Eğitim Sen’in “Mesleki eğitim mi, çocuk işçiliği mi?” başlıklı çalıştayında, MESEM’lerin çocuk emeğini sermaye için ucuz ve denetimsiz bir iş gücüne dönüştürdüğü vurgulandı. Sağlık, hukuk ve emek alanlarından uzmanlar; çocuk işçiliğinin meşrulaştırıldığını, kamusal eğitimin tasfiye edildiğini ve çocukların yaşam hakkının tehdit altında olduğunu ifade etti.
Eğitim Sen tarafından düzenlenen “Mesleki eğitim mi, çocuk işçiliği mi?” çalıştayı, 3. ve 4. oturumların ardından sona erdi. Çalıştayda Mesleki Eğitim Merkezleri’nin (MESEM), çocukların eğitim hakkını ortadan kaldıran, onları erken yaşta tehlikeli işlerde çalışmaya zorlayan bir yapıya dönüştüğü vurgulandı.
Çalıştayın 3. oturumu, çocuk hastalıkları doktoru Doç. Dr. Ayşe Gültegingil, Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Cemile Didem Karaboğa, Çalışma ve Toplum Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Murat Özveri ve İSİG Meclisi Ankara Temsilcisi Kansu Yıldırım’ın katılımıyla “MESEM’lerde Çocuk Hakları İhlalleri: Sağlık, Hukuk ve Güvenlik Perspektifi” başlığıyla gerçekleştirildi.
Doç. Dr. Ayşe Gültegingil, MESEM’lerde çalışan çocukların hem bugün hem de ileriki yıllarda ciddi sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. 18 yaş altındaki herkesin çocuk olduğunu hatırlatan Gültegingil, MESEM’lerin örgün eğitimin içine yerleştirilmesiyle çocuk işçiliğinin yaygınlaştırıldığını ifade etti.
14–18 yaş grubundaki çocukların gelişim süreçlerinin devam ettiğini vurgulayan Gültegingil, bu yaş grubunun karar verme yetilerinin daha dürtüsel olduğunu ve mutlaka gözetim altında olmaları gerektiğini söyledi. Buna rağmen çocukların denetimsiz biçimde tehlikeli işlerde çalıştırıldığını belirtti.
Gültegingil, MESEM kapsamında çalışılan alanlarda ortaya çıkan atıkların ve kimyasal maruziyetlerin çocuk sağlığı açısından büyük riskler yarattığını ifade ederek; beslenme yetersizliği, hormonal dengesizlikler, anemi, kemik deformiteleri ve işitme kaybı gibi sağlık sorunlarının yaygınlaştığını söyledi. Tarım ve sanayi sektörlerinde çalışan çocukların enfeksiyonlar, kronik akciğer hastalıkları, yanıklar ve kanser riskiyle karşı karşıya kaldığını belirtti.
İş kazalarının en ağır sonuçlara yol açtığını vurgulayan Gültegingil, İSİG Meclisi verilerine göre 2024 yılında 71 çocuğun çalışırken yaşamını yitirdiğini, bunların 15’inin MESEM kapsamında çalıştığını aktardı.
“MESEM’LER SINIFSAL BİR AYRIMCILIK POLİTİKASIDIR”
Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Cemile Didem Karaboğa, MESEM’lerin çocuk haklarına yönelik ağır bir ihlal olduğunu belirtti. Karaboğa, çocuk işçiliğini meşrulaştıran bir devlet politikasıyla karşı karşıya olunduğunu vurgulayarak, bu sistemin çocukları sermayeye ucuz iş gücü olarak sunduğunu söyledi.
Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülkelerden biri olduğunu hatırlatan Karaboğa, sözleşmenin temel ilkesinin “çocuğun üstün yararı” olduğunu ifade etti. Ancak uygulamada çocukların değil, piyasanın ihtiyaçlarının esas alındığını belirtti.
Denetim yükünün öğretmenlerin üzerine bırakıldığını ve bunun etkisiz olduğunu söyleyen Karaboğa, yeni yönetmeliklerde iş kazalarında sorumluluğun yalnızca işverene yüklendiğine dikkat çekti. “Bugün orta ya da yüksek gelirli ailelerin çocuklarını MESEM’lerde göremeyiz. Bu yönüyle MESEM’ler açık bir sınıfsal ayrımcılık politikasıdır” dedi.
