ÖZEL HABER- Mehmet Rumet SOYLU
Ancak kararnamede kullanılan ifade, Abdi’nin Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın şahsi danışmanı olduğu şeklinde yorumlanmasının önüne geçiyor. Buradaki kritik ayrım, uluslararası diplomasi ve devlet terminolojisinde 'Advisor to the President' ile 'Advisor to the Presidency' ifadeleri arasındaki farkta yatıyor.
ŞAHSA DEĞİL, MAKAMA BAĞLI GÖREV
“Advisor to the President”, doğrudan cumhurbaşkanının şahsına bağlı bir danışmanlık görevini ifade eder. Bu durumda danışmanın görevi, kendisini atayan cumhurbaşkanının görev süresiyle doğrudan bağlantılıdır.
Buna karşılık 'Advisor to the Presidency', belirli bir kişiden ziyade Cumhurbaşkanlığı makamına ve kurumuna bağlı bir pozisyonu ifade eder.
Dolayısıyla Mazlum Abdi’nin yeni görevini 'Şara’nın danışmanı' olarak tanımlamak, kararnamenin terminolojisini daraltan ve siyasi açıdan önemli bir ayrıntıyı gözden kaçıran bir yorum olabilir.
Bu ayrımın en önemli sonucu ise şu: Cumhurbaşkanına bağlı bir danışman, cumhurbaşkanının görevden ayrılmasıyla görevini kaybedebilir. Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı bir danışmanın ise görevi, makamın kendisiyle ilişkilendirildiği için cumhurbaşkanı değişse dahi devam edebilir.
ABDİ'NİN ASIL ROLÜ, DANIŞMANLIKTAN ÇOK DAHA GENİŞ
Bu nedenle Abdi’nin yeni pozisyonunu yalnızca klasik anlamda bir 'danışmanlık' görevi olarak değerlendirmek de yanıltıcı olabilir.
Mevcut düzenleme çerçevesinde Abdi’ye biçilen rolün, Suriye’deki Kürtleri siyasi açıdan tek bir çatı altında toplamak ve bu yapı üzerinden siyaset yürütmek olduğu değerlendiriliyor. Bu açıdan bakıldığında Abdi, SDG Genel Komutanlığı gibi askeri bir pozisyonun sona ermesinin ardından, Kürtlerin siyasi temsilini ve örgütlenmesini şekillendirecek yeni bir role geçiyor.
Başka bir ifadeyle Abdi’nin yeni konumu, klasik anlamda Cumhurbaşkanı danışmanlığı'ndan ziyade 'Suriye Cumhurbaşkanlığı makamı ile Kürt siyasi yapıları arasında kurumsal bir köprü oluşturabilecek bir pozisyon' olarak okunabilir.
KARARNAMEDEKİ İFADE NEDEN ÖNEMLİ?
Buradaki terminolojik tercih, özellikle diplomatik açıdan dikkat çekici.
'President' ve 'Presidency' kelimeleri günlük kullanımda birbirine yakın görünse de devlet yönetimi ve diplomasi terminolojisinde aynı anlama gelmiyor. Biri kişiyi, diğeri ise makamı ve kurumu işaret ediyor.
Bu nedenle kararnamede 'President' yerine 'Presidency' kavramının tercih edilmiş olması, Abdi’nin görevini doğrudan Şara’nın siyasi kariyerine bağlamayan bilinçli bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Bu çerçevede Şara’nın kararnameyi imzalamış olması, Abdi’nin Şara’nın kişisel danışmanı olduğu anlamına gelmiyor. Şara burada, devlet başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanlığı makamına ilişkin bir atama kararını yürürlüğe koyan makam olarak öne çıkıyor.
ASIL SORU, ABDİ'NİN SİYASİ ROLÜ NEREYE EVRİLECEK?
Dolayısıyla SDG’nin feshi sonrasında ortaya çıkan tabloyu yalnızca 'Mazlum Abdi’nin görevi sona erdi' şeklinde okumak eksik kalabilir.
Askeri bir yapılanmanın başındaki Abdi’nin, Cumhurbaşkanlığı makamına bağlı yeni bir pozisyonla siyasi alana taşınması, Kürtler'in Suriye’nin yeni siyasi düzenindeki temsil biçimi açısından çok daha önemli bir gelişmeye işaret ediyor olabilir. Abdi’nin bundan sonraki rolü, Suriye Kürtlerini tek bir siyasi çatı altında toparlamak ve Şam ile Kürtler arasındaki siyasi ilişkilerin şekillenmesinde etkili olmak şeklinde gelişirse, ortaya askeri liderlikten siyasi liderliğe doğru belirgin bir dönüşüm çıkacaktır.
Bu nedenle kararnamedeki tek bir kelimenin 'Presidency' üzerinde durmak, aslında Mazlum Abdi’nin Suriye’nin yeni siyasi denklemindeki konumunu anlamak açısından sanıldığından çok daha önemli.



