GGC’nin 2025 yılında Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Barış Süreçlerinde Basın ve Medya’nın Rolü” panelinin devamı niteliğinde düzenlenen etkinlik, Stockholm’deki Westmanska Palatset Konferans Salonu’nda yoğun katılımla gerçekleştirildi. Gün boyu süren panelde gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler ve diaspora temsilcileri; barış süreçleri, medya dili, gazetecilik pratiği ve diasporanın rolünü farklı başlıklarda tartıştı.

Panel Baris

Panelin açılış konuşmasını yapan GGC Başkanı Felat Bozarslan, medyanın barış süreçlerindeki sorumluluğuna dikkat çekerek, gazetecilerin kullandığı dilin toplum üzerindeki etkisini vurguladı. “Barış sadece masalarda yürüyen bir süreç değildir; toplumun yüreğinde ve medyanın dilinde başlar” diyen Bozarslan, yıllarca bölgede çatışmacı bir dilin hakim olduğunu belirterek, “Mikrofonlar barışın değil çatışmanın sesini büyüttü.Artık buna son vermek zorundayız. Artik mikrofonlar çatışmanın degil barışın sesini büyütmeli. ” ifadelerini kullandı.

Baris Paneli Stokholm

Bozarslan, çatışmanın toplumda derin yaralar açtığını belirterek, “Çatışma en çok gerçeği öldürür. Bizler sadece çatışmanın tanıkları olmak istemiyoruz; kalemimizle onurlu ve kalıcı bir barışın mimarları olmak istiyoruz” dedi. Avrupa’daki Kürt gazetecilere de seslenen Bozarslan, “Burada söylenen her barış sözü, Diyarbakır'da bir annenin yüreğine ulaşıyor” diye konuştu.

Erdoğan: Kifayetsizlere prim vermeyin
Erdoğan: Kifayetsizlere prim vermeyin
İçeriği Görüntüle

Panelin ilk oturumunda konuşan DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti Üyesi Cengiz Çiçek, Türkiye’de yürütülen barış süreci ve silahsızlanma tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çiçek, çatışmanın yalnızca güvenlik perspektifiyle ele alınamayacağını belirterek, “Silahlı mücadele Kürt meselesinin sonucudur. Eğer kök nedenleri çözmezseniz, çatışmaların yeniden ortaya çıkmasının önüne geçemezsiniz” dedi.

Sürecin daha şeffaf ve katılımcı yürütülmesi gerektiğini ifade eden Çiçek, toplumdaki karşılıklı güvensizlik ortamına dikkat çekerek, bunun ancak diyalog ve müzakere mekanizmalarının güçlendirilmesiyle aşılabileceğini söyledi.

İkinci oturumda ise “Bölge, Merkez ve Avrupa Medyasından Sesler: Tanıklıkların Taşınması” başlığı altında gazetecilerin çatışmalı süreçlerdeki deneyimleri ve barış gazeteciliği tartışıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Mahmut Bozarslan’ın yaptığı oturumda gazeteciler Fehim Işık, Alişer Delek, Nevzat Çiçek ve Namık Durukan konuşmacı olarak yer aldı.

Gazeteci Namık Durukan, geçmişte hem devlet hem de PKK baskısıyla karşı karşıya kaldıklarını belirterek, “Gazetecilik yaparken sürekli tehdit altındaydık” dedi. Süreçlerin şeffaf yürütülmemesinin gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğunu ifade eden Durukan, kamuoyunun yeterince bilgilendirilmediğini söyledi.

Alişer Delek ise barış sürecinin toplumsallaşamadığını belirterek, “Kürtler Kürtlere, Türkler Türklere konuştu. Sürecin en büyük eksikliği şeffaf yürütülmemesiydi” değerlendirmesinde bulundu.

Nevzat Çiçek, sürecin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını belirterek, Ortadoğu’daki dönüşümün de bu tartışmaları etkilediğini söyledi. Medyanın toplum vicdanına ulaşmadaki rolüne dikkat çeken Çiçek, gazetecilerin yalnızca kendi çevrelerine konuşmaması gerektiğini vurguladı.

Fehim Işık ise Kürt medyasının tarihsel gelişimine değinerek, geçmişte tarafsız gazetecilik yapmanın mümkün olmadığını ifade etti. Işık, son dönemde Kürt toplumunda siyaset ve toplumsal mücadelenin daha fazla tartışıldığını belirtti.

Panelin üçüncü oturumunda “Avrupa’dan Bakış: Diasporanın Perspektifi” başlığı ele alındı. Moderatörlüğünü Fehim Işık’ın yaptığı oturumda, Osman Aytar, Keya İzol ve Mina Sedem değerlendirmelerde bulundu.

Dr. Mina Sedem, Kürt kimliğinin uzun yıllardır inkâr politikalarıyla karşı karşıya kaldığını belirterek, “Kürt meselesi yalnızca bir örgüt üzerinden tartışılamaz. Bu mesele bir halkın meselesidir” dedi. Medyanın objektif bilgi sunmasının önemine değinen Sedem, farklı görüşlerin tartışılabileceği demokratik bir zeminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Doç. Dr. Osman Aytar ise Kürtlerin tarihsel olarak parçalanmışlık ve devletsizlik sorunuyla karşı karşıya olduğunu belirterek, Kürt siyasi yapıları arasında daha güçlü bir dayanışma gerektiğini ifade etti. “Aynı düşünmek zorunda değiliz ama birbirimize saygı göstermek zorundayız” diyen Aytar, Kürtlerin geleceğine ilişkin kararların demokratik yöntemlerle belirlenmesi gerektiğini söyledi.

Keya İzol da diasporadaki Kürtlerin eşit yurttaşlık taleplerinden vazgeçmeyeceğini ifade ederek, “Türklerin hangi hakları varsa Kürtlerin de aynı haklara sahip olması gerekiyor” dedi.

Panel, günün sonunda düzenlenen açık forumla devam etti. Forum bölümünde tüm konuşmacılar ve gazeteciler, katılımcıların sorularını yanıtladı; barış süreçleri, medya dili, diasporanın rolü ve demokratikleşme tartışmaları üzerine karşılıklı değerlendirmelerde bulunuldu.

GGC tarafından düzenlenen panel, yapılan forum ve ortak değerlendirmelerin ardından sona erdi.

Kaynak: HABER MERKEZİ