SERMAYE İÇİN UCUZ, İTAATKÂR VE ÖRGÜTSÜZ İŞ GÜCÜ
Murat Özveri, MESEM’leri kapitalizmin tarihsel gelişimi içinde değerlendirdi. Sermayenin temel özelliğinin iş gücü üzerindeki denetim olduğunu vurgulayan Özveri, çocukların ve kadınların tarihsel olarak en ucuz ve en kolay denetlenebilir iş gücü olarak görüldüğünü söyledi. Çocuk emeğinin yasal zemine oturtulmasının sorunun bireysel değil, sistemsel olduğunu gösterdiğini belirten Özveri, MESEM’lerde hukukun çocuk emeğini meşrulaştıran bir araç hâline getirildiğini ifade etti.
Türkiye’de çocuk işçiliği ile iş cinayetleri arasındaki bağa dikkat çeken Özveri, 4–14 yaş arasında 279, 15–17 yaş arasında ise 557 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiğini söyledi. Çocuk işçiliğinin Marmara Bölgesi ile Urfa, Antep, Konya, Karaman, Aksaray, Adana, Hatay, Antalya ve Mersin ekseninde yoğunlaştığını belirtti. Özveri, mesleki eğitim ile özel sektör arasındaki bağın giderek güçlendiğini vurguladı. Büyük sermaye gruplarının kendi meslek liselerini açtığını hatırlatarak, mesleki eğitimin nitelikli iş gücü yetiştirme iddiasından uzaklaşıp ucuz iş gücü temin eden bir mekanizmaya dönüştüğünü söyledi.
Kalkınma ajansları aracılığıyla mesleki ve teknik eğitime 2,6 milyar TL, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan ise 70 milyar TL’yi aşan bir kaynağın aktarıldığını belirten Özveri, özel meslek liselerine sağlanan devlet destekleriyle milyarlarca liralık kamu kaynağının sermayeye aktarıldığını ifade etti.
“MESEM’DE KÖLE YETİŞTİRİYORUZ”
Çalıştayın 4. oturumunda söz alan Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş, MESEM’leri eğitim felsefesi açısından değerlendirdi. MESEM’lerin çocuklara yeni bir bilgi ve düşünme yetisi kazandırmadığını belirten Gümüş, bu yapının yalnızca toplumun yoksul kesimlerine dayatıldığını söyledi.
Türkiye’de eğitim dışına itilen çocuk sayısına dikkat çeken Gümüş, 4–17 yaş grubunda yaklaşık 2 milyon çocuğun kayıtsız olduğunu, açık öğretimde 18 yaş altı yaklaşık 390 bin öğrenci bulunduğunu, MESEM’lerde ise 506 bin öğrencinin yer aldığını aktardı. MESEM’ler ve kayıtsız çocuklar birlikte değerlendirildiğinde okul dışında kalan çocuk sayısının 6 milyona yaklaştığını ifade etti.
Antik Roma’dan gelen “özgür sanatlar” (Liberal Arts) anlayışına değinen Gümüş, bunun karşısında yer alan dar mesleki eğitimin serflik ve modern kölelik anlamına geldiğini belirterek, “Bugün MESEM’lerde servis eden, itaat eden çocuklar yetiştiriliyor” dedi.
EĞİTİM SEN: KAMUSAL EĞİTİM ESAS ALINMALI
36 yıldır meslek lisesinde öğretmenlik yapan Ahmet Yenginol da mesleki eğitimin dönüşümüne dikkat çekti. Sanayi siteleri ve fabrikaların içinde açılan yatılı meslek okullarının eğitimin kamusal niteliğiyle çeliştiğini belirten Yenginol, bu modelin sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri derinleştirdiğini söyledi.Yenginol, “Eğitim Sen olarak mesleki ve teknik eğitimi; çocuk emeğini değil, çocuğun bütünlüklü gelişimini ve kamusal eğitimi esas alan bir anlayışla savunuyoruz” dedi.




