Şeyh Said Derneği, Şeyh Said ve arkadaşlarının katledilişinin 101’inci yıl dönümü dolayısıyla, “Kürdistan’da: dün inkar ve imha; bugün direniş ve mücadele; yarın özgürlük ve demokrasi” başlıklı panel düzenledi.

Diyarbakır Barosu Tahir Elçi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panele çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Moderatörlüğünü Yazar Azad Zal’ın yaptığı panele, Şeyh Said Derneği Başkanı Mehmet Kasım Fırat, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüsü Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Diyarbakır Barosu Başkanı Abdulkadir Güleç ve Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Merkez Komite üyesi Dr. Salar Osman konuşmacı olarak katıldı.

Saygı duruşuyla başlayan panelde ilk olarak Mehmet Kasım Fırat konuştu. Bugünün kendileri için karanlık bir gün olduğunu belirten Fırat, Şeyh Said ve arkadaşlarından bahsetti. Fırat, “1924’te Cumhuriyet kurulduğunda kimi kanunlar çıkardılar. ‘Bu ülkede yaşayan herkes Türk, var olan tek dil Türkçe. Tek dil, tek vatan, tek millet’ dediler. Şeyh Said ve arkadaşları kabul etmedi. ‘Biz Kürt’üz, dilimiz, kültürümüz, toprağımız, inancımız var, bunu kabul etmiyoruz’ dedi" diye anlattı. Şeyh Said ve arkadaşlarının amaçlarına ulaştığını dile getiren Fırat, “Şeyh Said ve arkadaşlarına, 1925 direnişine sahip çıkılması gerekiyor” dedi.

‘ŞEYH SAİD’İN SERHILDANI BİRLİK İÇİNDİ’

Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, konuşmasına Şeyh Said ve arkadaşları ile 29 Haziran 2007’de yaşamını yitiren Orhan Doğan’ı anarak başladı. Kürt ve Kürdistan’ın tarihinin imhayla başladığını ancak özgürlüğe doğru mücadelenin sürdüğünü belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, 1923’ten bu yana serhıldanların açığa çıktığına dikkat çekti. ‘Şeyh Said ve arkadaşlarından sonra da Türkiye’de inkar ve imhanın sürdüğünü belirten Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “Şeyh Said ve arkadaşlarının serhıldanı Kürtlerin birliği, varlığı, dili, kültürü içindi. Büyük bir mücadele verildi, bu mücadele bugüne kadar da sürdü, sürüyor. Şeyh Said’den sonra Zilan, Dêrsim, Halepçe, Roboski, Kobanê katliamları yaşandı. Katliam bitmedi. Hepsi bir biriyle bağlantılı. Türkiye, ‘Şeyh Said’in asimilasyona karşı yaptığı başkaldırıdan sonra imha ve inkar üzerine kendini bugüne kadar getirdi” şeklinde konuştu.

MEZARSIZ BIRAKMA POLİTİKASI

Kürtlerin öncüleri için mezarsız bırakma politikalarının da ortaya çıktığına dikkat çeken Gülcan Kaçmaz Sayyipit, katledilen Kürt öncüleri hatırlatarak, “Mezarsız da bırakıyorlar. O mezar sadece mezar değil. Herkes için farklı bir manası, anlamı var. O yüzden mezarların yerini söylemiyorlar, anmamızı istemiyor. Mezarların yerinin bir an önce açıklanması gerekiyor. Şeyh Said ve arkadaşlarından sonra Garzan’da yakın bir zamanda Kilyos’un altına gerilla cenazeleri koydular. Mezarlıklarımız talan edildi, kimi ailelerimiz cenazelerini kargoyla aldı. Devletin politikası 101 yıl önce neyse hala aynı, değişmemiş. Şimdi yeni bir süreçten bahsediyoruz. Demokratik bir toplumun, kalıcı barışın sağlanmasını istiyorsak devlet 101 yıldır yapılanlar için çıkıp konuşmalı ve bir komisyon kurmalı” ifadelerini kullandı.

‘101 YILDIR GÖÇ POLİTİKASI SÜRÜYOR’

‘Şeyh Said’in idam edilmesinin ardından ailesinin farklı yerlere göç ettirildiğini söyleyen Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, “O günden bu güne devletin zihniyeti göçertme noktasında değişmedi. Şeyh Said’den sonra Dêrsim’de göçertme politikası devam etti. Devlet 101 yıldır sistematik bir şekilde göçertme politikası yürütüyor. 1990’da köylerimiz yakıldı. Köylerde katlettiklerini katlettiler, katledemediklerini göçerttiler. Amacı yine onları asimile etmek, yok etmek. Yine Sûr’da halk göç ettirildi. 101 yıldır göç politikası devam ediyor” diye konuştu. Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, "Kürt halkının birliği için bugünden sonra daha güçlü çalışmamız gerekiyor. 101 yıldır bundan bahsediyoruz ama 101 senedir ulusal birliği sağlayamadık. Bu noktada hepimiz sorumluyuz ama bundan sonra bunu düzeltebiliriz, daha güçlü çalışmalar yürütebiliriz” şeklinde konuştu.

