ÖZEL HABER-Mehmet TÜRK

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi eski Başkanı ve sanayici iş insanı Aziz Odabaşı, Türkiye’de son dönemde yeniden tartışılmaya başlanan entegrasyon kavramından anadile, Kürt meselesinden ekonomik kalkınmaya kadar birçok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Güneydoğu Ekspres’e özel açıklamalarda bulunan Odabaşı, “Türkiye’nin insanları birbirine benzetmeye değil, birbirine eşit yurttaşlar olarak bağlamaya ihtiyacı var. Aynı olmak zorunda değiliz ama eşit olmak zorundayız” dedi.

Türkiye’de son dönemde “entegrasyon” kavramı üzerinden yürütülen tartışmalar, farklı kimliklerin toplumsal yaşama katılımı, anadil, eşit yurttaşlık ve ekonomik kalkınma başlıklarını yeniden gündeme taşıdı.

Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi eski Başkanı ve sanayici iş insanı Aziz Odabaşı, entegrasyonun farklılıkların ortadan kaldırılması anlamına gelmemesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

Diyarbakır’dan Entegrasyon Yorumu

“ENTEGRASYON ASİMİLASYON DEĞİLDİR”

Entegrasyon kavramının nasıl tanımlandığının kritik önem taşıdığını ifade eden Odabaşı, “Entegrasyon, farklı olanın çoğunluğa benzemesi midir; yoksa farklılıklarını koruyarak eşit bir yurttaş olarak ortak geleceğe katılması mı?” diye sordu. Kendisinin ikinci anlayıştan yana olduğunu belirten Odabaşı, şöyle konuştu:
“Türkiye’nin artık insanları birbirine benzetmeye değil, birbirine eşit yurttaşlar olarak bağlamaya ihtiyacı var. Bir insanın topluma katılması için kendi kimliğinden vazgeçmesi gerekiyorsa, orada entegrasyondan değil, asimilasyondan söz ediyoruz. Gerçek entegrasyon, farklılıkların yok edilmesi değil, farklılıklarla birlikte ortak bir hayat kurulmasıdır.”

Toplumun da tıpkı bir işletme gibi farklı yeteneklerin ve kimliklerin bir arada çalıştığı bir yapı olduğunu dile getiren Odabaşı, “Hepimizin aynı düşünmesi gerekmiyor. Aynı kültüre sahip olmamız gerekmiyor. Aynı dili konuşmamız bile gerekmiyor. Ama aynı hukuk düzeninin eşit yurttaşları olabilmeliyiz” dedi.

Diyarbakır’dan Entegrasyon Yorumu 3

“EŞİT YURTTAŞLIK TAVİZ DEĞİLDİR”

Eşit yurttaşlığın herhangi bir kesime verilen ayrıcalık olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Odabaşı, bunun modern devletin temel sorumluluğu olduğunu söyledi.

Odabaşı, “Eşit yurttaşlık bir taviz değildir. Tam tersine, ayrıcalığın karşısındadır. Devlet karşısında kim olduğunuz nedeniyle daha az veya daha fazla değer görmemektir. Dilinize, kültürünüze, düşüncenize veya doğduğunuz yere bakılmaksızın aynı hukuki güvenceye sahip olmaktır” ifadelerini kullandı.

“KÜRT MESELESİNİ YALNIZCA GÜVENLİK BAŞLIĞI ALTINDA KONUŞAMAYIZ”

Türkiye’nin Kürt meselesine yaklaşımının da değişmesi gerektiğini savunan Odabaşı, güvenliğin devletin vazgeçilmez sorumluluğu olduğunu ancak meselenin yalnızca güvenlik perspektifiyle ele alınamayacağını belirtti.

Diyarbakır’dan Entegrasyon Yorumu 2

Odabaşı, “Bu mesele aynı zamanda demokrasi meselesidir, hukuk meselesidir, ekonomik kalkınma meselesidir, dil ve kültür meselesidir, siyasal katılım meselesidir ve en önemlisi karşılıklı güven meselesidir” dedi.

