Hürmüz Boğazı'ndaki enerji trafiğinin geleceği merak edilirken, petrol fiyatlarındaki dalgalanma ülkeleri, üreticileri ve tüketicileri farklı biçimlerde etkiliyor.

Ortadoğu'daki savaş küresel enerji piyasalarını sarsarken petrol fiyatları diplomatik çözüm beklentisiyle geriliyor. Ancak Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik riski ve küresel petrol stoklarındaki azalma, enerji krizinin henüz sona ermediğini gösteriyor. Türkiye ise yükselen enerji maliyetlerinin enflasyon, akaryakıt ve üretim üzerindeki baskısıyla karşı karşıya.

Hürmüz

İran ile ABD arasında yaşanan savaş, küresel enerji piyasalarında alışılmış fiyat hareketlerinin ötesinde bir belirsizlik yaratıyor. Savaşın şiddetlendiği dönemlerde yükselen petrol fiyatları, diplomatik çözüm ihtimalinin güçlenmesiyle gerilerken, piyasalar bir yandan da yeni askeri gelişmelerin yaratabileceği arz şokuna hazırlanıyor.

2 Kasım 2026 itibarıyla Brent petrolün varil fiyatı, diplomatik temasların etkisiyle yaklaşık 107-110 dolar bandında işlem görüyor. Reuters'ın gün içindeki verilerine göre Brent petrol 109,23 dolara kadar gerilerken ABD tipi WTI petrol 100 dolar seviyesine yaklaştı. Bu düşüş, ekim ayının son günlerinde yaşanan yükselişin ardından geldi.

Ancak fiyatlardaki gerileme, enerji piyasalarındaki risklerin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. İran ile Katar arasında savaşın sona erdirilmesine yönelik görüşmelerin sürmesi piyasalarda iyimserlik yaratırken Hürmüz Boğazı çevresinde ticari gemilere yönelik saldırılar arz güvenliğini tehdit etmeye devam ediyor.

EYT'yi kaçıranlar için yeni fırsat: Yaş şartı aranmayacak
EYT'yi kaçıranlar için yeni fırsat: Yaş şartı aranmayacak
İçeriği Görüntüle

PETROL FİYATLARININ KADERİ HÜRMÜZ BOĞAZI'NA BAĞLI

İran krizinin küresel enerji piyasaları açısından en kritik noktası Hürmüz Boğazı. Dünya petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar su yolundan gerçekleştiriliyor. Boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol ve petrol ürünü taşınması, buradaki herhangi bir kesintiyi küresel ekonomi açısından ciddi bir risk haline getiriyor.

Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya tanker geçişlerinin uzun süre aksaması durumunda yalnızca İran'ın değil, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi önemli üreticilerin ihracatı da sekteye uğrayabilir.

Alternatif boru hatları ve farklı nakliye güzergâhları bu kaybı bütünüyle karşılayabilecek kapasitede değil. Dolayısıyla savaşın genişlemesi veya boğazdaki geçişlerin güvenliğinin sağlanamaması, petrol fiyatlarında yeni ve sert yükselişleri beraberinde getirebilir.

PETROL DÜŞÜYOR AMA ENERJİ KRİZİ BİTMİŞ DEĞİL

Petrol fiyatlarındaki son gerilemeye rağmen küresel enerji piyasalarının önemli bir başka sorunu da stoklardaki azalma.

Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi ADNOC'un yöneticisi Sultan Al Jaber'in 2 Kasım'da yaptığı açıklamaya göre, Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıkların başladığı dönemden bu yana küresel petrol stoklarından yaklaşık 1 milyar varil kullanıldı. Bazı bölgelerde dizel stoklarının mevsimsel olarak son 35 yılın en düşük seviyelerine gerilediği de bildirildi.

Bu tablo, savaşın etkisinin yalnızca petrolün varil fiyatıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Nakliye, sigorta, rafineri ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş de enerji fiyatlarını artırıyor.

Başka bir ifadeyle, savaş sona erse bile enerji piyasalarının kısa sürede eski dengelerine dönmesi kolay olmayacak. Çünkü kaybedilen stokların yeniden oluşturulması, hasar gören altyapının onarılması ve taşımacılık güvenliğinin sağlanması zaman gerektiriyor.

TÜRKİYE EKONOMİSİ AÇISINDAN RİSK BÜYÜYOR

Enerji ithalatına bağımlı Türkiye için petrol fiyatlarındaki yükseliş, doğrudan ekonomik sonuçlar yaratıyor. Brent petrolün pahalanması, döviz kuruyla birlikte değerlendirildiğinde Türkiye'nin enerji ithalat faturasını artırıyor.

