ÖZEL HABER/Güneş OCAĞA-Mehmet Rumet SOYLU

TMMOB İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Diyarbakır Eşsekreteri ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Fatoş Nujen Ayhan, bölgede giderek yaygınlaşan Güneş Enerjisi Santrali (GES) projelerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanımını desteklediklerini vurgulayan Ayhan, projelerin tarım alanları, meralar ve doğal yaşam alanları gözetilmeden hayata geçirilmesini eleştirdi. Enerji üretiminin büyük şirketlerin ticari çıkarlarına göre değil, halkın ihtiyaçları ve katılımı esas alınarak planlanması gerektiğini belirten Ayhan, “Biz GES'e değil, yanlış enerji politikalarına karşıyız. Enerji halk için, halkın katılımıyla ve doğayla uyumlu biçimde üretilmelidir” dedi.

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK KAÇINILMAZ”

İklim değişikliğinin artık kaçınılmaz bir gerçek olduğuna dikkat çeken Ayhan, bunun temel nedenlerinden birinin sera gazı salınımlarındaki artış olduğunu ifade etti. Özellikle son 20-25 yılda insan faaliyetleri nedeniyle atmosfere salınan sera gazlarının ciddi oranda arttığını belirten Ayhan, fosil yakıt kullanımının bu artışta önemli bir paya sahip olduğunu söyledi.
Kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların enerji üretiminde kullanılmasının yüksek miktarda karbon salınımına neden olduğunu kaydeden Ayhan, “İklim değişikliğiyle mücadelede iki temel politika öne çıkıyor. Bunlar iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve değişen iklim koşullarına uyum sağlamaktır. Sera gazı salınımlarının düşürülmesi için fosil yakıtlardan uzaklaşılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, sanayide çevreci üretim yöntemlerinin, sürdürülebilir tarım politikalarının benimsenmesi ve yeşil alanların korunması, arttırılması gerekir” diye konuştu.

“TÜRKİYE'NİN ENERJİ POLİTİKALARINDA CİDDİ ÇELİŞKİLER VAR”

2015 yılında imzaya açılan Paris İklim Anlaşması'nın iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olduğunu belirten Ayhan, Türkiye'nin anlaşmayı ancak 2021 yılında onayladığını ve 2053 yılı için net sıfır emisyon hedefi açıkladığını hatırlattı. Ayhan, “Ancak bu hedefin gerçekleştirilmesi ciddi ve kararlı politikalar gerektiriyor. Fosil yakıt kullanımının azaltılması, sanayinin dönüştürülmesi ve yenilenebilir enerjiye geçişin bütünlüklü biçimde ele alınması lazım” dedi.

Türkiye'de yenilenebilir enerji yatırımlarının artmasına rağmen fosil yakıtlardan vazgeçilmediğine dikkat çeken Ayhan, bu durumu enerji politikalarındaki temel çelişkilerden biri olarak değerlendirdi. Ayhan, “Bir taraftan güneş ve rüzgâr enerjisi yatırımları artıyor, diğer taraftan kömür ve doğal gazla elektrik üretimi sürdürülüyor. Enerji alanındaki dışa bağımlılık da devam ediyor.

“YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI SERMAYENİN KONTROLÜNE GEÇTİ”

Yenilenebilir enerji kaynaklarının fosil yakıtlara kıyasla çok daha çevreci ve sürdürülebilir olduğunu belirten Ayhan, şunları ifade etti:

“TMMOB olarak güneş, rüzgar, biyogaz ve jeotermal gibi kaynakların kullanımını destekliyoruz. Diyarbakır'da 2016-2017 yıllarında bileşenlerle birlikte %100 yenilenebilir enerjiye geçiş için bir yol haritası oluşturduk. Bölgenin kendi enerji potansiyelini değerlendirmesi gerekir. Diyarbakır'ın güneş enerjisi açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Tarım ve hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde ciddi biyogaz enerji üretimleri yapılabilmekte. Bölgesel kaynakların hibrit sistemlerle birlikte değerlendirilmesiyle daha sürdürülebilir bir enerji sistemi oluşturulabilir. Danimarka ve Hollanda'da hayvancılık faaliyetlerinden elde edilen atıklar biyogaz üretiminde kullanılıyor, İsveç'te ise jeotermal kaynaklardan merkezi ısıtma sistemlerinden yararlanılıyor. Türkiye'de de benzer modeller geliştirilmeli. Ancak Türkiye'de yenilenebilir enerji yatırımları zamanla büyük şirketlerin kontrolüne geçti. Başlangıçta bireysel kullanım ve küçük ölçekli üretim için açılan kapasiteler, ilerleyen süreçte büyük ölçekli ticari yatırımlara dönüştü.”

Enerji üretiminin toplumsal bir hak olduğunu vurgulayan Ayhan, “Yenilenebilir enerji yatırımlarının demokratik bir şekilde yapılmasını istiyoruz. Enerji halk için ve halkın katılımıyla üretilmeli. Enerji kooperatifleri kurulabilir, insanlar bir araya gelerek kendi enerjilerini üretebilir ve çok daha uygun maliyetlerle tüketebilir. Bu sistem sitelerde, mahallelerde ve kırsal alanlarda da uygulanabilir. Bizim savunduğumuz model demokratik enerji modelidir” dedi.

