası haline gelmemelidir.
Diyarbakır bunu hak etmiyor. Diyarbakır; tarihiyle, kültürüyle, insanıyla, üreticisiyle, esnafıyla, sanayicisiyle çok daha güzel bir geleceği hak ediyor.
Bu kentin çocuklarının uyuşturucu tacirlerinin hedefi olmasını istemiyoruz.
Gençlerin çetelerin ağına düşmesini istemiyoruz. Kadınların ve çocukların suçun mağduru olmasını istemiyoruz.
Gazetecilerin, iş insanlarının, esnafın kendisini tehdit altında hissetmesini istemiyoruz. Ve ekonomik olarak zor durumda kalan insanların, çözüm ararken tefecilerin ağına sürüklenmesini hiç istemiyoruz.
Diyarbakır’ın sokakları da, ekonomisi de, geleceği de güvenli olmak zorunda.
Bugün duyduğumuz iddiaların doğru olup olmadığını bilmiyoruz. Ama tam da bu nedenle araştırılmasını istiyoruz.
Çünkü bazen bir iddianın en tehlikeli tarafı doğru olması değil, doğru olup olmadığının hiç araştırılmamasıdır.
Sayın Valim;
Sokağına kadar hakim olan devletin, vatandaşın banka kapısından çıktıktan sonra hangi kapıya yönlendirildiğini de görmesini bekliyoruz. Uyuşturucuya, fuhuşa, çetelere, mafyaya ve şimdi de gündeme gelen tefecilik iddialarına karşı Diyarbakır’ın yanında olacağınıza inanıyoruz. Bu kentin insanı sizden yalnızca güvenlik değil, güven istiyor.
Ve biz de bütün bu tehlikelerin Diyarbakır’ın geleceğini karartmasına izin verilmeyeceğine inanıyoruz.


