HABER - GÜNEŞ OCAĞA - Mehmet Rumet SOYLU
Toplantıda ilk olarak konuşan Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, şunları ifade etti:
“Öncelikle, 50 yıllık çatışmalı bir sürecin bu ülkede sona eriyor olması ve yaklaşık 20 aydır tek bir insanımızın hayatını kaybetmemiş olması, her şeyin üzerindedir. Bundan daha değerli hiçbir şey olamaz. Ancak bu sürecin kalıcı hâle gelmesinin ve yeniden aynı sorunlarla karşı karşıya kalmamamızın en önemli şartlarından biri de bölgenin ekonomik olarak güçlenmesidir.
İş Dünyası Diyarbakır'da buluştu: Önümüzde tarihi bir fırsat varhttps://t.co/ZcjjzpbZHp pic.twitter.com/q8JG6TGwYe
— Güneydoğu Ekspres (@ekspreshaber_) August 27, 2026
Bölgenin ekonomik kapasitesine baktığımızda aslında çok büyük bir potansiyel görüyoruz. Genç nüfusumuz, sulanabilir arazilerimiz, tatlı su kaynaklarımız ve bölgesel komşularımızla sahip olduğumuz ticaret imkânları son derece güçlü. Fakat istihdam sayılarına, ihracat rakamlarına ve sanayi kapasitesine baktığımızda bu potansiyelle örtüşmeyen bir tabloyla karşılaşıyoruz. Bir şeylerin ters gittiğini açıkça görebiliyoruz.
Bize göre bunun en önemli kök nedenlerinden biri, 50 yıllık çatışmalı sürecin yarattığı ekonomik tahribattır. Bunun en önemli ayaklarından biri de bölgede finansmana erişim sorunudur.

Son 20 yıla, oda kayıtlarına baktığımızda bunu çok net görüyoruz. Normal şartlarda yılda 5-10 şirket merkezini başka illere taşırken, son dönemde bu rakam çok hızlı şekilde artmaya başladı. Sadece 2025 yılında ilimizden yaklaşık 120 şirket merkezini başka yerlere taşıdı.
Bu bölgenin sürekli sermaye göçü ve beyin göçü vermesinin temel nedenlerinden biri de budur. Şimdi ise daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıyayız: Şirket göçü başladı. Özellikle büyük ölçekli şirketlerin bölgeden ayrılmasının istihdam, katma değer ve ihracat açısından ne anlama geldiğini hepimiz çok iyi biliyoruz.
Bu nedenle bugün gerçekleştirdiğimiz toplantıyı çok önemsiyoruz.
Toplantı kararı aldıktan sonra sektörlere bir çağrı yaptık ve birebir görüşmek isteyenlerin bize ulaşmasını istedik. Sayın Başkanım, tam 250 kişi başvurdu. Bugün burada bankalarımızın genel müdür yardımcıları, daire başkanları ve ilgili yöneticileri bulunuyor. Türkiye genelinde bankaların genel müdürleriyle gerçekleştirilen toplantılarda yaklaşık 600 görüşme yapılırken, sadece Diyarbakır’da 250 kişinin birebir görüşme talebinde bulunması, bölgedeki finansman ihtiyacının boyutunu açıkça ortaya koyuyor.

Genel müdür yardımcılarımızdan özellikle ricam şudur: Bu firmalar merkezlerini taşımadan önce, son çıkış noktalarında onlarla birebir görüşelim. Bu bölgedeki firmaların doğru finansmana ulaşmasını, mevcut kapasitelerini kullanabilmesini ve burada kalmasını sağlayalım.
Çünkü siz yalnızca kredi vermiyorsunuz. Bir firmaya finansman sağladığınızda aynı zamanda o firmanın burada kalmasını, ailesini burada tutmasını, ihracat yapmasını ve burada insan çalıştırmasını sağlıyorsunuz. Dolayısıyla verdiğiniz kredi, bölgenin ekonomik ve sosyal geleceğine yapılan bir yatırımdır.
Bugün 50 yıllık bir sorunu çözmeye çalışıyoruz. Yeniden aynı sorunlara dönmememizin temel şartlarından biri de ekonomik kalkınmadır. Bu nedenle değerlendirmelerinizi tam da bu çerçevede yapmanızı özellikle istirham ediyorum.
Çok fazla konuşmayacağım. 250 görüşmeye bu kadar önem veriyorsak hepimizin konuşmalarını kısa tutarak asıl amacımız olan birebir görüşmelere geçmemiz gerektiğine inanıyorum.
Ancak birkaç başlık altında bazı önerilerimizi paylaşmak istiyorum.
İlk olarak, ekspertiz sorununu çözmemiz gerekiyor. Ankara’daki toplantılarda da ifade edildiği gibi bu sorun bölgede ciddi bir finansman engeli oluşturuyor. Diyarbakır’da bir ekspertiz şirketi kuruldu ve Ziraat Bankası bununla anlaşma yaptı. Diğer kamu bankalarımızın da benzer şekilde yerel ekspertiz şirketleriyle anlaşmalar yapmasını istiyoruz.
Çünkü bugün ipotek olarak sunduğumuz taşınmazların en fazla yüzde 50’sinin değerlendirilebildiğini görüyoruz. Bu, öz kaynaklarımızın ancak yarısının krediye dönüşebilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla bölgenin ticari kapasitesinin de önemli bir bölümünün devre dışı kalması demektir.