“MERA VE TARIM ALANLARI ENERJİ YATIRIMLARINA KURBAN EDİLMEMELİ”

GES projelerinin planlanmasında en önemli kriterlerden birinin doğal yapının korunması olduğunu belirten Ayhan, tarım alanlarının, meraların ve sulak alanların enerji yatırımları uğruna ortadan kaldırılmasına karşı olduklarını söyledi. Ayhan, “Bir bölgede tarım yapılıyorsa o tarım alanını ortadan kaldırarak GES kurmak yanlıştır. Burası meraysa ve insanlar hayvanlarını burada otlatıyorsa yine yanlıştır. Sulak bir alansa ve insanlar buradan su elde ediyorsa bu alanı da enerji yatırımı uğruna ortadan kaldırmamak gerekiyor” dedi.

“GES İÇİN ÖNCE ÇATILARI DEĞERLENDİREBİLİRİZ”

Bölgede GES yatırımları için uygun arazi bulunmadığı durumlarda mevcut yapıların çatılarının değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ayhan, milyonlarca metrekarelik bina çatısının kullanılmadan durduğuna dikkat çekti. Ayhan, “Kamu binalarından başlanarak yeni yapılacak yapıların çatılarına güneş enerjisi sistemleri kurulabilir. Mevcut binaların çatıları ve cephelerinin de enerji üretimi için değerlendirilebilir” diye konuştu.

Bunun yanında bölgede yaygın olan hayvancılık faaliyetlerinin biyogaz üretimi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını kaydeden Ayhan, biyogaz yatırımlarının yeterince yaygın olmadığını ve Danimarka'daki uygulamalardan şöyle örnek verdi: “Birkaç hayvancılık işletmesi ortaklaşa biyogaz tesisi kurarak hayvansal atıkları enerjiye dönüştürüyor. Üretilen enerji yalnızca satış amacıyla değil, işletmeler kendi ihtiyaçlarını karşılamak için de kullanıyor” dedi.

HİBRİT ENERJİ SİSTEMİ ÖNEMİ

Hibrit enerji sisteminin önemine de dikkat çeken Ayhan, “Güneş enerjisinin yanı sıra diğer yenilenebilir kaynaklar bölgesel potansiyellere göre birlikte değerlendirilebilir” diye kaydetti.

“HALKIN ONAYI VE KATILIMI ESAS ALINMALI”

Enerji yatırımlarının planlanmasında yerel halkın karar süreçlerine katılımının temel kriter olması gerektiğini belirten Ayhan, bölgede yaşayan insanların görüşleri alınmadan hayata geçirilen projelerin kabul edilemeyeceğini söyledi.

Teknik açıdan uygun bulunan ve yerel halkın da kabul ettiği projelerin hayata geçirilebileceğini belirten Ayhan, “Biz bütün santrallere karşı değiliz. Teknik olarak uygun olmayan, doğal yapıya zarar veren alanlarda yapılan yatırımlara karşıyız. Eğer bir proje uygun bir alana kuruluyorsa ve halk da bunu kabul ediyorsa elbette yapılabilir. Çünkü bu projeler doğrudan orada yaşayan insanların hayatını ilgilendiriyor. Halkın onayı ve katılımı bizim için önemli” ifadelerini kullandı.

“ENERJİ HALKIN İHTİYACI KADAR ÜRETİLMELİ”

TEİAŞ'tan aldığı Eylül 2026 tarihli verilere göre Türkiye'nin elektrik üretiminde hidroelektrik santrallerin payının yüzde 26,3, güneş enerjisinin yüzde 14,4, rüzgâr enerjisinin yüzde 12,2, jeotermal ve diğer kaynakların ise yüzde 6,5 olduğunu aktaran Ayhan, ithal kömürün yüzde 20,1, yerli kömürün yüzde 11,2 ve doğal gazın yüzde 9,3 paya sahip olduğunu belirtti.

Dicle Üniversitesi’nde öğrencilerle diplomasi buluşması
Dicle Üniversitesi’nde öğrencilerle diplomasi buluşması
İçeriği Görüntüle

Ayhan, enerji politikalarına ilişkin yaklaşımını şu sözlerle özetledi:

“Bizim istediğimiz daha planlı, daha çevreci, daha eşitlikçi ve halkın ihtiyaçlarını esas alan bir enerji politikasıdır. Bir porsiyon yemekle doyuyorsak neden üç porsiyon yiyelim? İhtiyacımızdan fazla enerji üretmek, bunun için doğal alanları tahrip etmek ve ekonomik kaynakları verimsiz kullanmak, üretimi sermaye eliyle yapıp halka yüksek faturalarla kullandırmak doğru değil. Enerji halk için, halkın katılımıyla ve doğaya saygılı biçimde üretilmelidir.”

Muhabir: Güneş OCAĞA