Türkiye’nin toprak bütünlüğü ile eşit yurttaşlığın birbirine karşıt kavramlar olmadığını ifade eden Odabaşı, “Kendisini bu ülkenin eşit sahibi hisseden vatandaşın ülkeye bağlılığı daha güçlü olur” değerlendirmesinde bulundu.

“DİL BİR TEHDİT DEĞİL, HAFIZADIR”

Anadil konusunda da dikkat çekici mesajlar veren Odabaşı, farklı dillerin yaşatılmasının Türkiye’nin bütünlüğüne tehdit olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Odabaşı, şöyle konuştu:

“Dil bir tehdit değildir. Dil hafızadır. Türkçenin ortak iletişim dili olması ile Kürtçenin yaşaması birbirine engel değildir. Bir annenin çocuğuyla Kürtçe konuşması Türkiye’yi bölmez. Bir çocuğun kendi kültürünü öğrenmesi Türkiye’yi zayıflatmaz. Tam tersine, kendi vatandaşının kültüründen korkmayan devlet daha güçlü devlettir.”

Diyarbakır’dan Entegrasyon Yorumu 1

Beşiktaş taraftarlarından Amedspor mesajı
Beşiktaş taraftarlarından Amedspor mesajı
İçeriği Görüntüle

Türkçenin ortak dil olarak gücünü korurken Kürtçenin de yaşamasına alan açılabileceğini belirten Odabaşı, “Bunu bir sıfır toplam oyunu haline getirmeye gerek yok” dedi.

“DİYARBAKIR’IN GENÇLERİ YALNIZCA KİMLİK DEĞİL GELECEK İSTİYOR”

İş dünyasındaki deneyimine de dikkat çeken Odabaşı, Diyarbakır’ın sorunlarının yalnızca kimlik başlığıyla açıklanamayacağını vurguladı.

“Diyarbakır’ın gençleri yalnızca kimliklerinin kabul edilmesini değil, geleceklerinin kurulmasını istiyor” diyen Odabaşı, gençlerin iş, nitelikli eğitim, üretim ve kendi şehirlerinde gelecek kurabilecekleri bir ekonomik ortam istediğini söyledi.

Odabaşı, “İnsan geleceğine güvenmiyorsa yatırımcı yatırım yapmaz. Genç geleceğine güvenmiyorsa başka şehirlere veya başka ülkelere gitmenin yollarını arar. Dolayısıyla toplumsal barış ile ekonomik kalkınmayı birbirinden ayırmak büyük bir hata olur” ifadelerini kullandı.

“GÜVEN OLMAYAN YERDE YATIRIM OLMAZ”

Yıllardır iş dünyasının içerisinde olduğunu belirten Odabaşı, ekonomik kalkınmanın temelinde güven bulunduğunu söyledi.

“Ben iş dünyasında yıllardır şunu görüyorum: Güven olmayan yerde yatırım olmaz” diyen Odabaşı, toplumsal barışın ekonomik kalkınma açısından da doğrudan belirleyici olduğunu vurguladı.

Diyarbakır’ın üretim kapasitesine dikkat çeken Odabaşı, kentin artık yalnızca potansiyelinden söz eden bir şehir olmaması gerektiğini belirterek, daha fazla yatırım, üretim ve ihracat çağrısında bulundu.

“DİYARBAKIR YARDIM BEKLEYEN BİR ŞEHİR DEĞİLDİR”

Diyarbakır’ın ekonomik kapasitesinin mevcut rakamların çok üzerinde olduğunu ifade ederek, “Diyarbakır yardım bekleyen bir şehir değildir. Diyarbakır üretmek isteyen bir şehirdir” dedi.

2025 yılında Diyarbakır’ın ihracatının 275,6 milyon dolara yükseldiğini, Organize Sanayi Bölgesi’ndeki istihdamın ise 23 bin kişiye ulaştığını bu rakamların yeterli olmadığını söyledi.

Odabaşı, “İhtiyacımız daha fazla yatırım, daha fazla üretim, daha fazla ihracat ve en önemlisi daha fazla güvendir. Diyarbakır’ın potansiyeli bunun çok üzerinde” diye konuştu.