İkinci olarak, üç kamu bankamızın bölge müdürleriyle kurduğumuz nitelikli diyaloğun daha da geliştirilmesini istiyoruz. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Ancak bölge müdürlerimizin yetkilerinin biraz daha artırılmasını talep ediyoruz. Her konuda merkezden yetki istemek yerine, bölgenin ihtiyaçlarına hızlı cevap verebilecek bir yapının oluşturulması gerektiğine inanıyoruz.
Sizi de sürekli Ankara’dan buraya yormayalım. Gelin, yemeğimizi yiyelim, kadayıfımızı birlikte yiyelim ve sorunları burada çözelim.
Bir diğer önemli konu, grup uygulamasıdır.
Birikimlerimiz çok güçlü olmadığı için ortaklıklarla yol almaya çalışıyoruz. Ancak bir ortaklık yaptığımızda karşımıza hemen grup uygulaması çıkıyor. Bu konuda belirli bir mesafe kat edildiğinin farkındayız ve bunun için teşekkür ediyoruz. Fakat biraz daha esnek davranılması gerektiğine inanıyoruz.
Taziyelerde, düğünlerde, sosyal hayatımızda birlikte hareket ettiğimiz insanları birbirimizin senedine veya birbirimize kestiğimiz faturaya geldiğinde hâlâ aynı şekilde grup olarak değerlendirmek, bölgedeki güç birliklerinin önüne geçiyor.
Şirketlerimizi büyütmek, sermayelerimizi bir araya getirmek ve daha güçlü işletmeler oluşturmak istiyoruz. Diyarbakır’da bunun birkaç başarılı örneğini de gerçekleştirdik. Dolayısıyla grup uygulamalarında biraz daha hassas ve bölgenin gerçeklerine uygun bir yaklaşım bekliyoruz.
Özellikle kadın girişimcilerimiz açısından da pozitif ayrımcılık içeren kredi mekanizmalarının geliştirilmesini talep ediyoruz. Bölgede kadın girişimcilerimiz önemli bir aşamaya geldi. Onların önünü açmak, hem ekonomik hem de sosyal açıdan çok değerli olacaktır.
Bir başka önemli konu ise dış ticarettir.
Genel Başkanımızın da sürekli ifade ettiği gibi, Irak pazarında geçmişte birinci sıradayken bugün Çin, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer ülkeler üzerinden ciddi bir rekabetle karşı karşıyayız. Çin’in arkasında güçlü bir devlet desteği var ve firmalarıyla birlikte gelip bizimle rekabet ediyor.
Biz de yeni sanayi alanları, yeni işletmeler ve yeni ticaret yapıları oluştururken kamu bankalarımızla ortak projeler geliştirmek zorundayız.
Bazı projeleri artık yalnızca kamu kaynaklarından beklemek yerine, yerel sermaye ile kamu finansmanını bir araya getirmemiz gerekiyor. Kent olarak sanayi sitelerini taşıyoruz, lojistik merkezler oluşturuyoruz, teknokentler kuruyoruz. Bunların tamamında yerel sermayenin ve kamu finansmanının ortak hareket ettiği uzun vadeli modeller geliştirebiliriz.
Oda olarak bu konuda Sayın Osman Bey’e de ilettiğimiz birkaç projemiz var. Bunların mutlaka finansman modelleriyle desteklenmesi gerektiğine inanıyoruz. Şehrin bir noktasından başka bir noktasına taşınacak işletmelerden lojistik merkezlere kadar, kentin geleceğine katkı sağlayacak projelerin uzun vadeli ve ödenebilir finansman modelleriyle desteklenmesini istiyoruz.
Son olarak, çatışmalı süreçten en fazla etkilenen sektörlerden biri olan tarım ve hayvancılığa özellikle değinmek istiyorum.
Yıllarca süren yasaklar ve güvenlik sorunları nedeniyle insanların tarım ve hayvancılık yapamadığı dönemler yaşandı. Şimdi ise yeni dönemde çok hızlı bir şekilde tarım ve hayvancılığa dönüş olacaktır.
Ziraat Bankamızın Diyarbakır’da tarım finansmanı konusunda geldiği noktayı biliyor ve kendilerine teşekkür ediyoruz. Ancak artık bölgenin potansiyelini daha büyük ölçekte değerlendirmemiz gerekiyor.
Bölge, tarımsal üretim açısından yalnızca Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu dahi besleyebilecek bir potansiyele sahip. Bu potansiyeli kullanmak zorundayız. Bu nedenle tarım ve hayvancılıkta kredi limitlerinin artırılması ve üreticinin finansmana daha kolay ulaşması konusunda sizlerden destek bekliyoruz.
Özetle, biz kamu bankalarımızdan yalnızca kredi vermelerini istemiyoruz. Bölgenin geleceğine ortak olmalarını istiyoruz.
Çünkü burada finansmana erişimi kolaylaştırmak, bir şirketi ayakta tutmanın çok ötesinde bir anlam taşıyor. Bir şirketin burada kalması; istihdamın burada kalması, ailelerin burada yaşaması, ihracatın burada yapılması ve sermayenin burada birikmesi demektir.
50 yıllık çatışmalı bir sürecin ardından önümüzde tarihi bir fırsat var. Bu fırsatı kalıcı bir ekonomik kalkınmaya dönüştürmek hepimizin sorumluluğudur.
Bu anlamda kamu bankalarımızın desteğini, bölgenin ihtiyaçlarına duyarlı, hızlı, esnek ve uzun vadeli bir finansman anlayışını özellikle önemsiyoruz.

