Eşbaşkan Serra Bucak, Diyarbakır’ın kronikleşen sorunlarına dikkat çekti
Eşbaşkan Serra Bucak, Diyarbakır’ın kronikleşen sorunlarına dikkat çekti
İçeriği Görüntüle

‎HABER-Güneş OCAĞA
‎
‎Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM) tarafından Diyarbakır Kent Konseyi iş birliğiyle, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nda (DTSO) düzenlenen “Yerel Hizmetleri İzleme Ağı” toplantısında konuşan Diyarbakır eski Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, yerel yönetimlerde hesap verebilirlik, katılımcılık ve ortak sorumluluk konularına dikkat çekti.
‎
‎Cezaevinden çıkanların geride bıraktıkları arkadaşlarının sesi ve sözcüsü olduğunu belirten Mızraklı, birlikte tutuklu kaldığı DEM Parti Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ve cezaevindeki diğer siyasi tutukluların selamlarını katılımcılara iletti.
‎
‎Yerel yönetimlerin halka karşı sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Mızraklı, kentte yaşayan insanların sunulan hizmetler konusunda hesap sorma hakkı bulunduğunu ifade etti.
‎
‎Mızraklı, “Ben, yakama yapışan, benden hesap soran insanlar istiyorum. Neden? Çünkü biz bir iddiayla yola çıktık. Bu iddiamızı güçlü bir şekilde savunduk ve halkın iradesinden, halkın onayından güç aldık” dedi.
‎
‎Mızraklı, şunları ifade etti:

‎“O görevlere geldiğimizde, görevlerimizi ne kadar layıkıyla yerine getirdiğimiz ve hizmetlerimizi ne ölçüde doğru sunduğumuz konusunda hesap vermemiz gerekir. Çünkü bu hizmetlerden yararlanan insanlar, aynı zamanda o kentin ortağı, paydaşı ve kent üzerinde hak sahibi olan kişilerdir. Dolayısıyla onların hesap sorma hakkı vardır.
‎
‎Bunun bilincinde olmak ve halkın her türlü tepkisini bu çerçevede kabul etmek gerektiğini düşünmüş, meseleyi de böyle tarif etmiştik. Bu yaklaşımımız bugün de devam ediyor.‎

‎“BİZ HESAP VERME SORUMLULUĞUNU ESAS ALARAK ÇALIŞIYORUZ”

‎Biz, hesap verme sorumluluğunu esas alarak çalışıyoruz. Yarın öbür gün siyasi bir savunma yapmamız gerekirse siyasi savunmamızı yaparız. Ancak söz konusu olan kurumsal bir savunmaysa, hele hele halka karşı sorumlu olduğumuz siyasi ve kurumsal meselelerse, geriye dönüp yaptıklarımızı alnımızın akıyla anlatabilecek ve savunabilecek durumda olmalıyız.
‎
‎Canlar, ben de çok konuştum. Buraya gelirken şunu yazmıştım: “Çok konuşmaktan çok üretmeye, dil kaslarımızı çalıştırmaktan çok el ve ayak kaslarımızı çalıştırmaya, beynimizdeki nöronları daha fazla harekete geçirmeye ihtiyacımız var.”
‎
‎Maalesef ben de aynı tuzağa düştüm ve dil kaslarımı çalıştırdım.

‎“ÇOK TOPLANTI YAPIP, ÇOK KONUŞUYORUZ”

‎Çok konuşuyoruz, çok toplantı yapıyor, çok sık bir araya geliyoruz. Bu konuda fikir üreten kurumlar var; akademiden katkı sunanlar var. Ancak iş, somut bir ürün ortaya koymaya ve yükün altına birlikte girmeye geldiğinde birdenbire herkesin ortadan kaybolduğuna, bir kenara çekildiğine tanık oluyoruz. Son kertede ise en fazla sorumluluk taşıdığı düşünülen kurumları suçlayan bir dilin hakim olduğunu görüyoruz. Hepimiz buna tanık olduk, evet, tanık olduk. Bugün de aynı hastalık devam ediyor.
‎
‎Bir gözlemimi daha paylaşmak istiyorum. Salona baktım; ilk altı sırada oturanların neredeyse yüzde 95’ini tanıyordum. Demek ki gençler gelmemişti. Arka sıralardan da çok fazla yeni katılım yoktu.
‎
‎Oysa yeni yüzlere ihtiyacımız var. Yeni insanlarla birlikte bir yenilenme yaşanmasını, yeni bir sesin, yeni bir soluğun gelmesini bekliyordum. İşin doğrusu, bu konuda da bir eksiklik yaşadığımızı düşünüyorum.”

Muhabir: Güneş OCAĞA