Amedspor Rayan Raveloson transferini duyurdu
Amedspor Rayan Raveloson transferini duyurdu
İçeriği Görüntüle

‘ŞEYH SAİD ULUSAL BİR BÜYÜĞÜMÜZDÜ’

Salar Osman ise “Kürt gibi olmanın” önemine vurgu yaparak, “Eğer biz sosyalistsek, demokratsak, gazeteciysek, tarihçiysek Kürt gibi konuşmamız gerekiyor. Kürt gibi yazıp, okuyup, çalışmamız gerekiyor. 4 parça Kürdistan’da kimi arkadaşlarımız siyasetçi, tarihçi gibi konuşuyor. Her Kürt yaptığı her çalışmada, unvanı ne olursa olsun bir Kürt gibi konuşmalı. Siyasetçilerimiz, gazetecilerimiz aydınlarımız Kürtçe üzerine çok çalışmalı” diye belirtti. Osman, “Şeyh Said inançlıydı ama ulusal bir büyüğümüzdü. Şeyh Said Kürt halkının hakkının, Kürdistan’ın hakkının davasına girdi. Dini bir davaya girmedi. Şeyh Said hareketi içinde farklı farklı inançlar vardı. Kendisi imanlıydı ama hareketi ulusal bir hareketti. Bu paradoks değil” diye konuştu.

‘‘ŞEYH SAİD YUVASINI KORUDU’

Çiğdem Kılıçgün Uçar da sözlerine Şeyh Said ve arkadaşlarını anarak başladı. Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Biz hem Şeyh Said’in hem Seyid Rıza’nın torunlarıyız. Evet onlar bir birlerine kavuşamadılar ama biz bu dayanışmayı kuruyoruz ve devam ettiriyoruz. Türkiye’de bir ‘inkar’ sözcüğü var. Bu sözcükle sadece Türkiye de değil, dünyada da direk akla Kürtler geliyor. Kürt sözcüğüyle inkar özdeşleşmiş durumda. Peki neden inkar? Kürtler kendi dilinde eğitim almak istiyor, kendi geleceğini inşa etmek istiyor. Kendi diliyle kültürüyle yaşamak istiyor. Bu yüzden tehlike olarak görüyorlar. Bu sosyal, kültürel hakların tehlike olarak görülmesi aslında kabul edilemez. Devletin inkarı tamamen burada. Her canlının kendini savunma dürtüsü var. Mesela arıyı düşünelim; peteğini her zaman korur. Siz onun peteğine yaklaştığınız an kendisini savunur. Şeyh Said’in yaptığı da buydu. Kendi peteğini koruma refleksi gösterdi. Şeyh Said yaşadığı toprağı, yuvayı korudu. Gelen tehlikeleri savuşturmak istedi. Aslında yaptığı buydu. Eğer bugün verdiğimiz direnç karşısında bir aşamaya geldiysek, bunda Şeyh Said’in, Seyid Rıza’nın mirasının mücadelesinin etkisi var. Mirasları direnişlerimize büyük bir katkıda bulundu” şeklinde konuştu.

SERHILDANDA YADO VE EŞİ TELLİ HANIM

‘Şeyh Said direnişinde büyük bir direniş örneği sergileyen Yado ve eşi Telli Hanım’a dikkat çeken Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Seyid Rıza, Şeyh Said 'in asılmasından, idamından sonra mücadeleyi bırakmadılar, özgürlük mücadelesine devam ettiler, büyük bedel ödediler. Artık son anlarında asker tarafından kuşatıldıklarında Telli Hanım Yado'ya, ‘Beni askere teslim etme, ben askerin eline geçmek istemiyorum, beni vur’ diyor. Tabii Yado için zor oluyor; çok sevdiği biri, mücadele arkadaşı, yoldaşı. Ama sonunda askerin eline vermiyor onu. Bu bilgi, Telli Hanım'ın bu mücadelesi bize bir kez daha Kürt halkının özgürlük mücadelesinde kadının yerinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. En sonunda Yado da ve Telli Hanım katlediliyor. Onları bir kez daha burada anıyorum” şeklinde konuştu.

‘MEZAR YERLERİ AÇIKLANMALI’

Son olarak konuşan Abdulkadir Güleç, 1924 Anayasası yürürlüğe girildikten sonra Kürtlerin varlığının inkar edilmeye başlandığını, dillerinin, kültürlerinin yok sayıldığını belirtti. Şeyh Said hareketinin milli bir hareket olduğunu söyleyen Güleç, mezar yerinin açıklanmasının, Kürt toplumundan gizlenmesinin nedeninin Şeyh Said’e ve hareketine duyacağı sevginin ve onu öncü olarak kabul etmenin önüne geçmek için olduğunu sözlerine ekledi. Güleç, baro olarak Kürtlerin değerlerine dönük tüm saldırılara karşı hukuki prosedürleri işlettiklerini belirterek, “Bu mücadele bitmedi, devam ediyor. İçinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Kürt halkına dönük katliamlara dönük yüzleşmenin yapılması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. Panel, Şeyh Said ve arkadaşları için yazılan şiirlerin okunmasıyla sona erdi.

Kaynak: MA