“BÖLGENİN KALKINMASI TÜRKİYE’NİN KAZANCIDIR”

Doğu ve batı arasındaki ekonomik gelişmişlik farkının azaltılmasının Türkiye’nin tamamının yararına olacağını belirten Odabaşı, “Diyarbakır’ın gelişmesi İstanbul’un kaybı değildir. Mardin’in üretmesi İzmir’in kaybı değildir. Van’ın ihracat yapması Ankara’nın kaybı değildir. Bölgeye yalnızca yardım gönderen değil, yatırım yapan bir devlet anlayışına ihtiyaç vardır. Bir bölgede fabrika kuruluyor, gençler iş buluyor, üretim artıyor, ihracat yapılıyorsa bütün Türkiye kazanıyor” dedi.

“GÜÇLÜ YEREL YÖNETİMLER DEVLETİ ZAYIFLATMAZ”

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesinin de toplumsal aidiyet açısından önemli olduğunu dile getiren Odabaşı, güçlü yerel yönetimlerin merkezi devletin zayıflaması anlamına gelmediğini, şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik ilkelerinin korunması koşuluyla yerel demokrasinin güçlendirilmesinin vatandaş ile devlet arasındaki bağı kuvvetlendireceğini belirtti.

“Merkez ile yerel arasında sürekli bir çekişme yerine ortak akıl ve görev paylaşımı oluşturmalıyız” diyen Odabaşı, vatandaşın yönetime kendisini daha yakın hissetmesinin aidiyet duygusunu güçlendireceğini ifade etti.

“GEÇMİŞİN ACILARINI YOK SAYAMAYIZ”

Türkiye’nin geçmişinde farklı toplum kesimlerinin hafızasında derin yaralar bırakan olayların bulunduğuna da dikkat çekerek, geçmişle yüzleşmenin geleceğin inşası açısından önemli olduğunu belirten Odabaşı, “Her toplumun acısı da bu ülkenin hafızasıdır. “Acıları yarıştırmak yerine onları anlamaya çalışmalıyız. Çünkü hafızasız bir barış, kalıcı bir barış olamaz” dedi.

“TÜRKİYE YENİ BİR TOPLUMSAL SÖZLEŞME YAPABİLİR”

Türkiye’nin önündeki en önemli sorulardan birinin yeni bir toplumsal sözleşmenin kurulup kurulamayacağı olduğunu ifade eden Odabaşı, böyle bir sözleşmenin yalnızca siyasi bir projenin parçası olarak görülmemesi gerektiğini söyledi.

Odabaşı’na göre yeni toplumsal sözleşme; eşit yurttaşlık, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, dil ve kültürel haklara saygı, güçlü ve şeffaf yerel demokrasi, bölgesel ekonomik adalet, gençlere eğitim ve istihdam ile geçmişle yüzleşme cesaretini bir arada taşımalı.

“AYNI OLMAK ZORUNDA DEĞİLİZ, EŞİT OLMAK ZORUNDAYIZ”

Diyarbakır’dan Türkiye’ye bakıldığında en temel ihtiyacın güven olduğunu dile getiren Odabaşı, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Benim beklentim çok açık: Bu ülkenin kaynakları daha fazla üretime yönelsin. Gençlerimizin geleceğe güveni artsın. Yatırımcı kendisini güvende hissetsin. Hukuk herkes için aynı çalışsın. İnsanlar kimliklerinden dolayı kendilerini dışlanmış hissetmesin. Çocuklarımız birbirlerinden korkarak değil, birbirlerini tanıyarak büyüsün. Türkiye, farklılıklarını bir zenginlik olarak görebilecek özgüvene ulaşsın.”

Güçlü Türkiye’nin herkesin aynı olduğu Türkiye olmadığını vurgulayan Odabaşı, “Güçlü Türkiye, farklılıklarına rağmen vatandaşlarının eşit olduğuna inandığı Türkiye’dir. Bizim birbirimize daha fazla benzemeye değil, birbirimize daha fazla güvenmeye ihtiyacımız var. Entegrasyonun gerçek anlamı da burada başlıyor. Aynı olmak zorunda değiliz. Ama eşit olmak zorundayız.” dedi.

Muhabir: Mehmet TÜRK