Bu artışın ilk hissedileceği alanlardan biri akaryakıt fiyatları. Benzin ve motorin maliyetlerindeki yükseliş, ulaştırma ve taşımacılık giderlerini artırırken üretimden tüketime kadar geniş bir ekonomik alana yayılıyor.

Özellikle motorin fiyatlarındaki artışın tarım ve lojistik üzerindeki etkisi dikkat çekiyor. Tarımsal üretimde kullanılan mazotun pahalanması, çiftçinin maliyetlerini yükseltiyor. Ürünlerin tarladan pazara ve marketlere taşınmasındaki maliyet artışı da gıda fiyatları üzerinde baskı oluşturuyor.

Sanayi üretiminde enerji ve taşımacılık maliyetlerinin yükselmesi ise işletmelerin üretim giderlerini artırıyor. Bu durum, şirketlerin maliyet artışlarını ürün fiyatlarına yansıtması halinde enflasyon üzerindeki baskıyı daha da güçlendirebilir.

Petrol fiyatlarındaki yükselişin bir diğer sonucu da cari açık üzerinde ortaya çıkıyor. Aynı miktarda petrol ithal etmek için daha fazla döviz ödenmesi, Türkiye'nin dış ticaret dengesi açısından olumsuz bir tablo yaratıyor.

SAVAŞIN SONA ERMESİ PETROLÜ HEMEN UCUZLATIR MI?

İran ile ABD arasında ateşkes veya kapsamlı bir anlaşma sağlanması, petrol fiyatları üzerinde aşağı yönlü bir baskı yaratabilir. Ancak bu gelişmenin akaryakıt fiyatlarına ve Türkiye ekonomisine anında yansımasını beklemek gerçekçi değil.

Öncelikle Hürmüz Boğazı'ndaki tanker trafiğinin güvenli biçimde normale dönmesi gerekiyor. Ardından petrol üretimi, sevkiyat, sigorta ve rafineri süreçlerinin yeniden dengelenmesi gerekecek.

Üstelik savaş döneminde kullanılan stratejik ve ticari stokların yenilenmesi de petrol talebini bir süre yüksek tutabilir. Bu nedenle diplomatik çözüm sağlansa bile enerji fiyatlarında savaş öncesi seviyelere hızlı bir dönüş garanti değil.

ÜÇ İHTİMAL, ÜÇ FARKLI EKONOMİK TABLO

Petrol piyasalarının önümüzdeki dönemdeki seyrini üç temel gelişme belirleyecek.

Diplomatik görüşmelerin sonuç vermesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerin güvence altına alınması halinde petrol fiyatlarında düşüş eğilimi güçlenebilir. Savaşın devam etmesine rağmen enerji sevkiyatının büyük ölçüde sürmesi durumunda ise fiyatlarda yüksek oynaklık devam edebilir.

En riskli ihtimal ise savaşın genişlemesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki petrol trafiğinin ciddi biçimde kesintiye uğraması. Böyle bir durumda petrol fiyatlarının yeniden 120 doların üzerine çıkması, kesintinin süresine ve büyüklüğüne bağlı olarak daha yüksek seviyelerin gündeme gelmesi mümkün.

ENERJİ KRİZİ YALNIZCA PETROL MESELESİ DEĞİL

İran-ABD savaşı, enerji kaynaklarının ve enerji nakil güzergâhlarının küresel ekonomi üzerindeki belirleyici rolünü bir kez daha ortaya koydu.

Bugün petrol fiyatlarında yaşanan gerileme, piyasaların diplomatik çözüm beklentisine verdiği tepkiyi yansıtıyor. Ancak küresel stokların azalması, lojistik maliyetlerin yükselmesi ve bölgedeki güvenlik risklerinin devam etmesi, enerji krizinin henüz sona ermediğini gösteriyor.

Türkiye açısından asıl mesele ise petrolün varil fiyatının kaç dolar olacağından daha kapsamlı. Enerji maliyetlerinin üretime, tarıma, taşımacılığa ve gıda fiyatlarına nasıl yansıyacağı, önümüzdeki dönemin ekonomik görünümünü belirleyecek.

Petrol piyasalarında bugün barışın beklentisi fiyatları aşağı çekiyor, savaşın riski ise yukarı yönlü baskıyı koruyor. Bu nedenle enerji piyasalarının geleceğini yalnızca cephedeki gelişmeler değil, Hürmüz Boğazı'ndan yeniden ne kadar petrol taşınabileceği belirleyecek.

Kaynak: HABER MERKEZİ